A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de










Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (3)

Mahremiyetten Âleniyete

Güvercin, kargaya kıyasla, daha evcil, daha medenî ve daha şehirlidir. Güvercin, insanlarla içiçe yaşarken, karga daha yabanî ve saldırgandır. Güvercinin gırtlaması kulağa hoş gelirken, karganın gaklaması kulağı tırmalar. “Besle kargayı oysun gözünü” sözü, karganın nankörlüğüne işarettir. Karga ihanetin, kavganın, kabalığın, güvercin ise zerafetin, sadakatin ve barışın sembolüdür. Güvercin, kargaya özenmez, onun gibi olmaya veya görünmeğe tenezzül etmez, fakat karga gayesine vasıl olmak için güvercin gibi görünmek ister. Bizim gayemiz, güvercinle karga arasındaki farkı bir daha gözler önüne sermek; güvercin görüntüsündeki karga tıynetli mahlûkata dikkat çekmektir.

Görünüşte gayet kibar, medenî, zarif ve barışçıl görünenleri, savunduğu değerlerle son derece ters düşüren sebepleri irdelemeğe ve anlamaya devam ediyoruz. “Bir dönem Avrupa’da savaşa giden erkekler eşlerine bekâret kemeri takarken (14)”, şimdi niçin mahremiyetlerini âlenileştirdiklerini ve caddelerdeki reklam panolarına, tv ekranlarına, internet sitelerine ve yazılı medyaya taşıdıklarını anlamaya çalışıyoruz. Hergün önünden geçtiğim akaryakıt istasyonunda araba yıkama tesisi  de var. Her ne kadar arabalar otomatik makinalarla yıkanmış olsalar da, iri yapılı, biraz göbekli, iş kıyafetli bir erkeği tesisin başında görüyorum. Akaryakıt istasyonunun caddeyle bitişen köşesindeki tabelada araba yıkama reklamı yapan bikinili zarif bir kız resmi de her defasında dikkatimi çekiyor.  Gerçekten işinin erbabı olan, iş elbiseli adam bu reklamı yapsa, tam da yeridir derim. Fakat soyundurulumuş genç bir kadının, ilgi çekmenin ötesinde, araba yıkamakla ne alakası olabilir? Cinsî özgürlük, kadın hakları, cinsiyet eşitliği derken, kadın sermyenin reklamcısı mı olmalıydı?

Temelinde Tanrı’sıyla kavgalı, mabedine mesafeli olan bir medeniyet anlayışına dahil olmuş biz, “Reform döneminde Hıristiyanlığın, Kapitalizm’in gelişini kolaylaştırmakla kalmadığını, kendisi de kapitalizme dönüştüğünü (15)” bilmeden bugünkü Batı’nın dünyaya bakışını, hayatı algılama biçimini anlamakta zorlanırız. Hıristiyanlığın, Kapitalizme dönüşme serüveninini anlamadan, dışı müslüman içi kapitalist, bizdeki “yeni muhafazakârlığı” da anlamamız mümkün olmaz. “Suudi Arabistan’da benim bir gözlemim olmuştu. Sahiden görmüştüm ki insanlar iki mabet arasında koşturup durmaktadırlar. Ezan okunur okunmaz camilere koşuyor bütün işi gücü, alışverişi bırakıyorlardı. Namaz bitince de ev dışında ailece gidilebilecek tek seçenek olan marketlere koşuyorlardı. (16)”

