A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de










İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?

“Yazana zahmet vermeyen yazı, okuyana da zevk vermez” (S. Johnson)


Adı ve menşei ne olursa olsun; şayet sistem, ideoloji, düzen, nizam veya dünya görüşü denilen kurallar, kaideler, kanunlar ve kriterler manzumesinden oluşan şey, insanın refah ve mutluluğuna hizmet ve hitap etmiyorsa, gerekirse atılmaya, unutulmaya, değilse yenilenmeğe veya değiştirilmeye muhtaçtır.

Kaldırımda yürüyen, durakta bekleyenlere, otobüs veya trendekilere, velhasılı çevrenizde, yanıbaşınızdaki insanların yüz hatlarına, davranış biçimlerine dikkatlice bakın... Cinayet, kavga, boşanma ve bilimum husumetliklerin altında yatan, kışkırtan sebepleri irdelemeğe, öğrenmeğe, anlamaya çalışın... Alkol, uyuşturucu ve benzeri bağımlılıkları doğuran eğilimleri, teşvik eden ortamları, müptelası olan sosyal tabakaları gözönüne getirmeğe gayret edin... Ve bir de, çevrenizdeki hısım-akrabanın, eş-dostun, konum-komşunun mutlu olmaya, saygı duymaya, itibar etmeğe veya itibar edilmeğe layık gördüğü kıstasları, değerleri zihninizde sıralayın... Bütün bunları bir yerde topladıktan sonra, sözkonusu toplum kendisini ifade ederken seçtiği değer yargılarını ölçü olarak alın ve şu soruyu sorun: Bu toplum gerçekten inandığı gibi midir, yoksa yaşadığı gibi mi?

Samimî, vicdanî ve de son derece mahremî (size özel) bir değerlendirmede, yakın çevrenizin sizinle ve sizin yakın çevrenizdekilerle olan birebir münasebetlerinizde öne çıkan kıstasların belli bir bölümünün gerek sizin, gerekse yakınınızdakilerin imanî değerleriyle ters düştüğünü, çakıştığını göreceksiniz. Başka bir ifadeyle; hayat felsefenizle yaşadığınız hayat son derece çelişkilidir. Bu durum ancak kişinin kendisine ayna tutması, yani yüzleşmesiyle görülebilir.

Birçoğumuz hep kıt kanaat geçindiğimiz, mütevazi hayat şartlarındaki dostlukların hasretini çekeriz. Modernleştikçe, tüketimimiz arttıkça ve refah seviyemiz yükseldikçe bu uğurda heba olan değerlerimizi, feda edilen dostluklarımızı da hoyratça tüketiyoruz. Ürünün, eşyanın habire tüketilmesini körükleyen, teşvik eden serbest iktisadî sistem, tüketilenlerin yerine hemen yenilerini üretir, fakat heba olan, feda edilen ulvî değerleri tekrar geriye getiremez. Batı toplumlarının ahvalini iyi okuyabilmiş düşünürlerden birisi olan Erich Fromm’un; “Modern insanın karakteri sadece ekonomik piyasa tarafından belirlenmektedir” iddiası, artık bizim gibi Batı’nın çömezi melez toplumlar için de, geçerlilik kazanmaya başladı. Kendimizi neye ve kime göre şekillendiriyoruz; umumî temayüle yani genel gidişata, konjonktüre veya “piyasa” kurallarına göre mi, yoksa kendi değerlerimize göre mi?..

Kültürel kodları veya inancına göre hayatını tanzim etmek, kişinin nefsine zor geldiğinden veya dünyevî birtakım beklentilerine engel teşkil ettiğinden, “ne yapalım, şartlar böyle gerektirir” türünden bir savunmayı yeğler. En azından doğrularının belli bir kısmını kendi şahsında uygulamak, hayata geçirmek varken, kabahatı sisteme, genel gidişata veya topluma yüklemek; ya acziyetin ya da teslimiyetin ifadesidir. Meselâ, “Rüşvet vermek benim kitabımda yazmaz ama işim olması için vermek mecburiyetindeyim” diyenlerin samimiyeti kadar “kitap”ı da sorgulanmalıdır: Sen inandıklarının kitabından mısın, yoksa yaşadıklarınınkinden mi?

İddiası, gayesi, ideali, davası, inancı, ülküsü, insana ve insanlığa dair kaygısı, mesuliyeti olanlaradır sözüm: Aldığınız öğüte, dinlediğiniz nasihata, görüp-götürdüğünüze, okuduğunuz ve öğrendiğinize göre misiniz siz? Veya; verdiğiniz öğüte, yaptığınız nasihata, öğrettikleriniz ve söylediklerinize, yazıdıklarınıza kendiniz de inanıyor musunuz?... İnandığınızı kabul edelim: Peki inandıklarınızla amel ediyor musunuz? Kendisini kalabalıklardan farklı gören adam; onlardan farkın nedir?

Kişiyi kalabalıklardan farklı kılan özellik, söylemlerinde değil, eylemlerindedir. Ebu Zer gibi konuşmak yetmez!... Ebu Zer gibi yaşmak gerek! “Gelgör ki, dün olduğu gibi bugünün Karunları, Ebu Zer’in mirasına sahip çıktılar. Muhtaçlar içine girdiklerinde, temiz, mümin, yürekleri hak ve adalet için çarpan gençler arasına karıştıklarında, Ebu Zer’den de Ebu Zer’ci kesildiler. (...) Açlar bile açlığını unuttu. Yoksullar bile yoksullukları dolayısıyla en ayrıcalıklı insanlar olduklarına inanır oldu.

Ama bütün bu sözler sahteydi. Çünkü bu yaman vaizler, Ebu Zer gibi yaşamıyor, Şam aristokratları gibi hayat sürüyordu. Belki az bir parça infak ediyor, hayır yapıyorlardı, ama özel malikanelerinde ısıtma tesisatı döşemenin altındaydı, tavandan sarkan avizeler kristaldi. Halıları ipektendi, evlerinin dekorasyonuna harcadıkları para asgari ücretle çalışan 60 işçinin bir yıllık kazancına bedeldi.” (Ali Bulaç, İnsanın Özgürlük Arayışı, s. 122)

Yazarın “Şam Aristokratları” dediği güruhun başında Şam Valisi Muaviye vardı. Vali de müslümandı, Ebu Zer de.. Birisi inandığı gibi yaşıyordu, diğeri ise yaşadığı gibi inanıyordu.


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar veya Muhsin Ceylan
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat