|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Büyüsü Bozulan Batı
O zamanlar “delikanlılığın göstergesi” sayılan
sigara içmenin, bir insanın yapabileceği en aptalca
alışkanlıklardan birisi olduğunu ancak, 34 senelik
tiryakiliğime son verince kabullenebildim. Sigarasız beş
yılı geride bıraktığım bugünlerde, niçin sigara içtiğimi
veya beni 34 yıl boyunca tütün (nikotin) bağımlısı yapan
hayat anlayışını anlamaya çalışıyorum: Amerika’nın 16.
Yüzyıl’daki keşfiyle kıta Avrupa’sına getirilen ve daha
sonra tütünden para kazanmak isteyen açıkgöz tüccarların, bu
zehiri sağlığı pahasına tüketecek müşteriye ihtiyacı vardı.
Batı’da Goethe gibi bir şairin; “Tütün içmek aptallıktır.
İnsanın düşünmek ve şiir yazmak yeteneğini engeller”
uyarısına ve Osmanlı’da 4. Murat’ın yasağına (1633) rağmen
günümüze kadar tütün arzcıları ve talepcileri artarak devam
edegelmiştir. Her tiryakinin bir başlama bahanesi vardır:
Birisi keyiften, diğeri kederden, bazısı hava olsun diye,
bazısı da özentiden başlamıştır şu laneti içmeye... Benimki
sadece özentiden ibaretti.
Zaten yetiştirdiği ürünü veya ürettiği malı satabilmek için
çağdaş kapitalist, önce onu özendirmenin ortamını hazırlar,
yollarını arar. Ahlâk ve vicdan yoksunu sermayedar,
kazanabilmek için yerine göre (sigarayı özendirerek) senin
ciğerlerini, yerine göre (önce savaşı körükleyip ardından
silahı özendirerek) kanını ister. İleri sanayi ülkelerinde
üretilen son model silahların satıldığı, ateşlendindiği ve
kan akıttığı yerlere bir bakın lütfen...
Sigarayı, örnek aldığımız, beğendiğimiz, imrendiğimiz
insanların içtiğini görmeseydik, hiç ağzımıza alır mıydık...
Sıradan halktan, gıpta ve hayranlıkla baktığımız bir
kesimimiz var ki, onlar özentilerinden dolayı
Amerikanlaşmaya “cola” patlatarak başlangıç yaptılar.
Özendiğimiz kesimin özentilerine biz de iştirak ettik. Şimdi
özene bezene yukarıdan aşağıya doğru hepimiz
McDonald’slaşıyoruz...
Türkiye’den Almanya’ya karayoluyla izin dönüşü yapan bir
yakınım; “Münih civarında otoban kenarındaki McDonald’s
levhasını gören 13 ve 15 yaşlarındaki çocuklarım öyle bir
sevinç çığlığı attılar ki, neye uğradığımı şaşırdım”
demişti. Aradan birkaç sene geçmesine rağmen, sanki ben de
oradaymışım gibi o sevinç çığlıklarını hafızamda canlı
tutuyorum. Çocuklarımızı oraya çeken sadece “hamburger” ve
“cola” olmasa gerek... Evde kızartılan köfte, eloğlunun
okyanus ötesinden dondurulmuş olarak getirdiği
“hamburger”inden daha lezzetli ve sihhatli olmasına rağmen,
bu çığlıklar neyin habercisi? Bu sorunun cevaplarından
birisi, G. Ritzer’in, “ABD dışındaki birçok insan için bir
fast food restoranında yemek yemek mekânsal sınırlamaları
aşarak en azından fantazilerinde Amerika’da yemek yemelerine
olanak sağlar –ya da en azından Amerikalılar gibi yemek
yemelerini sağlar şeklindeki tesbiti olabilir. (Georg
Ritzer, Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek)”
Baskın kültüre boyun eğmek veya özenmek, yeme-içme,
giyim-kuşam gibi tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle
başlar. Köftede olduğu gibi, sizin ve size ait olan şeyler,
baskın kültürünkü karşısında değersizleşir, gözden düşer.