Ruhsuz beden
Kendilerini çok şuurlu zannetikleri, kabul ve takdim ettikleri hâlde, her türlü nimetiyle dünyamızı şuursuzca tüketen başka bir güruh yoktur. “Tüketilen şeyler arasında diğer nesnelerden daha güzel, daha kıymetli, daha eşsiz bir nesne vardır. Bu nesne bedendir. Beden, bu ahlakî ve ideolojik işlevde ruhun yerini almıştır (17)”. Ruhsuzlaşan bir beden, yazarın da dediği gibi nesnedir, eşyadır, objedir. Her ne kadar, Iris Radisch; “Artık toplumun en iyi kesimlerine kadar ulaşmış olan cinsî özgürlük hareketi, kadınların seksüel objeden (nesne) seksüel subjeye (özne) yükselmelerine vesile oldu. (18)” demiş olsa bile!...Yukarıda, sahasında sıradan bir düşünür olmayan J. Baudrillard’ın da dediği gibi, ruhsuzlaşan bir beden olsa olsa, özne değil, nesne olur. Ve tabiri caizse, sapla samanın karıştırıldığı gibi,“Kadınla cinsel özgürleştirme karıştırılarak, kadın cinsel özgürleştirmeyle, cinsel özgürleştirme kadınla etkisiz hale getirilir. Cinsel özgürleştirmeyle kadın, kadınla cinsel özgürleştirme tüketilir.(19)”

Netice itibariyle, hayat felsefesini tüketim üzerine kurmuş olan zihniyet, kadının cinsî özgürlüğü kadar kadınlığını da tüketir. Bu cinsî özgürlüğün ve cinsiyetler arasındaki eşit hakların  “başarı”sı olarak ve Batılı sanayi toplumlarındaki oldukça yüksek boşanma oranlarının (20)” bir mazaret veya kaçınılması mümkün olmayan netice gibi ileri sürenler, özellikle ileri sanayi ülkelerinde hızla gerileyen doğum oranları yüzünden nüfusun azalmasında vebali olanlardır. Toplumların yüzyıllar boyu birikimlerinin ifadesi olan ve onları ayakta tutan örf, adet, töre gibi yapı taşlarını yerinden oynatan, onlara karşı topyekün bir kültürel savaş açan modernist akımın meydana getirdiği tahribatların en başında aile müessesesi gelmektedir. Sanayi devrimini geride bırakmış Batılı ülke insanının kafası kadar aile hayatı da hayli karışık: “Kişi evlensin mi, evlenecekse ne zaman? Evlenmeden mi birlikte yaşasın, yoksa evli olduğu halde ayrı mı yaşasın? Birlikte olduğuyla aile içinde mi yoksa bir başkasıyla birlikte olan sevgilisiyle aile dışında mı çocuk sahibi olsun veya yetiştirsin? Ve bütün bunların kariyer öncesi mi, sonrası mı, yoksa tam ortasında mı, olmalı hususu belli değil. (21)”

Kültür devrimlerinin devirdikleri
“Aydınlanma filozoflarının geliştirdiği modernlik anlayışı devrimcidir, ama başka bir niteliği de yoktur. Ne bir kültür, ne de bir toplum tanımı yapar; yeni bir toplumun işleme mekanizmalarını aydınlatacağına, geleneksel topluma karşı verilen mücedeleleri harekete geçirir.(22)”. Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri, halktan kopuk kalburüstü aydınımızın, örf ve adetlerine sadık halkımıza hep mesefali durması, onu dün olduğu gibi bugün de, “köylü”lükle yaftalaması, Batı modernizmini, geleneklere karşı bir ideoloji olarak görmesindendir. Globalleşmenin teşvik ettiği, ortam hazırladığı bugünkü vahşi kapitalizme adeta kucak açılarak davetiye çıkarılan ülkeler ister Türkiye gibi Kemalist-Müslüman, ister Çin gibi Taoist-Maoist karışımı bir ülke olsunlar; zamanında gerçekleştirlen “kültür devrimleri”nin toplumda açtığı gediklerden bugün daha beter bir kültürel tahribat ve taaruz yapılmaktadır. O sebepten dolayıdır ki, S. Zizek’in, “
Tarihin inanılmaz cilvesine bakın ki, kapitalizmin bu derece hızlı gelişmesine ideolojik zemini, geleneksel toplum yapısını yıkan Mao’nun kendisi hazırladı (23)” şeklindeki tesbiti, günümüz Çin gerçeğiyle bire bir örtüşmektedir. Kapitalizm, Uzak Doğu’da bir tamamlayıcı sektör olarak, “seks turizmi”ni de geliştirmeyi ihmal etmedi. Evinde, “cinsel özgürlüğü”nü kazanmış karısından veya sevgilisinden çifte yiyen Avrupalı veya Amerikalı erkek, soluğu Uzak Doğu’da alıyor. Kapitalizmi din, parayı da “Tanrı” olarak kabullenen her ülke insanında olduğu gibi, Almanya’da da, “18-28 yaş arası  eşler arasında yapılan bir araştırmaya göre, oldukça iyi para kazanan erkekler karılarını daha fazla aldattıkları gibi, kocasından veya erkek arkadaşından daha çok kazanan kadınlar da sıkça kocalarını aldatıyorlar (24). Düne ait ne varsa dikte ettirdiği hayat tarzının karşısında engel olarak gören ideolojik formatlı postmodernizm fırtınasıyla birlikte,
“Ölüm bizi ayırana kadar diyen evlilikler artık demode oldu ve istisnaî hâl aldı. Eşlerden hiçbirisi uzun vadeli birlikteliği düşünmüyor artık.(25)”. Dün Batı’da başlayan bu rüzgar bugün fırtınaya, hatta kasırgaya dönüşmüşl durumda. Bizde de, epey zamandan beri giderek şiddetlen bu “rüzgar” fırtınaya dönüşmeden tedbiri alınmalıdır.

