|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Yorgun Adam
Teşkilat hayatından geldiğinden, sıradan insandan
daha çok buradaki Türk toplumunu yakından tanıma ve
gözetleme imkânına sahip olan Mehmet Bey’e sordum:
-Birinci nesil Türkler mi, yoksa ikinci nesil mi sana göre
daha fazla dindardır?
Bu da şimdi nerden çıktı dercesine, Mehmet Bey bir bana
baktı, bir yere baktı, bulunduğumuz odada bir ileri gitti
bir geri geldi:
-“Dindarlıktan ne anladığınıza bağlı” dedi. Ben de; “sen
nasıl anlıyorsan öyle cevap ver” dememe rağmen, Mehmet Bey
cevap vermekten imtina etti. Daha doğrusu, yanlış cevap
vermekten çekindi.
Önümdeki istatistikî verileri görünce, tesbitlerim ve
tahminlerimin teyit edilmiş olmasından mütmain olmuştum.
Zaten kendi çocuklarımızda da benzeri gelişmeleri
gözlemlemekteydim. İtiraf etmek gerekirse, çocuklarımızın
yaşındayken bizim kuşağımız şimdiki kendi evlatlarımız kadar
“dindar” değildi. Fakat biz siyasî ve sosyal meselelere daha
duyarlı, daha ilgili ve katılımcı idik. Bir önceki nesil
daha çok toplumcu, kollektif bir hayat anlayışını tercih
ederken, şimdiki nesil hayata ve dünyaya bakışında daha
ferdiyetçi bir tavır içindedir.
Bir önceki neslin dindarlığı kadar dinsizliği de büyük
oranda ideolojik iken, ikinci ve devamı neslin dindarlığı da
aynı oranlarda konjönktüreldir. Almanya ve diğer Avrupa
ülkelerine “işgücü” göçüyle gelen 1. Nesil Türkler, 2. Nesil
Türklerden daha az dindar olmalarına rağmen, bugün sayıları
binlerle ifade edilen irili ufaklı dernekler ve camiler o
neslin eseridir. Nitekim, Birinci Nesil Göçmen Türkler
arasında dinî bir kuruluş veya cemaate üyelik bazında
bağlılık oranı % 21,3 iken, İkinci Nesil Türkler arasında
bu oran % 18,5 civarına geriliyor. (ApuZ, 13-14/2011, Zur
Rolle von muslischen Konvertierten im Gemeindeleben, Nilden
Vardar, Stephanie Müssig)
İlk göçmen neslin % 32,6’sı şimdiye kadar hiçbir dinî
toplantıya iştirak etmediklerini ifade ederken, devamı olan
ikinci nesilde bu oran % 20,4’e düşmektedir. Yine Birinci
Nesil Göçmen Türklerde ayda birkaç defa dinî toplantılara
katılanların oranı % 33,9 iken, İkinci Nesil Türklerde bu
oran % 37’yi bulmaktadır. (ApuZ, a.g. makale). Bunları
aktarırken, gayretimiz ve hassasiyetimizin sebebi; şimdilik
esen bu “dindarlık “ rüzgarını kalıcılığa ve doğru
istikamete çevirmek içindir. Genel gidişat (konjönktür)
şimdilik ya dinin yanında, ya da karşısında seyrediyor.
Ticaret yapan şirketler yatırımdan önce piyasa araştırması
yapar veya yaptırırlar. Toplum meseleleriyle ilgilenen her
türünden kuruluşların ve yazar-çizer kesiminin istifadesine
sunulan ve toplumun nabzını tutan kamuoyu araştırmaları da,
"insan pazarı"ndaki eğilimlerden bizi haberdar eder. Batı
Avrupa Türklerinin temsilci kuruluşlarından birisi olarak,
hitap ettiğiniz toplumdaki kültürden iktisata,
sosyo-psikolojik yapıdan tüketim alışkanlıklarına kadar
gelişme ve değişmeleri gözetlemez,takipçisi olmaz ve
bunlardan ileriye yönelik neticeler çıkaramazsanız,
varlığınızı borçlu olduğunuz "pazar"ınızı zamanla
kaybedersiniz. Batı Avrupa Türk/Müslüman göçmenleri arasında
bazen sessiz sedasız bazen de paldır küldür gelen hızlı bir
değişim ve başkalaşım sürecine şahit oluyoruz. Gören gözler
için çok uzağa gitmeden bu değişimi, yerine göre de,
başkalaşımı aile ocağında veya en yakın çevrede gözlemlemek
mümkün.
