|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi
Şehirde avare avare gezinirken iki bina arasındaki
arsada yemlenen güvercinleri seyre dalmıştım. Güvercinlerden
birinin diğeri etrafındaki hareketleri dikkatimi celbetti.
Diğerine kıyasla daha renkli ve parlak tüyleri olan
güvercini, görüntüsünden ziyade hareketleriyle erkek
olduğunu anlamıştım. O, tıpkı insanın erkek olanının
dişisine çalım attığı, caka sattığı gibi hareketlerde
bulunuyor, dişi güvercinin gönlünü çelebilmek için elinden
gelen her türlü hüneri gösteriyordu. Dişi güvercin kendisine
musallat olan erkekten uzaklaşmaya çalıştıkca, erkek onun
etrafında pervane gibi dönüyordu.
Büyük bir merakla, bu karşılıksız aşkın nasıl
sonuçlanacağını bekledim. Erkek güvercinin bütün ihtişamına,
kudretine ve ısrarlı gayretine rağmen dişi güvercin oralık
olmayınca, birbirinden uzaklaşarak her biri aksi istikamete
kanat çırparak gitti.
Son yıllarda en meşhurların ayyuka çıkan “seks skandalları”
dünya kamuoyunu meşgul etmeye başlayınca, yukarıya
aktardığım güvercince tavırları hatırladım. Sadece
hatırlamakla kalmadım; o hayvan mı daha medeni idi, yoksa
iradesini belden aşağısına teslim etmiş, namı dünyaya
yayılmış, hükümran medeniyetin “öncüleri” mi, sorusuna da
cevap aradım. Doğrusu bu kervana bizim “öncü”lerimizden de,
hatırı sayılır sayıda dahil olanları görmek, işimizi daha da
zorlaştırdı. Ne güzel, Batılılara verip veriştirmek varken,
şimdi aynayı kendimize de tutmak mecburiyeti hasıl oldu.
Sıradan gazete okuyucusu veya günlük tv haberleri seyircisi
için, skandal sözcüğü ile Clinton, Berlusconi veya
Strauss-Kahn isimlerini yanyana getirdiğinizde neyi
çağırıştırıyorsa, ülkemizde de, kaset skandalı denildiğinde,
birtakım “milli öncü”lerimiz için aynı şeyler geçerlidir.
Bütün dinler veya kültürlerde evlilikdışı cinsî ilişkiler
günah ve yasak olmasına rağmen niye en üst düzeydeki
insanlar tarafından bu cürüm işlenmeye devam ediyor? Böylesi
bir soruya mutlaka herkesin kendine göre ve birden fazla
cevabı vardır. Fertlerden oluşan bir toplumda ortak
değerleri altüst eden, suç işleyen, yasakları çiğneyen
herkesin, yaptığından birinci derecede ferdin kendisi
sorumludur ve bunun bedelini bazen kamu vicdanında, bazen de
kanun karşısında öder. Kamu vicdanına ve hukukî düzene ters
düşen her ferdî eylem, cürümü kadar leke bırakır. Bu gayrı
kanunî ve gayrı ahlakî eylemlerde bulunanların sayısı bir
toplum içinde giderek artarsa, bu gelişmeye paralel olarak,
geride bırakılan leke izleri de artış gösterir. Ve bir gün
gelir ki, lekesiz veya çok az benekleri olan bir toplumun
umumî görüntüsü kadar ortak vicdanı da kapkara oluverir.
Tıpkı göle atılan taşın dalga dalga kıyıya doğru yayılması
gibi, dünyanın şu veya bu köşesinden yayılmaya başlayan
edepsizlik ve ahlaksızlık dalgaları, insanlığının tamamını
tehdit eder seviyesizliğe ulaştı son asırda.
R. Sennet, “Bu bozulma son yüzyılda cismanî aşkın yaşandığı
mahremî alanda olduğu kadar hiçbir yerde olmadı (1)” diyor.