Güvercin aşkıyla başlayıp, karganın leşe saldırmasına dönüşen cinsi özgürlük ideolojisinin hedefinde özellikle müslüman halklardaki bakirelik tabusunu yıkmak ve yıktırmak gayretleri bizi son derece endişelendiryor. Bize göre muhafaza edilmezse, onlara göre ise muhafaza edilirse utanılacak bir eylem biçimidir bakirelik. Sadece bu sebepten dolayı, “Belki de Batı dünyasıyla İslâm dünyası arasındaki en belirgin fark, özel alan (mahrem) ve kadının kimliğini tanımlamakta yatmaktadır (26)”. Tüketim fetişzminin anavatanı sayılan Amerika’da “Evlilik dışı birlikte yaşama oranı 1970’ten 1990’a doğru %500 artış gösterdi, 1990 ve 2000 yılları arasında ise, %72’lik bir artış daha yaşandı. Birlikte yaşayabilmek için evlenmeyi düşleyen çiftlerin sayısı günden güne azalıyor. (...) Ortada çocuk bile olsa evlilikler hâlâ  çiftlerin isteğine bağlı. 2003’te bebeklerin %34’ü evlilik dışı dünyaya geldi. Bu da şimdiye kadar kaydedilen en yüksek oran. Yani her üç bebekten birinden fazlasının anne ve babası evli değildi (27)”.

Sanayi toplumunun ruh hâli
Şanslı veya memnun olmakla yaşadığı hayattan tatmin olmak aynı şeyler değildir diyen Zizek’in tesbitlerine göre, “Ferdiyetçi, Batılı devletler, en yüksek mutluluk değerlerine sahip olmalarına karşılık, aynı zamanda intihar olayları en yüksek oranda seyretmektedir (28)”. Batılı toplumlarda başgösteren bu ruh haline (nevrozluk), kendisi de kelimenin tam manâsıyla Avrupalı bir düşünür ve devlet adamı olan A. İzzetbegoviç, son derece makul ve anlaşılır bir yorum getiriyor: “Batı dünyasının tanıdığı nevrozlarla deformasyonlar kısmen hıristiyan insan ideali ile hıristiyan ideallerinden bağımsız olarak teşekkül eden toplumun siyasî modelleri arasında süregelen dahili gerginliğin bir neticesi olarak ortaya çıkar. Kilisenin, ruhları terbiye ettiği, devletin ise bedene hâkim olduğu vaziyettir, bu. Tanrı’ya ait olanı Tanrı’ya, hükümdara ait olanı ise hükümdara ver’ diyen parolaya göre Batılı insana özel hayatında hıristiyan, resmî şahıs veya iş adamı olarak ise makyevelist olabileceği öğretilmiştir. Bu çatışmayı çözemeyen veya ona tahammül edemeyen kimse nevrozun kurbanı olur (29).

