|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
mahmut.askar@t-online.de
|

Kültürel Ayrımcılık
Kültürel farklılıkların yanısıra, kapalı toplumlarda
ayrımcılık, yerine göre etnik köken, yerine göre renk ve
diğer dışgörüntü farklılıklarına ve yerine göre de coğrafya
(ülke) farklılığına göre başgösterir. Postmodern açık
toplumlarda ise, kapalı toplumlardaki renk, ırk,
kılık-kıyafet gibi ayırımcılığa ortam hazırlayan
faktörlerden daha çok inanç eksenli kültürel farklılıklar
ayrımcılığı teşvik ediyor.
Almanya’da göçmen kökenlilere karşı ayrımcılığın en "az
zararlı"sı, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden gelenlere ve
eski Sovyet Birliği’nden gelen Alman asıllı göçmenlere karşı
yapılan ayrımcılıktır. Bu ülkedeki göçmenlerin çoğunluğunu
Türklerin oluşturması, ötekileştirilmelerinde ve hedef
tahtası haline gelmelerinde önemli bir rol oynamakla
beraber, asıl kalıcı ve tehlikeli olan faktör, İslam eksenli
kültürel değerlere sahip olmalarıdır. Başka bir ifadeyle;
Türklerin ve diğer milletlerden müslüman azınlıkların, Batı
kültür dairesine ait olmamaları, kültürel ayrımcılığa sebep
teşkil eden etkenlerin başında gelir.
Kültürel ayrımcılığın ne demek olduğuna ilmi bir izah
getiremeseler de, ilk hisseden ve yaşayanlar, Birinci Nesil
Türklerin tecrübesiz ve dilsiz “Misafir İşçileri” oldu.
Birlikte çalıştıkları Alman meslektaşlarının, Türk olan
kendilerinden daha avantajlı ve özel muameleye tabi
tutulmalarını (kısmen) anlayabilenler, Alman olmayan fakat
Hıristiyan olan diğer “Misafir İşçi” arkadaşlarının da,
kendilerine kıyasla, usta ve ustabaşı gibi üstleri
tarafından zaman zaman imtiyazlı muameleye tabi
tutulmalarını önce anlamakta zorlandılar; bir mana
veremediler. Benzeri durumlarla ilerleyen zaman içinde sıkça
karşılaşmaya başlayınca, bunun bir nevi hıristiyanlararası
bir dayanışmadan veya aynı kültür havzasına mensup olmaktan
kaynaklandığını anladılar.
Çok genellemeye gidilmediği müddetçe, bu türden kategorize
tutumlarla, yaşamak ve mevcut durumu kabullenmek mümkündü.
Fakat 1989’un sonlarına doğru Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla
başlayan "yeni dünya düzeni" ve "iyi" ile "kötü", "dost" ve
"düşman" gibi kavramların yeniden tanımlanmasından sonra
sahnelenen “kültürler çatışması” tezinden oldukça menfi
etkilenen Türk/Müslüman azınlık için özellikle 9/11/2001
tarihi bir dönüm noktası oldu. Ogünden sonra birçok Türk,
yakın çevresindeki Almanların bir kısmının kendisine daha
mesafeli durmaya başladığını farketti. Yıllardan beri yerli
Hanslar ve Helmutlarla aynı sokakta oturan veya aynı
işyerinde çalışan Türk kökenli Aliler ve Mehmetler, sanki
onların gözünde bugünden sabaha Amerika’daki "İkiz Kulelere"
uçaklı saldırıları gerçekleştiren teröristlerle dayanışmaya
içindeymişler gibi muamele gördüler.
Sayın Wilhelm Heitmeyer’in da dediği gibi, “11 Eylül
tarihinden sonra toplumda farklı bir tartışma meydana geldi.
Mesela etnik bir grup olan Türk azınlık, birden bire
müslüman olarak telakki edilirken, böylece bir etnik
kategoriden dini kategori yaratılmış oldu. (dradio.de,
12.12.2011)”. Berlin Duvarı yıkılmadan önce “Hür Batı
Dünyası”nın düşmanı olan komünizm, Doğu Bloku ülkelerindeki
sosyalist sistemin çökmesinden sonra yerini İslam’a
bırakarak tarih sahnesinden çekildi. 1990’lı yılların
başından itibaren Batı’nın kendisine İslam’ı yeni düşman
olarak ilan etmesinden sonra, dini kategoride görülen ve
kültürel ayrımcılığa maruz kalan Almanya Türkleri için
çokkültürlü bir toplumda kültürel varlığını muhafaza etmek
her geçen gün biraz daha zorlaşmaya başladı.
