|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Medeniyet Ülküsü (2)
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, ideolojilerin bitişine,
dinlerin ise geri dönüşüne şahitlik yapmaktadır. Şayet din,
kök saldığı coğrafyanın kültürel değerleriyle değil de,
baskın medeniyetin değerleriyle yorumlanırsa, hedefinden
saptırılmış, içi boşaltılmış veya (sözkonusu İslam olunca)
cami içine hapsedilmiş bir din olgusuyla karşı karşıya
kalırız. İslâm'ı, Mekke ve Medine'nin ilk dönemlerinden bir
türlü yaşadığımız çağa taşıyamayan, cami dışında, yaşanan ve
akıp giden hayatın içinde dinin konumunu idrakten ve
temsilden yoksun insanların uhdesine İslâmiyet terk
edilmemelidir.
Çok basit, sıradan gibi görünen, bazıları için “normal”,
bazıları için de “zararsız” bu temayüller beraberinde
kültürel yozlaşmayı getirir. Bu yozlaşma da bir başka
medeniyete geçişin ortamını hazırlar ki, sözkonusu
başkalaşım basit gibi görünen tüketim ve davranış
kalıplarının değişimiyle başlar. Tüketim alışkanlığı ve
davranış biçimlerini normlaştıran, bir çerçeveye oturtan,
yönlendiren hayat anlayışının özünde “din” vardır. Bu din,
bazen 'tanrılı’, bazen 'tanrısız’, bazen uhrevî bazen de
dünyevî olabilir. Sözgelimi bize göre gerçek din İslâm iken,
ötekisine göre de, din gibi algılanan modernizmdir.
Müslüman, dinî akidelere riayet eder, inanırken, ötekisi de
modernitenin koyduğu kuralların doğruluğuna inanır ve o
kriterlere göre hayatını idame ettirir. İnanç merkezli
tüketim alışkanlıklarınızın ve davranış biçimlerinizin
hülasası sizi, kâinatı idrak etmek ve hayatı yorumlamak
noktasına götürür ki, bunun bir başka adı medeniyet
telâkkisidir.
Tüketim alışkanlıkları ve davranış kalıpları
Hatırlanacağı gibi, bizim Garplılaşma serüvenimiz,
tüketim alışkanlıkları ve davranış kalıplarımızdaki
değişikliklerle başladı. Mobilyadan, kıyafete, yemek yeme
biçiminden tüketimine, eğlence kültürümüzden aile hayatımıza
kadar peyder pey gelen değişiklikler bizi bugünkü duruma
getirdi. Hâlâ ehl-i keyf Türk gibi üretirken, Avrupalı gibi
tüketmemizin esprisi, Batı tipi tüketim toplumuna olan
özentimizdendir. Bu değerler bazındaki başkalaşımın toplum
bünyesinde doğuracağı sonuçları ancak o medeniyetin öncüleri
görebilirler. Yakın medeniyet tarihimizde Mehmet Akif’ten
Muhammed İkbal’e, Ali Şeriati’den Cemil Meriç’e, Necip
Fazıl’dan Erol Güngör’e kadar daha nice medeniyet
müdafacılarının verdikleri fikri mücadele sayesinde yeniden
kendi değerlerimizi keşfetmeye başladık.
Sizi yakın çevreniz veya birlikte yaşadığınız toplumla
aynileştiren veya farklılaştıran tarafınız; tüketim
alışkanlıklarınız ve davranış biçimlerinizdir. Bir başka
ifadeyle; sizi farklı kılan, söyledikleriniz değil,
eylediklerinizdir. Zaten tüketim alışkanlıklarınız ve
davranışlarınızdan müteşekkil fiiliyatınız, inancınızın veya
taşıdığınız kültürel değerlerin gereğine göre şekillenir.
Diğer taraftan, kişi içinde bulunduğu topluma kıyasla,
farklı dinî inançlara veya kültürel değerlere mensup
olmasına rağmen, onlar gibi tüketiyor ve yaşıyorsa, tasavvur
noktasından öteye götürülemeyen, yani özdeğerlerin hayata
geçirilemediği bu farklı durum, anakültürle olan bağların
giderek zayıflamasının ve değerlerin melezleşmesinin
habercisidir.