Batı toplumlarında toplum hayatının (kamusal alan) yok olduğunu ilan edenlerin başında gelen Richard Sennett, giderek çevresiyle irtibatı koparan ve kendi içdünyasına gömülen insanın sosyallaşmaktan uzaklaştığını söylüyor. Türkiye gibi toplum hayatının sokakta, mahallede, parkta ve hatta bakkal dükkanının önünde bile son derece canlı olduğu ülkelerden, Almanya gibi, iş saatinin dışında herkesin kendi küçük dünyasına çekildiği, yollarda seyreden arabaların dışında insan görmenin pek mümkün olmadığı ülkelerdeki genel manzaranın psiko-sosyal boyutunu anlayabilmek için galiba Richard Sennet gibi düşünürleri okumak lazım. “Çalma kapımı, çalmam kapını” gibi bir sloganı hayat düsturu haline getirenlerin akibeti de beter olur: Gün gelir, ne hasta yatağındayken halinizi soranınız ve ne de son yolculuğunuzda uğurlayanınız olur. Fert toplumla kucaklaşmadığı, bütünleşmediği taktirde, kalabalıkların içinde anonim, kimliksiz ve yalnızsınız... “Müslüman dünyasını tanıyanlar fertle muhit arasındaki fevkalâde ahengin üzerlerine yaptığı tesir hakkında; ferdin toplumla bütünleşmesi hakkında; sun`î, haricî, siyasî ve hukukî olmayan, aksine dahili, organik bir bağlılığın varlığı hakkında hemfikirdirler. Bu gerçek, yoksulluk ve geri kalmışlığa rağmen bile mevcuttur(30)”

Bugün itibariyle bakıldığında, medeniyetin yan tesirleri bizim gibi müslüman toplumlarda da çoktan beridir görülmeye başlandı. Mahremiyet ve “kamusal alan” tartışmalarının gündemden düşmediği Türkiye’de, “Müslüman erkek kamusal alana katıldığında kapitalizmin nesnesi oldu. Bu erkekteki helâl ve haram duygusunu alt üst etti. Müslüman kadın ise feminist değerlerinden büyük nispette etkilendi. Bu da kadının zihnini eşitlikçi bir zihniyete dönüştürdü ve kadın her şeyde başta kadın erkek ilişkileri olmak üzere eşitlik aramaya başladı. Ama unutmayalım İslâm adalet dinidir, eşitlik dini değil. Adalet üzerinde yeterince tefekkür etseydik bu ikisi arasındaki ontolojik farkı anlayabilirdik. Kamusal alan Müslümanları aşındırmaya başladı.(31)”

Mahremiyetten âleniyete
Kafalar hayli karışık... Kendimize hep Batı aynasında çeki-düzen verme saplantısından kurtulamadığımızdan, referanslarımız, ölçülerimiz, öğrendiklerimiz ve iman ettiklerimiz birbirine karışıyor. Hangi dünya görüşü, medeniyet ölçüsü veya kültürel kimlikle dünyaya bakacağımıza karar vermeliyiz. Şayet dinî referans olarak alacaksak, A. Arslan’ın, “Biz Müslümanlar dünyaya çok Müslümanca bakamıyoruz” fikrine katılıyoruz, “Çünkü Müslüman olmakla dünyaya Müslümanca bakmak arasında fark vardır. Bu bilinç halinin tamir edilmesi gerekir (32)“. Kamu hayatından kendi mahremiyetine göç eden toplumlar, şimdi de hayatlarının en mahremi taraflarını kamuoyuna ifşa etmekten geri durmuyorlar. Çok uzaklara gitmeye gerek yok: Müslüman bir ülkenin kamuoyunda ahlakdışı skandallar olağanüstü rağbet gördüğü gibi mazur da görülüyorsa, karı-koca arasındaki ailevî meselelerin kameralar karşısına taşındığı kadar, canlı tv yayınlarındaki eş seçme veya beğenmelerde sadece evlenme niyetinde olan iki kişi arasında konuşulması gereken hususlar sanki kimse yokmuş gibi dile getiriliyorsa, gerçekten tamirata ihtiyacı olan bir (müslüman) toplum bilinciyle karşı karşıyayız demektir.

