A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de










Siyaseten ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri

Bazen yaşanılan hakikatlerle siyasetin veya siyasîlerin hakikati birbiriyle örtüşmeyebilir, hatta, örtüşmek ne kelime, taban tabana zıt olabilir. Meselâ, siyasetçinin birisi, memleketi günlük gülistanlık gösterirken; bunu rakamlar, istatistikler ve grafiklerle belgeleyebildiği gibi, öteki siyasetçi, aynı memleketin yoksulluk, sefalet ve kaos içinde olduğunu haykırırken o da, belgeler, rakamlar ve grafiklerle kendisini doğrulatablir. Seçim ortamına girmiş siyasî liderlerin sadece bir günlük konuşmalarının ortalamasını aldığınızda; birisi için şaha kalkmış bir Türkiye manzarası, diğeri için yerlerde sürünen bir Türkiye tablosu ortaya çıkar. Hakikat ise; muhtemelen o iki noktanın ortalarında bir yerdedir.

Bir zamanlar anavatanı maddî ve ideolojik katkılarıyla kurtarmak için kolları sıvayan dünün “Gurbetçileri” ve bugünün Batı Avrupa Göçmen Türkleri siyasetin neresindeler? Buna ilaveten ikinci soru da; siyaseten neredeler? Meselâ Almanya gibi göçtükleri ülkenin siyasî hayatında işgâl ettikleri yerle, siyasetçisinin nutkunda (retorik) ve zihnindeki yerleri birbiriyle örtüşmüyor. Bilfiil siyasî partilerdeki Türklere bakış açısı, algılama biçimi, kabul görür ve ülke gerçekleriyle paralellik arz ederek belli bir seviyede tutulurken; Türk azınlığa bakıştaki genel temayül; bünyesinde birçok menfilikleri bulunduran ve istenmeyen öteki noktasındadır.

Göç edilen ülkenin politik hayatında kazanılan yer kadar, gelinen ülkenin (anavatan) politik hayatında Batı Avrupa Türkleri yer edinemediler, buna imkân ve fırsat verilmedi. Halbuki yenivatan kadar anavatanda da, Göçmen Türklerin siyasî temsilcilerinin olması, kendileri için hayatî bir önem taşır. Ülke dışındaki vatandaş ve soydaşlarını bazen eften püften sebeplerle gelen/verilen talimatlar ve konjönktürel ihtiyaçlar doğrultusunda seferber eden bir anlayışın ötesinde, millî politikası olan her ülke, dışarıdaki böylesi bir potensiyeli siyaseten de gözardı etmez. Batı Avrupa ülkelerine Türk İşçi Göçü’nün başladığı 1960’lı yılların başından itibaren, gelmiş geçmiş hükümetler, “Orda bir köy var uzakta/O köy bizim köyümüzdür” zaviyesinden hadiseye bakmışlar ve; “Gezmesek de, tozmasak da/O köy bizim köyümüzdür (A. Kutsi Tecer)” noktasından Göçmen Türkleri sahiplenmişlerdir.

Haksızlık etmemek lazım; artık bu topraklara ayak basmayan, buraları şehir şehir gezip tozmayan politikacı ve üst düzey bürokrat kalmadı gibi... Bazen hangi sebeplerle buralara geldikleri bizlerce meçhul olsa da, gelmişken bizleri denetlemeyi, birlikte kameralara poz vermeyi ve orada yaptıkları ve yapacaklarını buradakilere propaganda etmeyi ihmal etmeyen büyüklerimiz; milyonlarca Avrupalı Göçmen Türke akıl vermenin ötesinde, onlara yönelik verecekleri hizmeti hiç bahse konu etmezler. Birisi; uyum sağlayın, buranın lisanını öğrenin derken, ötekisi; kimliğinizi muhafaza edin, anadilinizi unutmayın, der. Ayrıca siyasî partisinden, iktidar ve muhalefette oluşundan bağımsız olarak, askerî cunta denetimi ve baskısı altındaki ara  rejimlerden kurtulalı beri, bütün siyasîler, Batı Avrupa Türklerine, Türkiye genel seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını vaad etmişler... Ve sadece o kadarını edebilmiş, o kadarıyla yetinmişler.