Söyledikleriniz değil, eyledikleriniz...
Birisiyle karşılaştığınız ve vedalaştığınızda, birisine
telefon açarken, hatta telefona çıkarken karşıdakine fırsat
vermeden ve görüşmeyi sonlandırırken hep “selamunaleyküm”le
yetiniyorsanız, bu sizin dindar olduğunuz manasına gelmez.
Güya dindar olan siz, Allahaısmarladık, Allaha emanet ol,
sağlıcakla kal, merhaba, hayırlı sabahlar, günaydın,
görüşmek üzere v.b. daha nice sözcükleri günlük lügatınızdan
çıkarıp atmış olmakla, dili fakirleşmiş bir dindar olarak
arz-ı endam ediyorken; dilden fakir olanın dinden de fakir
olduğunu fehmedemiyorsunuz. Siz evde, arabada, işyerinde
lalettayin ilahî dinlemekle de dindar sayılmazsınız... Bizi
her yönüyle anlatan türkülerimizi, şaheser şarkılarımızı
sedece ilahîlere kurban ederseniz, gün gelir ilahîye doyduk,
senin gibi dindara da doyduk, denir. Velhasılı;
kültürsüzleşen bir dindarlık anlışıyla İslâm veya Türk-İslâm
Medeniyeti’nin ne mufazası ne de temsili mümkün olur.
Şayet inancınıza uygun giyiniyor, yiyecekte ve içecekte
"helâl" ve "haram" ayırımı yapıyorsanız, kendinize göre de
ahlâk ve namus telâkkiniz varsa; çevrenize farklı bir hayat
tarzı ve yaşama biçimine sahip olduğunuzun görüntüsünü
veriyorsunuz demektir. Fakat bu görüntü, sizin essahtan
böyle olduğunuza delâlet etmez. Kaplama alanından
kurtulamadığınız, "hayata yön veren, bu çağdaki medeniyet
telâkkisini İslâm'a yamamaya çalışıyorsanız bu olmaz ( Prof.
S. Ökten)". Başka bir ifadeyle; postmodern hayat tarzının
normlarına 'İslâmî' bir kılıf giydirmekle farklılığınız
kabul görmez.
Atom bombası ve diğer kitle imha silahlarına sahip olmanın
veya icat etmenin "üstün medeniyet"e değil, cahiliyet dönemi
barbarlığına eşdeğer olduğunu görme ferasetinden uzak
olanlar, Batı Medeniyeti'nin öncüleri/ülkücüleri karşısında
eziklikten kurtulamazlar.
Açlıktan ölen insanlarla dolu bu dünyada Amerikan
kapitalizminin bir ürünü ve vahşi kapitalizmin bir simgesi
hâline gelen, hattızatında ise arazi arabası olmasına rağmen
bir gösteriş ve büyüklük taslama vasıtası olarak asfalt
yolarda boy gösteren araçla Cuma namazına gelen müslümanın
müslümanlığı sorgulanmalıdır. Kâbe, Amerikanvarî içecek
reklamlarıyla ve yine ABD menşeli ayaküstü yiyecekçi
şirketlerin şübeleriyle muhasara altına alınmışsa, tüketim
alışkanlığınızdaki farklılığınızdan geriye ne kaldı? "Helâl
Mcdonald's" veya "Mekka-Cola"nız da olsa bile, şeriat mı
yoksa fasfood mu? Mekke mi, Atlantik ötesi mi, kim kazanmış
olacak? (Oliver Roy, Heilige Einfalt) "
Herhangi bir dünya düzeni veya medeniyet adına birileri
sizin hakkınızda karar verip uygulamaya koymadan evvel, siz
kendi hakkınızda, medeniyetiniz adına kararınızı verin...
“İyi”yi ve “kötü”yü, dostu ve düşmanı, doğru ve yanlışı
birileri size enjekte etmeden, imanî, irfanî ve vicdanî
ölçülerinizle bu umdeleri kendiniz belirleyin!...
Kendimizden başlayarak, insanlığa adalet, huzur ve barışı
getirecek medeniyete olan sevdamız, bütün ülkülerimizin
ülküsü olsun!
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|