A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de











Yorgun Adam


Teşkilat hayatından geldiğinden, sıradan insandan daha çok buradaki Türk toplumunu yakından tanıma ve gözetleme imkânına sahip olan Mehmet Bey’e sordum:

-Birinci nesil Türkler mi, yoksa ikinci nesil mi sana göre daha fazla dindardır?

Bu da şimdi nerden çıktı dercesine, Mehmet Bey bir bana baktı, bir yere baktı, bulunduğumuz odada bir ileri gitti bir geri geldi:

-“Dindarlıktan ne anladığınıza bağlı” dedi. Ben de; “sen nasıl anlıyorsan öyle cevap ver” dememe rağmen, Mehmet Bey cevap vermekten imtina etti. Daha doğrusu, yanlış cevap vermekten çekindi.

Önümdeki istatistikî verileri görünce, tesbitlerim ve tahminlerimin teyit edilmiş olmasından mütmain olmuştum. Zaten kendi çocuklarımızda da benzeri gelişmeleri gözlemlemekteydim. İtiraf etmek gerekirse, çocuklarımızın yaşındayken bizim kuşağımız şimdiki kendi evlatlarımız kadar “dindar” değildi. Fakat biz siyasî ve sosyal meselelere daha duyarlı, daha ilgili ve katılımcı idik. Bir önceki nesil daha çok toplumcu, kollektif bir hayat anlayışını tercih ederken, şimdiki nesil hayata ve dünyaya bakışında daha ferdiyetçi bir tavır içindedir.

Bir önceki neslin dindarlığı kadar dinsizliği de büyük oranda ideolojik iken, ikinci ve devamı neslin dindarlığı da aynı oranlarda konjönktüreldir. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine “işgücü” göçüyle gelen 1. Nesil Türkler, 2. Nesil Türklerden daha az dindar olmalarına rağmen, bugün sayıları binlerle ifade edilen irili ufaklı dernekler ve camiler o neslin eseridir. Nitekim, Birinci Nesil Göçmen Türkler arasında dinî bir kuruluş veya cemaate üyelik bazında bağlılık oranı % 21,3 iken, İkinci Nesil Türkler  arasında bu oran % 18,5 civarına geriliyor. (ApuZ, 13-14/2011, Zur Rolle von muslischen Konvertierten im Gemeindeleben, Nilden Vardar, Stephanie Müssig)

İlk göçmen neslin % 32,6’sı şimdiye kadar hiçbir dinî toplantıya iştirak etmediklerini ifade ederken, devamı olan ikinci nesilde bu oran % 20,4’e düşmektedir. Yine Birinci Nesil Göçmen Türklerde ayda birkaç defa dinî toplantılara katılanların oranı % 33,9 iken, İkinci Nesil Türklerde bu oran % 37’yi bulmaktadır. (ApuZ, a.g. makale). Bunları aktarırken, gayretimiz ve hassasiyetimizin sebebi; şimdilik esen bu “dindarlık “ rüzgarını kalıcılığa ve doğru istikamete çevirmek içindir. Genel gidişat (konjönktür) şimdilik ya dinin yanında, ya da karşısında seyrediyor.

Ticaret yapan şirketler yatırımdan önce piyasa araştırması yapar veya yaptırırlar. Toplum meseleleriyle ilgilenen her türünden kuruluşların ve yazar-çizer kesiminin istifadesine sunulan ve toplumun nabzını tutan kamuoyu araştırmaları da, "insan pazarı"ndaki eğilimlerden bizi haberdar eder. Batı Avrupa Türklerinin temsilci kuruluşlarından birisi olarak, hitap ettiğiniz toplumdaki kültürden iktisata, sosyo-psikolojik yapıdan tüketim alışkanlıklarına kadar gelişme ve değişmeleri gözetlemez,takipçisi olmaz ve bunlardan ileriye yönelik neticeler çıkaramazsanız, varlığınızı borçlu olduğunuz "pazar"ınızı zamanla kaybedersiniz. Batı Avrupa Türk/Müslüman göçmenleri arasında bazen sessiz sedasız bazen de paldır küldür gelen hızlı bir değişim ve başkalaşım sürecine şahit oluyoruz. Gören gözler için çok uzağa gitmeden bu değişimi, yerine göre de, başkalaşımı aile ocağında veya en yakın çevrede gözlemlemek mümkün.

