|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Siyaseten ve Hakikaten Batı
Avrupa Türkleri
Bazen yaşanılan hakikatlerle siyasetin veya siyasîlerin
hakikati birbiriyle örtüşmeyebilir, hatta, örtüşmek ne
kelime, taban tabana zıt olabilir. Meselâ, siyasetçinin
birisi, memleketi günlük gülistanlık gösterirken; bunu
rakamlar, istatistikler ve grafiklerle belgeleyebildiği
gibi, öteki siyasetçi, aynı memleketin yoksulluk, sefalet ve
kaos içinde olduğunu haykırırken o da, belgeler, rakamlar ve
grafiklerle kendisini doğrulatablir. Seçim ortamına girmiş
siyasî liderlerin sadece bir günlük konuşmalarının
ortalamasını aldığınızda; birisi için şaha kalkmış bir
Türkiye manzarası, diğeri için yerlerde sürünen bir Türkiye
tablosu ortaya çıkar. Hakikat ise; muhtemelen o iki noktanın
ortalarında bir yerdedir.
Bir zamanlar anavatanı maddî ve ideolojik katkılarıyla
kurtarmak için kolları sıvayan dünün “Gurbetçileri” ve
bugünün Batı Avrupa Göçmen Türkleri siyasetin neresindeler?
Buna ilaveten ikinci soru da; siyaseten neredeler? Meselâ
Almanya gibi göçtükleri ülkenin siyasî hayatında işgâl
ettikleri yerle, siyasetçisinin nutkunda (retorik) ve
zihnindeki yerleri birbiriyle örtüşmüyor. Bilfiil siyasî
partilerdeki Türklere bakış açısı, algılama biçimi, kabul
görür ve ülke gerçekleriyle paralellik arz ederek belli bir
seviyede tutulurken; Türk azınlığa bakıştaki genel temayül;
bünyesinde birçok menfilikleri bulunduran ve istenmeyen
öteki noktasındadır.
Göç edilen ülkenin politik hayatında kazanılan yer kadar,
gelinen ülkenin (anavatan) politik hayatında Batı Avrupa
Türkleri yer edinemediler, buna imkân ve fırsat verilmedi.
Halbuki yenivatan kadar anavatanda da, Göçmen Türklerin
siyasî temsilcilerinin olması, kendileri için hayatî bir
önem taşır. Ülke dışındaki vatandaş ve soydaşlarını bazen
eften püften sebeplerle gelen/verilen talimatlar ve
konjönktürel ihtiyaçlar doğrultusunda seferber eden bir
anlayışın ötesinde, millî politikası olan her ülke,
dışarıdaki böylesi bir potensiyeli siyaseten de gözardı
etmez. Batı Avrupa ülkelerine Türk İşçi Göçü’nün başladığı
1960’lı yılların başından itibaren, gelmiş geçmiş
hükümetler, “Orda bir köy var uzakta/O köy bizim köyümüzdür”
zaviyesinden hadiseye bakmışlar ve; “Gezmesek de, tozmasak
da/O köy bizim köyümüzdür (A. Kutsi Tecer)” noktasından
Göçmen Türkleri sahiplenmişlerdir.
Haksızlık etmemek lazım; artık bu topraklara ayak basmayan,
buraları şehir şehir gezip tozmayan politikacı ve üst düzey
bürokrat kalmadı gibi... Bazen hangi sebeplerle buralara
geldikleri bizlerce meçhul olsa da, gelmişken bizleri
denetlemeyi, birlikte kameralara poz vermeyi ve orada
yaptıkları ve yapacaklarını buradakilere propaganda etmeyi
ihmal etmeyen büyüklerimiz; milyonlarca Avrupalı Göçmen
Türke akıl vermenin ötesinde, onlara yönelik verecekleri
hizmeti hiç bahse konu etmezler. Birisi; uyum sağlayın,
buranın lisanını öğrenin derken, ötekisi; kimliğinizi
muhafaza edin, anadilinizi unutmayın, der. Ayrıca siyasî
partisinden, iktidar ve muhalefette oluşundan bağımsız
olarak, askerî cunta denetimi ve baskısı altındaki ara
rejimlerden kurtulalı beri, bütün siyasîler, Batı Avrupa
Türklerine, Türkiye genel seçimlerinde seçme ve seçilme
hakkını vaad etmişler... Ve sadece o kadarını edebilmiş, o
kadarıyla yetinmişler.