Bu “kirlenme”ye sebep olanlar, öncülük edenler, bazen millî,
bazen milletlerarası düzeydeki statüleri sebebiyle, tsunami
dalgaları gibi herşeyi yerle bir edebiliyor. Gönül
verdiğiniz, ülkenin kurtuluşu için ümit bağladığınız bir
siyasî lider, bazen devletin en üst kademesindeki kişi,
bazen de dünya kamuoyunda itibarlı bir mevkiye ve şahsiyete
sahip birinin, istisnasız her dinden ve milliyetten
insanların lanetlediği bir olayın içinde yer alması,
insanlığın ortak değerlerini ezmekle veya hiçe saymakla
kalmaz, bu istikamette yapılacak kötülüklere de öncülük
etmiş, örnek olmuş olur.
Ruh hastalığı derecesinde cinsî sapıklıkları bir kenara
bırakacak olursak, özellikle toplumların en üst tabakasına
ait, eğitim seviyesi yüksek, maddî imkânı ve siyasî yaptırım
gücü olan bu insanlar niçin haram, yasak, günah olan
birtakım eylemlere meyillenir, inanırlıklarını ve
itibarlarını beş paralık ederler?... Bu soruya verilecek
cevap bize göre; birinci derecede iradesizlik ve ikinci
derecede de, inanç kültüründeki kavramların içinin
boşaltılması, yani anlamsızlaştırılmasıdır.
Günahı ve günahkârlığı Batı kültür tarihî sürecinde kapsamlı
bir şekilde araştıran, irdeleyen yazıda, “Günahın metafizik
bir ağırlığı kalmadı artık, ciddiye de alınmıyor (2)”
tesbiti, ilk başta sadece Batı dünyası için geçerliliği
kabul edilmiş olsa da, İslâm dünyasında bu doğrultudaki
hadiselere bakıldığında, orada da bazı kavramların asıl
mecrasından saptırıldığı görülecektir. Evet! Gerçekten, Der
Spiegel’in sözkonusu yazısında vurgulandığı gibi, “Günahın,
bir imaj problemi olduğu söylenebilir” artık... Hem de, hem
Hıristiyan Batı’da, hem de Müslüman-Doğu’da... İnsanları
cehennem ateşiyle korkutabilen günah kavramı, artık itibar
kaybına uğratılarak, caydırcılığını kaybetti. “Bugün
itibariyle günah, sosyal trafik suçu işlemek gibi bir şey”
deniliyor aynı araştırmada. Cezanın bedelini öderseniz,
affedilmiş olursunuz. Ta ki, bir dahaki suçu işleyene
kadar...
“Globalizmin Pezevenkleri”, global ve onların izinde giden
milli/bölgesel aktörlere, avamdan uzak mahvillerde,
etli-budlu hediyeler gönderiyorlar: “Seks, yüksek
politikanın izole olmuş, anonim dünyasında başarılı olanlara
ödüldür (3)”. Sadece yüksek seviyede politikacı mı; Bir
Alman sigorta şirketi başarılı tesmsilcilerini ödüllendirmek
amacıyla Macaristan’da bir seks partisine 83.000,- Euro
ödeme yaptığı ortaya çıkınca hareretli tartışmalar başladı.
Modernizmin olmazsa olmaz umdelerinden birisi de, kadın
erkek eşitliği bağlamında cinsî (seksüel) özgürlüktür. Dün
Batı kendi yanlışlarından ne çektiyse ve çekiyorsa, Batı
modernleşmesine hararetle ve körükörüne sarılan Türkiye gibi
ülkelerin de başına bugün ve yarınlarda aynı musibetler
geliyor ve bu gidişle gelmeye devam edecek. Batı
medeniyetinin içine düştüğü çelişkiye Batılı düşünürün
zaviyesinden bakıldığında, kendi içinde tezatlaşan dünya
görüşünün evveliyatını daha iyi anlamış olacağız.
Not: Konuya devam edeceğiz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|