Fazla söze gerek yok; bu çığlıklar “McDonald’s Nesli”nin
çığlıklarından başka bir şey değildir maalesef... Bugün
hazır, paketlenmiş, süslü-püslü ambalajlarda sunulan
yiyeceklere tamahlanan, ağzı sulananlar, yarın önlerine
konacak proğramlanmış hayat tarzını, ambalajlanmış fikirleri
kabullenmekten başka seçenekleri olmayacak. Böylesi bir
nesil için yaşamak, sadece tüketmekten ibarettir.
Bu büyü bozulmalıdır! Adeta, “siz tüketmek için yaratıldınız
“ diyen hayat anlayışına karşı, “siz öğrenmek için
yaratıldınız” akidesi yeniden geçerlilik kazanmalıdır,
çünkü öğrenen insan, aynı zamanda üretken insandır. Batı
kültürünün nesneleştirdiği insan yeniden öze dönmeli,
özneleşmelidir. Medeniyet boyutunda Batı’nın büyüsünü
(Türk/Müslüman bana göre) bozan iki önemli düşünürden birisi
Cemil Meriç, diğeri Ali Şeriati’dir. Çünkü her ikisi de önce
kendini sonra da Batı’yı okumuş münevverlerimizdir.
Jean Baudrillard, “Tüketim Toplumu” adlı kitabının sonunda,
“yeniden nesnenin ve nesnenin görünüşteki bolluğunun uzağına
düşmüş, hüzünlü ve kehanetçi söylemin içindeyiz” diyor ve
yakın bir zaman dilimi içinde, Paris’de 1968 Mayıs’ında
patlak veren gençlik hareketine benzer şiddette sosyal
patlamaların olacağına dair kâhince tesbitler yapıyordu.
Konu üzerindeki çalışmam daha devam ederken, Washington,
Frankfurt ve Cannes’de global sermayenin esareti altına
aldığı (Batılı) dünya düzeninini günlerden beri protesto
eden gençlik hareketlerinden televizyonlar haberler
veriyorlardı.
Merhum Ali Şeriati, ölümünden önce babasına ithafen yazdığı
(16 Mayıs 1977) son mektubunda, çağdaş aydınların çıkmaza
girdiğini, ilmin yenilgiye uğradığını ve ideolojilerin
güçsüzleştiğini söyler. O günden bugüne baş döndürücü bir
hızla değişen dünyada ideolojiler de bitti, ideologlar da...
Dinin yerini alma iddiasında olan bilimin de atom bombası
yaparak güç ve sermayenin kölesi oldu, dedikten sonra,
sözkonusu medeniyetin yarattığı yeni insan tipini Şeriati;
“zengin bir bedbaht ve gelişmiş bir vahşi” olarak
tanımlıyor. (Ali Şeriati, Aşina Yüzlerle)
Yukarıdaki şerhin düşüldüğü tarihin beş yıl evvelinden beri
ve o şerhin düşülmesinden 34 sene sonra Batı Medeniyeti’nin
doğduğu ve hayat bulduğu Avrupa’da okumuş, sosyo-kültürel
hayatın içinden birisi olarak ben de, Ali Şeriati’ye
şahitlik yapıyorum:
-Baskın olduğu her coğrafyada bu medeniyet, zengin
bedbahtlar ve gelişmiş vahşiler yaratmış, ilmi de, bir
sömürü ve tehdit aracı olarak istismar ettiğinden, vahşi
kapitalizmin emrine vererek, kitle imha silahlarına
dönüştürmüştür. Dünden daha beter, çok övünülen özgürlük ve
demokrasi de asıl hedefinden saptırılarak, Şeriati’nin
tabiriyle; para ve şehvetin yularsız at gibi koşturduğu bir
meydana, halk özgürlüğünün yağmalanma ve tüm insanî
değerlerin çiğnenme alanı hâline dönüşmüştür.
Fransa’nın önde gelen düşünürlerinden birisi de, Batı
toplumunun düştüğü krizin sebeplerini sıralarken, aslında
Şeriati’den pek farklı düşünmüyor: Uzun zamandan beri dinî
inancını kaybeden toplumumuz içten içe tamamıyla yönünü
şaşırmış durumdadır (Emmanuel Todd, Frei).
Kendi yörüngesinden çıkmış, hedefini şaşırmış, çoktan
beridir cazibesini kaybettiğinden büyüsü de bozulmuş bir
Batı’ya akıl edemeyenin aklına şaşarım.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Büyüsü
Bozulan Batı
Yorgun
Adam
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|