Siyaseten bakıldığında; Türklerin olduğu ülkelerde yabancı
düşmanlığı/ırkçılık var, İslâmafobi var, dolaylı
asilimilisyon tehlikesi var... Hakikaten bakıldığında da
bunlara ilaveten; İslâm’ın resmî statüye kavuşturulmaması,
aile birleşimi, seçme ve seçilme hakkı, iki ara bir derede
kalan çifte vatandaşlık ve Üçünçü Nesil Göçmen Türkün
konuşmakta ve yazmakta zorlandığı Türkçe gibi hayatî konular
var...
Yurtdışındaki Türklerle ilgili oluşturulan mercilerin
yetkilileri, Batı Avrupa Türklerinin meselelerine acaba ne
kadar vakıflar? Onların yüzde kaçı Ankara bürokrasisinden,
kestirme yollardan koltuk verilenlerden ve yüzde kaçı
sözkonusu kesimin kendi içindendir? Göçmen Türk, “Almanca
öğrenin, uyum sağlayın!” diyenler kadar, “Türkçe’yi öğrenin,
asimile olmayın!” deyenlere de, sadece kafa sallayıp, gülüp
geçiyor. Anadil gibi bir milletin varlığını simgeleyen bazı
konular, devletin millî politikası statüsünde muamele
görmeden ve devlet desteği olmadan arzu edilen, hedeflenen
neticeyi vermez. Siyaseten, “Türkçe’yi öğrenin” diyenlere
pek kulak asılmaz çünkü; devletin imkânlarını elinde
bulunduranlar olarak siz şimdiye kadar hakikaten ne
yaptınız?” diye sorarlar. Meselâ Fransa, İtalya, İspanya,
Yunanistan ve Almanya gibi ülkelerin, yurtdışındaki
vatandaşları için göstediği anadil hassasiyeti ve gayreti
gibi bir azim mi gösterdiniz? Veya onlarınkine eşdeğer bir
millî politikanız mı var?
İletişim ve teknoloji çağı Yirmibirinci Yüzyıl’da Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşına yurtdışında oy kullanma hakkı
sağlamaktan aciz ve isteksiz irade, kırk dereden su
getirerek niçin mümkün olmadığını anlata dursun... Göçün 50.
Yılında bile bu zihniyetin Batı Avrupa Türklerine siyaseten
bakışı maalesef böyledir: Toplantılar birbirini kovaladı,
heyetler geldi heyetler gitti. Verilen raporlar, dilekçeler
kayıt altına alındı fakat kaldırıldığı raflardan bir türlü
aşağı indirilmedi. Bakanlar geldi, müsteşarlar gitti...
Dünün koalisyon, bugünün tek partili hükümetleri de, paldır
küldür giden, gümbür gümbür gelen başbakanlar da;
dinlediler, öğüt verdiler, akıl dağıttılar, vaatte
bulundular, zaman zaman da kafaları karıştırıp, ortalığı
velveleye verip çekip gittiler.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcileri veya ileri seviyedeki
siyasîleriyle biraraya gelindiğinde, Avrupalı Türkün
meselesinden ziyade, kendisini pazarlayan ve akabinde de
mensubu olduğu kuruluşun reklamını yapan nam-ı diğer “STK
Başkanları”yla da ancak bu kadar!... Buralarda bir baltaya
sap yapılmayacaklarını nihayet anlayanlarımızın, temsil
ettikleri kitle üzerinden Türkiye’de bir yerlere
gelebilmenin yollarını aramaları da, Avrupalı Göçmen Türkün
hakikat pencerisinden görünen bir başka manzarasıdır.
Özellikle göçün ellinci yılında istekler, beklentiler, çözüm
bekleyen meseleler koro hâlinde, aynı anda seslendirilmeli,
ortak basın toplantıları yapılmalı, yüzbinlerce imzalı
dilekçeler verilmeli, gerekirse yürünmeli; Brüksel’e,
Berlin’e ve illâ da Ankara’ya!...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|