Aileler, her türünden sivil kitle kuruluşları, göçün 50.
yılını biraz da vesile kılınarak, kendi nesillerindeki ve
temsil ettikleri kitledeki sosyo-kültürel değişime
hazırlıklı olmalıdırlar. Toplumdaki değişimi fark edemeyen
veya hazırlıksız yakalananlar zamanla krizli dönemlere
girebilirler. Özellikle dinî hassasiyetleri olan kesimlerde
vuku bulan bu kültürel değerler çarpışması, dindarın krizi
demektir. “Dindarın krizi, aynı zamanda kültürün krizidir
(Oliver Roy).
Bir önceki “Huzur Vermeğe Geldik” başlıklı makalemizle
ilgili görüş beyan eden değerli okuyucumuz Fikri Bey, dinî
cemaatlerdeki “din yorgunluğu”na dikkat çekiyordu. Çok
yerinde bir teşhis... Hızla değişen ve gelişen dünyada bir
ömür boyu inanan insanlara hep aynı basmakalıp ifadelerle
din anlatır, kendinizi yenilemezseniz, dindar da gün gelir
size doyar, duydukları gibi kendi söyledikleri de ve bir
onun kadar da yaptıkları heyecan vermez, gönlünde ve
beyninde depreşmeler meydana gelmez. Hatibin konuşması,
dindarın ibadeti artık sıradanlaşır ve “rutin” hâline gelir.
Toplantılarda başkanları veya temsilcilerini dinleyenler
esnemeye başlar ve minberdeki hocayı dinleyen cemaat,”bir an
önce bitirse de namazı kılıp gitsek” diye kendi içinden
temennide bulunursa, dindarda yorgunluk başgöstermiş
demektir. Hayra âlamet olmayan bu durum da, yeni krizlerin
habercisidir.
Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun, “İnandıkları hayat
tarzlarını şehir modelleri olarak hayata geçiremeyenler
kendi kimliklerini de muhafaza edemezler” sözünü, özellikle
dernek/kuruluş başkanlarının dikkatine sunmak istiyorum.
Standartlaştırılmış bir din anlayışı ve formatlanmış bir
dindar görüntüsüyle, yaşadığınız Avrupa metropollerinde
kimliğinizi nesiller ötesine taşımanız mümkün değildir.
Şimdiye kadar olmadı, yapılmadı, gündeme alınmadı fakat hiç
olmazsa Batı Avrupa’ya Türk İşgücü Göçünün 50. Yılında
buradaki daim kalıcılığımız ve bizi istikbale taşıyacak
ortak yol haritamız masaya yatırılsın, kamuoyuyla
paylaşılsın…
Hz. Peygamber sözü olarak rivayet edilen, „Kendini bilen
rabbini bilir“den hareketle, rabbini bilen de başkalarını,
yani rabbin yarattıklarını bilir, hükmüne varabiliriz.
Bu da
bize, Mevlana Rumi’nin meşhur pergel metaforunu devreye
sokmamıza vesile olur: „Biz pergel gibiyiz, bir ayağımız din
üzerinde sabit durur, diğer ayağımızla 72 milleti
dolaşırız“. Birbirini boğazlayan, hor ve hakir gören,
birbirine düşman kesilen insanlığın aslında aradığı formül
budur! Bu formül bizde saklıdır. Şimdi bunu hem kendimiz hem
de başkalarının istifadesine sunmak için hayata geçirmenin
zamanıdır. Yorgun adam kalk ayağa!...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Yorgun
Adam
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|