|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Hakikat Çıplak!
Kapıda bir müddet beklettikten sonra uzun muşamba önlüğünü
giymiş olarak dışarı çıktı. Beklettiğinden dolayı özür beyan
ettikten sonra kendisini takdim etti. İnsanlarla ilk defa
tanışırken , söylediklerine değil de, hareketlerine dikkatim
odaklandığından, telafuz edilen isimleri o anda unutuyorum
veya duymuyorum. Benim yaşlardaki bu mütevazi şahsın da
ismini o anda hafızam kayıt altına almadı veya oralık
olmadım. Fakat benden de aynı şekilde karşılık beklediğini
anladığımdan, gecikmeden cevap verdim.
-Benim de adım, Mahmut Aşkar...
İsmini unuttuğum, fakat ömrü billah simasını unutmayacağım
adam, bu fakirin ismini duyunca bir hoş oldu... Merak
ettiğiniz bir insanı ummadığınız bir zaman ve ortamda
karşınızda görünce siz nasıl olabilirseniz, karşımdaki kişi
de o şekilde oldu:
-“Kitaplarınızdan tanıdığım sizi çok merak ediyordum”
deyince, bu sefer de ben tatlı bir şaşkınlık geçirdim. Bizim
gibi çok az okuyan bir toplumda bir yazar için bundan daha
güzel iltifat ne olabilirdi ki... İşinin erbabı adam, fazla
zaman israf etmemek adına;
-“Siz bu durumdan nice kitap konuları çıkarırsınız” dedi ve
içeri girdi.
Bana da, onu takip etmekten başka seçenek yoktu zaten. Beton
ve ıslak zeminde önce diz boyu çizmeleri giymem gerektiğini
nazik bir dille söyledikten sonra önlüğü giymemde yardımcı
oldu. Plastik eldivenlerin ve ağız maskesinin yerini
gösterdi... Eldivenleri giydim, maskeyi takdım, heyecanımı
metanetimle bastırmaya çalışırken, içerdeki havanın
soğukluğu kadar ağırlığı da üzerime çöküyordu. Kendisine
asistanlık yapacağım adam, bana ne yapmam gerektiğini ve
nasıl yardımcı olabileceğimi ayrıntılı bir şekilde anlattı.
O, içinde bulunduğumuz olağanüstü duruma göre son derece
rahat iken, ben son derece gergin olmama rağmen bunu
hissettirmemeğe gayret ediyordum.
Hakikatı bilmek başka, onunla yüzyüze gelmek, karşılaşmak
başkadır... İşinin ehli, inanmış adam besmele çektikten
sonra yanyana sıralanmış dolap kapaklarından birini açtı,
takriben iki metre uzunluğundaki tahta kaplı hakikatın bir
ucundan da ben tuttum; onu çıplak ve soğuk odanın ortasına
yapılmış olan yere yaklaştırdık. Hocam bir taraftan bantla
yapıştırılmış kapağı açarken, dieğer taraftan da bana işin
bu safhasında yapmam gerekeni izah ediyordu. Nihayet kapak
açıldı ve ben libassız hakikatle karşı karşıyaydım. Her
defasında değişik kumaşlar ve renklerle örtülü hakikat şimdi
“ilkgün”kü gibiydi: Çıplak! Sadece o ilkgün’de çığlık atarak
kendinden haberdar eden hakikat, şimdi “songün”de ölü
sessizliğine bürünmüştü. Şimdi çığlık atanlar, onu yolcu
edenlerdi...
Daha düne kadar geleceğe dair planlar kuran, hesaplar yapan,
hayalleri olan bir adamdı o... Dişiyle tırnağıyla mücadele
verdiği bir ömür bırakmıştı geride... Şimdi ne dişiyle
tırnağıyla kazandığı dünya malı, ne de en kıymetli varlığı
evlatları, onu bu yolculuktan alıkoyamamışlardı. Gürlediği
zaman etrafındakiler onun heybetinden titrerlerdi ama artık
susmuştu bir kere ve son kere... Sert ve keskin bakışları
yetiyordu aslında herşeyi anlatmaya... Şimdi artık kapamıştı
gözlerini bir defa ve açmamaya kararlıydı son defa!.. Balyoz
gibi yumruklar şimdi düştüğü yerden kalkmıyordu artık...
Herşeye diyecek bir sözü, itirazı olan adam, şimdi ne yapsan
itiraz etmeyen, ses çıkarmayan, karşı koymayan ölü gibiydi
adeta...
Artık ne, “gibi” yakıştırmam, ne de, “adeta” benzetmem,
karşımdaki çıplak hakikatı örtbas etmeğe yetmiyordu! Hocamın
ikazıyla irkildim:
-Mahmut Bey, şimdi de merhumu bana doğru kaldır ve suyu
yıkadığım yerlerin üstüne tut!
O değerli dostun yerine, bir ara kendimi yıkıyoruz
zannettim: Hakikatın bu derecesini çıplak gözle görmek,
görebilmek: Ölmeden ölebilmek!... Bütün dünyalıklardan ve
dünyadan sıyrılarak diriyken ölmek... Korktum! Hazırlıksız
ölmüş olmaktan korktum. Toprağa gidecek olan kendi
hakikatimin benden bir cisim olduğunu anlayınca korktum,
ölümden değil... Şimdi biz, çıplak hakikatı bir daha, bir
daha yıkıyorduk.
-Mahmut Bey dedi hocam, “görüyor musun, müslümanlar
yıkandıktan sonra yüzlerine nur geliyor.”
-Elhamdülillah...
Dünyaya ve dünyalıklara “songün”de elveda diyen hakikat,
yine “ilkgün”kü gibi anadan üryandı. Doğduktan sonra bir
parça beze sarılan insan, öldükten sonra da birkaç parça
beze sarılmalıydı... Fakat bu “ölen” hakikat değil, hakikatı
görmek içindi.
“Siz bu durumdan nice kitap konuları çıkarırsınız” diyen
hocama;
-Ben buradan sadece ibret dersi alarak çıkıyorum” dedim ve
ilave ettim:
-Hakikati görmek, onunla yüzleşmek isteyenler, giydirilmiş,
örtülmüş, ambalajlanmış şekliyle değil, çıplak hâliyle tanış
olmalıdırlar.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|