|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Medeniyet Ülküsü
“Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum” (Cemil
Meriç)
Doğruları anlamak için sadece kitaplardan okumak veya
büyüklerden dinlemek bazılarına göre yeterli olmuyor. Telkin
edilenlerle görüp götürdükleriniz farklılıklar arz
ettiğinde; hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu
tesbit etmek size düşer. Biz de, “Soğuk Savaş” dönemi
dünyasının sıcak ideolojik ortamından gelen, “Demir Perde”
veya Sovyetler Birliği ve müteffiklerinin çöküşüne şahit
olduğumuzdan, Müslüman-Türk kimliğiyle Avrupa’da yaşamanın
ne demek olduğunu görmüş olmamızdan ve bizatihi Batılı
entelektüellerin ağzından bu materyalist dünya görüşü ve
hayat tarzının iflasını dünya gözüyle duymuş ve görmüş
olmaktan dolayı kendimizi şanslı görüyoruz.
Bu “şanslı” oluşumuzun veya kendimizi öyle hissetmemizin
temelinde kıskançlık veya rekabetten kaynaklanan bir gerekçe
yoktur. İnsanlığı felakete sürüklemekte olan bu gidişatın
yanlış ve “çıkmaz sokak” olduğunu, bizden evvel Batı
dünyasının önde gelen düşünürlerinin üstüne basarak
söylemeleri, bizim gibi düşünenlerin işini kolaylaştırdı.
Diğer taraftan dünyadaki gelişmelere çıplak bir gözle
bakıldığında bile, bu “son uyarı”nın haklı sebepleri
görülecektir. Bizi, daha çok kazanmak, sahip olmak, sömürmek
ve tüketmek üzerine kurulu, maneviyattan yoksun, Tanrı
korkusu olmayan bir dünya düzeni korkutuyor. Yeri gelince,
halk arasında; “Kork Allah’tan kormayandan” derler. Şimdi
ise eskisinden daha vahim bir boyutta, Allah korkusu
olmayanlarla insanlığın başı derttedir.
Şimdi özünde Allah korkusu ve rızası olan bir medeniyetin
ülkücülüğüne sevdalanmanın zamanıdır!
Sadece iklim olarak değil, beşerî olarak da dünyanın
harareti giderek artıyor... Bu sefer dünkü refah düzeyini
kaybetmeye başlayan Batılı ülkelerde şiddetli sosyal
çalkantılar başgösteriyor. “Tunus’da, İsrail’de, İngiltere
ve Yunanistan’da bir neslin tamamı için anlaşılan o ki,
hayat anlamsızlaşmaya başladı ve yaşamaya dair inanç
kayboldu. İnsanlar ekonominin değil, ekonomi tekrar
insanların hizmetinde olmalıdır (*)”. Küreselleşen dünyada
sermayenin insan üzerindeki bu derece hükümranlığına isyan
artık entelektüel boyutlara ulaştı. Bahsi geçen ülkelerde
gençliğin muhtemelen; “Yaşadığı hayatı anlamsız hissetme
duygusunun altında ise, insanın kendisini bir nesneye
dönüştürmüş olması yatmaktadır (**)”.
İnsanı nesnellikten kurtarıp, “Eşref-i Mahûkat”lığını tekrar
kendisine iade edecek iddiasında olanlar, medeniyet
projelerini insanlığın istifadesine sunacak seviyeye
getirmelidirler artık... Ferdiyetçiliği yeğleyen bir
medeniyet anlayışı yerine, cemaati, toplumu, birlikteliği
tercih ve teşvik eden medeniyet anlayışımızı yeni nesiller
kendilerine ülkü edinmelidirler.
Bazılarımızın severek, bazılarımızın kerhen kabullendiği,
bazılarımız da hiç kabullenmese yine de, midemize ve
beynimize kadar sirayet etmiş bir “Batı Uygarlığı” gerçeği
var. Bir başka gerçek ise, Batılı hayat tarzının ölesiye
teşvik ettiği tüketim çılgınlığı yüzünden, artık kendi
bağrından çıkan düşünürlerin bile bu son durumu, “Çöp Sepeti
Uygarlığı” diye adlandırmış olmalarıdır. “Bana fırlatıp
attığın şeyi söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.(***)”
diyor, Fransa’nın ünlü düşünürü. Bir başka izah tarzı ise;
sen bana ne kadar çöp ürettiğini söyle, ben sana ne kadar
kalkınmış olduğunu söyleyeyim, gibi bir şey olsa gerek...
Fikrî/ideolojik cereyanların damgasını vurduğu, bilhassa
1960-1990 yılları arasındaki Türkiye’de tamamıyla ithal veya
karma ideolojilerle hedeflenen sonuçlara varılamayacağı
gerçeğinden ders çıkarılmalıdır. Batı’nın hem kendi içinde
giderek zayıflayan özgüveni, hem de özellikle İslâm
dünyasında bunca ibret ve elem verici badirelerden sonra
kaybettiği itibarı gözönüne alındığında, Türk-Batı veya
İslâm-Batı karışımından mütevellit, her türünden sentezin
başarılı olamayacağı bilinmelidir. İlham kaynağı Batı veya
Batı’daki fikrî gelişmeler olan Türk-İslâm sentezinin,
“Millî-İslâmî” adına ve savunucularının samimiyetine rağmen,
niçin başarılı olamadığı üzerinde yeniden tefekkür
edilmelidir. Yine dünün “İslâmî” veya “İslâmcı”
hareketlerinin önde gelenlerine bugün “Abdestli Kapitalizm”
veya Kalvanizm yakıştırmasının asıl sebebini, (Prof. S.
Ökten’in dediği gibi) İslâm’a yamanan Batılı değerlerde
aramak gerek.
(*): Prof. Heinz Bude, No Future war gestern, Die Zeit,
25.08.2011
(**): E. Fromm, Çağdaş Toplumların Geleceği, s. 100
(***): Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu, s.40
Not: Konuya devam edeceğiz..
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|