Siyaseten bakıldığında; Türklerin olduğu ülkelerde yabancı düşmanlığı/ırkçılık var, İslâmafobi var, dolaylı asilimilisyon tehlikesi var... Hakikaten bakıldığında da bunlara ilaveten; İslâm’ın resmî statüye kavuşturulmaması, aile birleşimi, seçme ve seçilme hakkı, iki ara bir derede kalan çifte vatandaşlık ve Üçünçü Nesil Göçmen Türkün konuşmakta ve yazmakta zorlandığı Türkçe gibi hayatî konular var...

Yurtdışındaki Türklerle ilgili oluşturulan mercilerin yetkilileri, Batı Avrupa Türklerinin meselelerine acaba ne kadar vakıflar? Onların yüzde kaçı Ankara bürokrasisinden, kestirme yollardan koltuk verilenlerden ve yüzde kaçı sözkonusu kesimin kendi içindendir?  Göçmen Türk, “Almanca öğrenin, uyum sağlayın!” diyenler kadar, “Türkçe’yi öğrenin, asimile olmayın!” deyenlere de, sadece kafa sallayıp, gülüp geçiyor. Anadil gibi bir milletin varlığını simgeleyen bazı konular, devletin millî politikası statüsünde muamele görmeden ve devlet desteği olmadan arzu edilen, hedeflenen neticeyi vermez. Siyaseten, “Türkçe’yi öğrenin” diyenlere pek kulak asılmaz çünkü; devletin imkânlarını elinde bulunduranlar olarak siz şimdiye kadar hakikaten ne yaptınız?” diye sorarlar. Meselâ Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan ve Almanya gibi ülkelerin, yurtdışındaki vatandaşları için göstediği anadil hassasiyeti ve gayreti gibi bir azim mi gösterdiniz? Veya onlarınkine eşdeğer bir millî politikanız mı var?

İletişim ve teknoloji çağı Yirmibirinci Yüzyıl’da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına yurtdışında oy kullanma hakkı sağlamaktan aciz ve isteksiz irade, kırk dereden su getirerek niçin mümkün olmadığını anlata dursun... Göçün 50. Yılında bile bu zihniyetin Batı Avrupa Türklerine siyaseten bakışı maalesef böyledir: Toplantılar birbirini kovaladı, heyetler geldi heyetler gitti. Verilen raporlar, dilekçeler kayıt altına alındı fakat kaldırıldığı raflardan bir türlü aşağı indirilmedi. Bakanlar geldi, müsteşarlar gitti... Dünün koalisyon, bugünün tek partili hükümetleri de, paldır küldür giden, gümbür gümbür gelen başbakanlar da; dinlediler, öğüt verdiler, akıl dağıttılar, vaatte bulundular, zaman zaman da kafaları karıştırıp, ortalığı velveleye verip çekip gittiler.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcileri veya ileri seviyedeki siyasîleriyle biraraya gelindiğinde, Avrupalı Türkün meselesinden ziyade, kendisini pazarlayan ve akabinde de mensubu olduğu kuruluşun reklamını yapan nam-ı diğer “STK Başkanları”yla da ancak bu kadar!... Buralarda bir baltaya sap yapılmayacaklarını nihayet anlayanlarımızın, temsil ettikleri kitle üzerinden Türkiye’de bir yerlere gelebilmenin yollarını aramaları da, Avrupalı Göçmen Türkün hakikat pencerisinden görünen bir başka manzarasıdır.

Özellikle göçün ellinci yılında istekler, beklentiler, çözüm bekleyen meseleler koro hâlinde, aynı anda seslendirilmeli, ortak basın toplantıları yapılmalı, yüzbinlerce imzalı dilekçeler verilmeli, gerekirse yürünmeli; Brüksel’e, Berlin’e ve illâ da Ankara’ya!...


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Siyaseten ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın Dirilişi
İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar veya Muhsin Ceylan
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat