|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Müslümanın Dirilişi
Kömünizmin çöküşüne şahit oldum. Makyajsız modernizmi
tanıdım. Şimdi de müslümanın dirilişine yetiştim. Dünya
gözüyle bunları görmüş olmak, ne büyük bir İlahî lütufmuş,
çok şükür!
Bütün despotların ve diktatörlerin ortak özellikleri; “ya
ben, ya da tufan!” noktasında örtüşür. Hitler, Stalin, Mao,
Şah Riza Pehlevi, Saddam ve seçimle gelmesine rağmen,
özellikle İslâm dünyasına karşı tutumuyla ABD’nin Bush’u,
Tunus’un Bin Ali’si, Mısır’ın Mübarek’i, Libya’nın
Kaddafi’si ve daha nicelerinde hep aynı ortak özelliği
görüyoruz. Daha hâlâ kalıntıları temizlenememiş ülkemin
dikta hevesli, despot ruhlu “vatan kurtarıcı”ları da,
kendilerinin yönetemedikleri Türkiye’yi bir kaos ortamına
sürüklemekten asla geri durmazlar.
Ondört asır önce Allah’ın Son Elçisi ile Ebu Cehil
arasındaki mücadele, bugün aynı kültür coğrafyasında tek bir
farkla devam ediyor: Dün yeniliğin, açılımın, ilericiliğin,
reformun temsilcisi Hz. Peygamber’in karşısına dikilen
putperest Ebu Cehil, statükonun, değişmezliğin,
durağanlığın, gericiliğin ve İhsan Eliaçık Hoca’nın
tesbitiyle, muhafazakârlığın temsilcisiydi. Zihniyet Ebu
Cehil’ce olduktan sonra, ha putperest olmuş, ha müslüman, ne
fark eder?... Tıpkı Şah’ın, Saddam’ın, Mübarek veya
Kaddafi’nin müslüman olması veya olmaması gibi...
Bugünlerde Batı’nın Doğu’ya bakan yüzüne şahsen tiksintiyle
bakıyorum. Doğrusu böylesi yüzsüzlük olamaz! Arap
coğrafyasının petrol ve gaz gibi enerji kaynaklarını
sömürmek için kabile reislerine devletçikler kurduran ve
Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekildiğinden beri
kendileriyle işbirlikçi despotların mezalimliklerine göz
yuman, onlara destek veren Batı, Tunus, Mısır ve Libya’da
başgösteren halk ayaklanmalarından sonra ağız değiştirdi.
Bununla kalmayarak yüz de değiştirdi. Meselâ, düne kadar öve
öve yere ve göğe sığdıramadıkları Mübarek’in ne derece zalim
bir dikatör olduğunu şimdi de anlata anlata bitiremiyorlar.
Mide bulandıran da zaten, bu ikiyüzlülükür.
Batı’nın düşünce temelinde durağanlaştığı, hatta bir çıkmaza
girdiği zamanda, İslâm’ın doğduğu coğrafyadaki hareketlilik,
insanlık tarihinde yeni bir dönüm noktasıdır. Başta Türkiye
olmak üzere, bu inanç coğrafyasında İslâm’a rağmen şimdiye
kadar hiçbir siyasî, ideolojik hareket ve iktidar uzun
vadeli başarılı olamadı, kabul görmedi. Sosyal hadiselerin
özünü kavrayamayan müslüman ve İslam’a peşinhükümlü yaklaşan
Batılı, statükoya ve her türlü baskıya karşı direnebilen,
yenilikçi, değişimci bir İslâm’la bu vesileyle tanışmış
oldu.
Asrın idrakine İslâm’ı söyletmek gibi bir ülküsü olanlar,
önce müslümanın idrakine İslâm’ı söyletmelidirler. Şimdi tam
da bunun sırasıdır ve şimdi “İslâmcı” yazara, aydına,
düşünüre fırsat ve imkân doğmuştur. Batı tıkanmış,
Müslüman-Doğu yeniden depreşmeye başlamışken, ezilen,
hakları gasp edilen, (müslüman) halklar adına, insanlık ve
herkes için huzurlu bir dünya adına söyleyecek sözü
olanların şimdi ortalığa çıkma zamanı, şimdi seslerini
yükseltme zamanıdır.
Müslümanın gerek kendi içindeki, kendisinden olan zalime ve
gerekse dışarıdan gelen zulme karşı ortak haykırışı;
“Allahuekber”dir. İktidarın satın alamadığı din âlimi de,
başınızdaki size zulmediyorsa başkaldırın, alaşağı edin,
diyebiliyor artık. Bu durum, Ebu Zer’in sürgünden dönüşüne
işarettir. Ali Şeriati’nin ruhu şad olsun!
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|