Artık biz de, eleştirdiğimiz ileri sanayi ülkelerindeki toplumlar gibi, “Marka ve
modadan oluşan çok tanrılı bir hayat yaşıyoruz” ve ürettiğimizin biraz da üstündeki tüketim fetişizmi, zenginleşen müslüman toplumların da kutsalı hâline geldi.. Her ne kadar, “Deyim yerindeyse; dinî duyguları daha iyi tatmin edebilmek için tanrı gözden çıkarılıyor (33) ” yorumu, Batı toplumu için geçerli olsa da, müslümanların da dinî duygularını takviye etmek adına, mabedle market arasında bir ömrü tüketmelerinden ve mahremiyeti âleniyete taşımalarından korkarım.

Kaynaklar:
(1): Richard Sennet, Vefall und Ende des öffetnlichen Lebens, s.27-28
(2) : Auf Teufel komm raus, Spiegel, 13.3.2010
(3): Des Menschen Wolf, Spiegel, Nr.21/23.5.11
(4): R. Sennet, Verfall und Ende des öffentlichen Lebens, s.21
(5): E. Fromm, Die Furcht vor der Freiheit, s. 184
( 6): R. Sennet, a.g.e. s.29
(6): N. Göle, Anverwandlungen, s.100
(7): Zygmunt Bauman, Flüchtige Moderne, s. 39
(8): Hannah Arendt, Macht und Gewalt, s. 57
(9): Bertrand Russel, Formen der Macht, s. 232-2333
(10): Die Zeit, 2.12.10
(11): R. Sennet, Verfall und Ende des öffentlichen Lebens, s. 468
(12): Prof. Dr. Yümni Sezen, Hayatın Manası, s. 161
(13): Ali Bulaç, Zaman Gazetesi, 30.11.2010)
(14): Üstün Dökmen, İnsanın Korunakları/Deriden Kültüre, s. 30
(15): Walter Benjamin, Kapitalismus als Religion s. 17
(16): Metin Önal Mengüşoğlu, Roportaj: Fatih Bütün /Nida Dergisi, sayı 146

(17): Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu, s. 163
(18): Iris Radisch, Die Nackte Gesellschaft/Die Zeit, 16.6.2011
(19): Jean Baudrillard, a.g.e. s.176
(20): Iris Radisch, Die Nackte Gesellschaft/Die Zeit, 16.6.2011
(21): Ulrich Beck, Risikogesellschaft, s.163
(22):Alain Touraine, Modernliğin Eleştirisi, s.37
(23): Slavoc Zizek, Auf verlorenem Posten, s. 86
(24): Dagmar Knopf, Geld, Macht und Liebe, Psychologie Heute, Januar 2011.
(25): Z. Baumann, Flüchtige Moderne. s.174
(26): N.Göle, s. 110
(27): Jean M. Twenge, Ben Nesli, s.245

(28): Slovaj Zizek, Auf verlorenem Posten, s.110
(29): Ali İzzetbegoviç, Doğu ve Batı Arasında İslam, s. 305
(30): Ali İzzetbegoviç, a.g.e, s. 305
(31): Abdurrahman Arslan, Röportaj (Emeti Saruhan)/Yeni Şafak com.tr, 19.6.11
(32): Abdurrahman Arslan, a.g. röportaj
(33): Norbert Boltz, Kapitalismus als Religion, s.202



 
YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (2)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat Çıplak!
Benim Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik Liderini Arıyor
Siyaseten ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın Dirilişi
İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar veya Muhsin Ceylan
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat