|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

İstikbale Giden Yol Haritamız
Bundan birkaç sene önceki dünyanın hâliyle bugünkü
dünyanın hâli aynı değildir. Artık eskisi gibi yazılan
“senaryo”lar planlandığı gibi uygulanamıyor veya “aktör”ler
rollerini icra etmede bayağı zorlanıyorlar. Yine daha bir
yıl önceki Avrupa Birliği ile şimdiki arasında siyasî ve
iktisadî güç açısından kayda değer farklılıklar meydana
geldi. Başka bir ifadeyle; ABD ve AB’nin başını çektiği Batı
bloğu irtifa kaybederken, Türkiye’nin de dahil olduğu,
özellikle Asya’da yeni güçler kendinden söz ettirir oldu.
Ortadoğu’da, Osmanlı Cihan Devleti’nin çökmesinden sonra,
dengeler yeniden altüst oldu: Tabandan gelen halk
hareketleri despotların iktidarlarını birer birer yıkmaya
devam ediyor.
Hemen hergün gazetelerde okuduğunuz veya tv ekranlarında
seyrettiğiniz bu bildik gelişmelerin, şahıs olarak
üzerimizdeki etkisine vurgu yapmak istedim. Meselâ, bu
türden gelişmeleri doğru okuyabiliyor ve günlük hayatımızda
olduğu kadar, düşüncelerimizde de meydana getirdiği
değişikliğin farkında mıyız? Farkında olmak da yetmez;
gereken tedbirlerimizi alıyor muyuz?
Görebilen, okuyabilen ve düşünce üretebilenler için burada
din adına ayrı, toplum adına, dünya veya ülke siyaseti adına
da ayrı neticeler çıkar. Dün, kısmen haklı bir mağduriyetin
arkasına sığınan bazı etnik veya inanç grupları, bugün baskı
ve yasakların kalkmasıyla hazırlıksız yakalandılar: Bilgi,
birikim, samimiyet ve ahlâkî boşlukları ve zaafiyetleri
ortaya çıktı. Şekli ve alışkanlık dindarlığı kadar,
sekülerliği (dünyevilik) de artık itibar görmüyor.
Taşıdığı değerleri ve savunduğu fikirleri istikbale taşımak
veya kendisinden sonraki nesillere devretmek gibi bir
iddiası, gayesi olanlar, önce kendilerine ayna tutmalı,
sonra da yakın ve uzak çevrede olup bitenleri iyi
okumalılar. Meselâ, Almanya’daki Türkler bu ülkedeki sosyal
değişimi yerine göre mahallî, yerine göre de ülke bazında
hissetmiş, hatta fark etmiş de olabilirler. Toplumun
öncüleri, düşünce üretebilenler, bu değişimden netice
çıkararak geleceğin yol haritasını belirlemelidirler.
Sadece, tabiri caizse, kıyametin kopmasına ramak kala,
biraraya ancak gelebilen kuruluşlarımız, geride kalan yarım
yüzyıllık tecrübeleri de gözönünde bulundurarak, gelecek
elli yıla gidiş güzergâhını şimdiden tayin etmelidirler.
Herkes elini vicadanına koymalı ve şimdiye kadar icra
ettikleri şaşaalı, tv ekranlarına ve gazete manşetlerine
taşınan, pahalı faaliyetlerden kalıcı, gelecek nesillere yol
gösterici birşey kalıp kalmadığının muhasebesini yapmalıdır.
Göçün 50. Yılı’nı Berlin’de en üst düzeyde kutlayanlar,
Berlin semalarında “hoş bir seda” bırakmanın ötesinde,
Göçmen Türkün gelecek elli yılı için hangi hayatî kararları
aldıklarını doğrusu bilmek isterdik.
AB ülkelerinin içinde, yapılan araştırmalara göre bilhassa
Alman halkının müslüman azınlığa bakış açısında, algılama
biçiminde dikkatle takip edilmesi gereken gelişmeler var.
Bunları görmemezlikten gelmek, görüp de gereğini yerine
getirmemek, bu ülkenin (Almanya) yerlisi ve göçmenine karşı
vebal altında kalmak demektir.
Avrupalı Göçmen Türkün meselelerine uzun vadeli ve kalıcı
çözümler getirebilmek için onların dertlerini kendine dert
edinmek gerek... Yerine göre yüreğiniz sızlamadan,
uykularınız bölünmeden, o da yetmez; bir zihin ve zihniyet
mücadelesi verilmeden, ne hakkıyla onlara temsilci olabilir
ne de çözüm üretebilirsiniz. Avrupalı Türkün konumu bugün
itibariyle çok naziktir, hassasiyet ister. Partiler,
hükümetler, hele kuruluşlarüstü bir yaklaşım ister ki, o da
ancak uzağı görebilen, ufku geniş, feraset sahibi öncülerin
işidir.
Bazıları için sadece geçim kaynağı, bazıları için bir
sıçrama tahtası, bazıları için de oradan alacağı etiketle
toplumda sadece bir statü sahibi olabilme yeri olarak
görülen kuruluşlarımız, aslında bir avuç “serdengeçti”nin
omuzlarında taşınmaktadır.
Artık bu kadar acılar ve hatalarla dolu elli yıllık
tecrübeden sonra kuruluşlara mahsus meseleler ve beklentiler
değil, temsil ettikleri kitlenin ötesinde, mensubu oldukları
toplumun meseleleri ve beklentilerinin mücadelesini veren,
bayraktarlığını yapan zihniyeti temsil edenler Türk
kuruluşlarında söz sahibi olmalıdır. Göçün 50. Yılını idrak
ettiğimiz 2011’in sonuna geldiğimiz bugüne kadar Avrupalı
Göçmen Türklerin meseleleriyle ilgili teklif, tenkit,
değerlendirme ve diğer mülahazalar yeterince seslendirildi
ve yazılarak kayıtlara geçildi. Bu saatten sonra söylenen
her söz ve ortaya konan düşünce, öncekilerin tekrarından
ibaret olacaktır.
Bu satırların yazarı da, yıllardan beri Batı Avrupa Türkleri
ile ilgili yazdıklarından başlıklar halinde bir demet
sunarak, gelecek 50 yılın yol haritasını tayin etmede
üzerine düşeni yerine getirmek ister:
-Olmazsa olmazlarımızın başında, yerli-resmî dilin yanı sıra
ANADİL’in yaşatılması gelir.
-İnsan inşa edilmeli, eğitime ve bilgiye öncelik
verilmelidir: Bizi istikbale taşıyacak gösterişli binalar
değil, eğitimli ve bilgili insanlar olacaktır.
-Her kuruluşun bünyesinde, işin ehli olanların istihdam
edileceği AİLE DANIŞMA MERKEZİ mutlaka kurulmalıdır.
-Hem Alman, hem de Türk Devleti’nin desteğini alarak,
kuruluşlar bünyesinde TÜRKÇE ve ALMANCA ÖĞRETMENLERİ, en
azından haftanın belli günleri için istihdam edilmelidir.
-Kuruluşlar kendi aralarında, hayata geçirecekleri ortak
projeleri finanse edecek bir “havuz” oluşturmalıdırlar.
-Gönlümüzden geçeni, bize göre doğru olanı, derdimizi,
beklentilerimizi doğrudan ve olduğu gibi hem yetkili makam
ve şahıslara, hem de yerli-çoğulcu kamuoyuna ifade edebilmek
için bilgi, birikim sahibi, konusunda uzman, işinin ehli
kesime fırsat, imkân ve destek verilmelidir.
Önümüzdeki elli seneye giderken yollarda kaybolmamak, kazaya
ve belaya uğrayarak daha fazla zaiyat vermemek için hayatî
önem arz eden bu ve benzeri tedbirler hemen şimdi
alınmalıdır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
İstikbale
Giden Yol Haritamız
Niçin
Öldürüyorlar...
Büyüsü
Bozulan Batı
Yorgun
Adam
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|