Aileler, her türünden sivil kitle kuruluşları, göçün 50. yılını biraz da vesile kılınarak, kendi nesillerindeki ve temsil ettikleri kitledeki sosyo-kültürel değişime hazırlıklı olmalıdırlar. Toplumdaki değişimi fark edemeyen veya hazırlıksız yakalananlar zamanla krizli dönemlere girebilirler. Özellikle dinî hassasiyetleri olan kesimlerde vuku bulan bu kültürel değerler çarpışması, dindarın krizi demektir. “Dindarın krizi, aynı zamanda kültürün krizidir (Oliver Roy).

Bir önceki “Huzur Vermeğe Geldik” başlıklı makalemizle ilgili görüş beyan eden değerli okuyucumuz Fikri Bey, dinî cemaatlerdeki “din yorgunluğu”na dikkat çekiyordu. Çok yerinde bir teşhis... Hızla değişen ve gelişen dünyada bir ömür boyu inanan insanlara hep aynı basmakalıp ifadelerle din anlatır, kendinizi yenilemezseniz, dindar da gün gelir size doyar, duydukları gibi kendi söyledikleri de ve bir onun kadar da yaptıkları heyecan vermez, gönlünde ve beyninde depreşmeler meydana gelmez. Hatibin konuşması, dindarın ibadeti artık sıradanlaşır ve “rutin” hâline gelir. Toplantılarda başkanları veya temsilcilerini dinleyenler esnemeye başlar ve minberdeki hocayı dinleyen cemaat,”bir an önce bitirse de namazı kılıp gitsek” diye kendi içinden temennide bulunursa, dindarda yorgunluk başgöstermiş demektir. Hayra âlamet olmayan bu durum da, yeni krizlerin habercisidir.

Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun,  “İnandıkları hayat tarzlarını şehir modelleri olarak hayata geçiremeyenler kendi kimliklerini de muhafaza edemezler” sözünü, özellikle dernek/kuruluş başkanlarının dikkatine sunmak istiyorum. Standartlaştırılmış bir din anlayışı ve formatlanmış bir dindar görüntüsüyle, yaşadığınız  Avrupa metropollerinde kimliğinizi nesiller ötesine taşımanız mümkün değildir.

Şimdiye kadar olmadı, yapılmadı, gündeme alınmadı fakat hiç olmazsa Batı Avrupa’ya Türk İşgücü Göçünün 50. Yılında buradaki daim kalıcılığımız ve bizi istikbale taşıyacak ortak yol haritamız masaya yatırılsın, kamuoyuyla paylaşılsın…

Hz. Peygamber sözü olarak rivayet edilen, „Kendini bilen rabbini bilir“den hareketle, rabbini bilen de başkalarını, yani rabbin yarattıklarını bilir, hükmüne varabiliriz.
Bu da bize, Mevlana Rumi’nin meşhur pergel metaforunu devreye sokmamıza vesile olur: „Biz pergel gibiyiz, bir ayağımız din üzerinde sabit durur, diğer ayağımızla 72 milleti dolaşırız“. Birbirini boğazlayan, hor ve hakir gören, birbirine düşman kesilen insanlığın aslında aradığı formül budur! Bu formül bizde saklıdır. Şimdi bunu hem kendimiz hem de başkalarının istifadesine sunmak için hayata geçirmenin zamanıdır. Yorgun adam kalk ayağa!...


 
YAZARIN DİĞER YAZILARI:


Yorgun Adam
Medeniyet Ülküsü (2)
Medeniyet Ülküsü
Batı ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden Alkış Bekleme
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (2)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat Çıplak!
Benim Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik Liderini Arıyor
Siyaseten ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın Dirilişi
İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar veya Muhsin Ceylan
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat