|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Niçin Öldürüyorlar...
Kapalı toplumların düşmanları, kendi içlerinde ve
kendilerinden olurlar. Aşiret, kabile veya sülalelerarası
rekabet, husumet veya kıskançlıklar yüzünden çıkan
kavgalarda insan hayatının kaybolması, işin tabiatındandır.
Taşrada; küçük kasabalar veya köylerde yaşamış olanlara bu
durum pek yabancı gelmez. Yerine göre kabilenin yerine göre
de ailenin reisi, yeni yetmelere dostlarını ve düşmanlarını
işaret eder; onlar hakkında telkinde bulunur. Böylece daha
çocuk yaşından itibaren kişi, dostları ve düşmanları
hakkında hem bilgilendirilmiş, hem de yönlendirilmiş olur:
Felancılar bizden, filancılar bizden değil!
Elli sene evvelindeki köy çocukluk hayatımdan dönüyorum 21.
yüzyılın dünyaya açık ülkesi Almanya’ya... Türk azınlık
olarak elli yıldan beri bu ülkenin neredeyse her köyü ve
kasabasında varsınız. Sömüren, ezen; siyasî, iktisadî,
hukukî ve insanî hakları gasp eden, kötüye kullanan kesimden
değilsiniz. Göçmen olarak yerleştiğiniz ülke topraklarının
birliği ve bütünlüğüne karşı hain emeller peşinde
değilsiniz. İçiçe, birlikte yaşadığınız toplumun kamu
düzenini değiştirermeğe yönelik ideolojileriniz yok...
Mensubu olduğunuz azınlığın siyasi/iktisadi/hukuki
menfaatlerini gerçekleştirmek için baskı grupların,
lobicileriniz yok!
Tam tersine; siyasî/hukukî/iktisadî haklarını yerine göre
istediği hâlde alamayan, yerine göre de istemesini bilmeyen,
verilenle yetinen bir azınlık olarak toplumun en alt
tabakasına aitsiniz. Dün, geldiğiniz anavatanda nasıl ki
maddî-manevî varlığınızla devlete “baba” diyerek teslim
oluyor, güveniyorduysanız; bugün de yenivatanınızda aynı
ihlas ve samimiyetle başınızdaki devlete bağlısınız. Dua
ederken, kendinizin olmasa bile, zürriyetinizin yenivatanı
ve vatandaşlarının huzur ve selameti için de dilekte
bulunuyorsunuz.
Bütün bunlara rağmen, siz şimdiye kadar hep “öteki” olarak
görülmekle kalmadınız; üstüne üstlük, bir de ötekilerin
ötekisi, “kötü öteki” olarak zihinlere, körpe dimağlara
ilmik ilmik işlendiniz. Dün, Hz. İsa’yı çarmıha geren bizim
atalarımız değildi. Bugün, imrenilecek, kıkanılacak kadar en
üstlere turmanmış bir Türk azınlıktan da söz edilemeyeceğine
göre, bu düşmanlık niye?... Dün, Yahudileri hedef
gösterenler, “Alman, işte düşmanın!” diyenler gibi, bugün de
Almanya’daki Türk azınlığı hedef gösteren, düşman ilan
edenler var. Yapılan birçok kamuoyu araştırmasında,
Antisemitizm’in yerini İslamafobi’nin aldığı herkes
tarafından biliniyordu.
Zaten öteden beri var olan ve ideolojik varlığını düşman
gördüğü, kendi ırkından olmayan “öteki”ne borçlu olan ırkçı
Neo-Nazizmin yeniden palazlanmasına, zararsız gibi görünen
Türk/Müslüman aleyhtarlığı ortam hazırlamıştır. Okula giden
çocuktan tutun da, günlük hayatın her safhasında özellikle
Türk/Müslüman kökenliler az veya çok ayırımcılığa maruz
kalmışlar ve elli yıllık geçmişe rağmen maalesef bu süreç
artarak devam ediyor. Türk görünümlü bir erkeğin ve
başörtülü bir kadının özellikle akşamın geç saatlerinde,
genç Almanların kalabalık oldukları semtlerde elini kolunu
sallayarak dolaşması artık son derece riskli ve cesarat
isteyen bir davranıştır.
Almanya’da yaygın ve olağanlaşmış bir ayırımcılık sözkonusu
iken, bunu örtbas etmenin, görmemezlikten gelmenin ve hele
sadece Neo-Nazilerle yabancı düşmanlığını sınırlamaya
kalkışmanın kendisi, Almanya’ya yapılacak en büyük
kötülüklerden birisidir.
Bu ülkede Türk olmak, sabır ve tahammül işidir. Yakın
çevremde işçi statüsünde çalışanlardan zaman zaman işyerinde
uğradıkları haksızlıkları, hatta hıristiyan yabancılar
içinden müslüman yabancıları daha fazla ezmelerini
dinledikçe, oturduğum yerde ben isyan edecek noktaya
geliyorum. Bu kadar ayırımcılık reva mı, bu insanlara? Eşit
muamele görmemekten, dışlanmaktan dolayı gururuna düşkün
Türk, derdini içine ata ata artık psikolojik hastalıklara
düçar oldu. Üçüncü nesil Türklerle konuşun, onlar, size
ötelenmenin ve ötekileştirilmenin ne ve nasıl olduğunu
anlatsınlar...
Bira masalarında, evlerde, işyerlerinde, tv ekranları,
gazete sütunları, kitap sayfalarında dillere pelesenk olmuş
bir tukaka azınlık hâline getirilmişsiniz. Sizi aşağılayan,
karalayan, düşman gösteren her kitap “bestseller” listesine
giriyor. Sadece Türk/Müslüman azınlık üzerinden meşhur olan
Thilo Sarrazin’in kitabının satış sayısının iki milyona
doğru turmandığını duymuş olmak bile tedirginliğimizin
artmasına ve uykularımızın kaçmasına yeterli sebeptir.
“Müslümanı Avrupalılaştırmak” adlı kitabımızın takdiminden
bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum:
Kendisinden sonra gelen nesillerine bile sahip çıkamayan
Göçmen Türk’ü işaret ederek; ”Bunlar bizi
İslâmlaştıracaklar!” türünden yapılan yaygara, zamanla
kitleleri harekete geçirecek derecede Anti-Müslüman bir
ideolojik mahiyet kazandı. Halbuki o, yeni vatanında
kültürel kimliğini yitirmeden, birlikte yaşadığı toplumla
kucaklaşmayı, ona intibak etmeyi ve çokkültürlü istikbâli
beraberce inşa etmeyi hedefliyordu. Fakat bu niyetini
kamuoyu vicdanına bir türlü seslenemeyen Müslüman/Türk
Göçmen, ani tepkilerle değil; bundan sonra seviyeli ilmî
araştırmalar, kitaplar, konferanslarla ve film, tiyatro,
resim, müzik gibi sanat etkinlikleriyle kendisini
yerli-çoğulcu topluma anlatmalıdır.
Henüz daha çok geç kalınmış değil; hiç olmazsa Batı
Avrupa’ya Türk İşgücü Göçümüzün 50. Yılında biraz gayrete ve
insafa gelip buna bismillah diyebiliriz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Niçin
Öldürüyorlar...
Büyüsü
Bozulan Batı
Yorgun
Adam
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|