Kültürel ayrımcılık, bazen üstün kültür (Leitkultur)
tartışmaları, bazen cami inşası, bazen de başörtüsü gibi
konular üzerinden kendini gösteriyor. Soğuk Savaş döneminde,
insanlar gibi toplumlar da ideolojik eksenli saflar
oluştururken, yeni dönemdeki ayrışma veya birleşmeler din
eksenli oluşmaya başladı. Müslüman göçmenler arasındaki
istisnai durumların genelleştirilmesi, bazı coğrafik
bölgelere veya arkaik toplumlara ait olan törelerin İslam’a
mal edilmesi ve negatif bir İslam imajının kamuoyunda
yaratılması neticesinde, başta Türk göçmenler olmak üzere bu
ülkenin müslüman azınlığı topyekün bir kültürel ayrımcılığa
maruz kaldı. Bir Batılı gözüyle değerlendirme yapan Stefan
Weidner, kaleme aldığı makalesinde bu kültürel ayrımcılığın
esas sebebini, “Böylesi negatif bir imajla dışlanmış İslam
karşısında, bizim kendi kültürümüz pozitif bir tablo olarak
yerini alır” cümlesiyle ifade eder. (Psychologie Heute)
Yerli-çoğulcu halkın tek bir kültürel kimliğine karşı,
Almanyalı Göçmen Türk iki farklı kültürel kimlik sahibi
olabilir veya kendisini öyle ifade edebilir. Özellikle yeni
yetişen nesiller, iki veya daha fazla kültüre sahip olmayı
bir avantaj olarak gördü ve kabullendiler. Fakat kültür
milliyetçiliği olarak veya popülist yaklaşımlarla Türkün
kültüründen gelen, her farklılığı “Leitkultur”a bir
başkaldırı veya meydan okuma olarak algılanır ve
propagandası yapılırsa, zamanla insanların kafasında, “benim
kültürümden olmayan benden değildir, benden olmayanın da
benim ülkemde ne işi var...” düşüncesinin yerleşmesine sebep
olur.
Kendi kültürel varlığından haberdar olmayanın, farklı
kültürleri idrak etmesini beklemek yanlış olur. Terry
Eaglaton’un dediği gibi, “Sizi anlamak için kendim olmayı
bırakacak olursam, geriye sizi anlayacak kimse kalmaz”. O
halde; bize göre farklı kültürel değerlere sahip olan
insana, önce kendisi gibi olma hakkını ve hürriyetini
verelim ki, daha sonra anlaşabileceğimiz insanlar olsun.
Bugün 3. Ve 4. Nesil göçmen Türklerin belli bir kesiminde
“protesto kimliği” hakimdir. Onlar ne ebeveylerinin arzu
ettikleri, ne de yerli-çoğulcu toplumun beklediği bir
kimliğe sahiptirler. Kendilerine ait olması gereken kültürel
değerleri, ne mensup oldukları azınlık toplum, ne de
vatandaşı oldukları ülkenin yerli-çoğulcu toplumu
verebildiğinden, kendileri her iki kesim tarafından da
yeterince anlaşılamadıklarından, yabancı gibi muameleye tabi
tutulduklarını düşünüyorlar. Sözkonusu nesillere ister Türk,
ister Alman tarafından bakılsın; onlar zaten "yabancı"dır.
Onlar birileirne göre "yabancı"dır çünkü, Yazar Feridun
Zaimoğlu'nun da dediği gibi, “Bir yabancı kendine ait
olanlardan uzaklaştırıldığı için yabancıdır”
İşin en çarpıcı ve bir o kadar da ürkütücü tarafı ise,
Almanya’da doğan ve burada okul hayatına başlayan Türk
kökenli çocukların kültürel ayrımcılığı sessizce
hissetmeleri ve en derinden maruz kalmalarıdır. İlkokul
dönemi ve devamı okulların ilk birkaç yılından sonra Türk
öğrencilerin, yavaş yavaş mevcut Alman arkadaşlarının yerine
Türk veya diğer göçmen kökenli arkadaşlar tercih ettiklerini
gözlemlemek mümkün. Gençlik çağlarına ayak basmak üzere olan
bu yaş grubundaki sosyal çevre değişimini gelişmelere göre
takip edenler, çocukların belli-başlı şu noktalardaki
şikayetlerini ve rahatsızlıklarını göreceklerdir:
-Öğretmenlerin, her konuda Alman öğrencileri daha çok tutuğu
algısı yaygın.
-Görüntülü ve yazılı medyada Türkler/Müslümanlarla ilgili
genellikle menfi haberlerin yer alması ve bunların zaman
zaman okul ortamına taşınması, gençlerde yerli toplum
tarafından istenmeyen ve hep menfilikerle bağdaştırlan bir
azınlık oldukları hissini uyandırıyor.
-Alman arkadaşlarının hal ve hareketlerinden bazen de
konuşmalarından, Türk olarak kendilerinin farklı bir kültüre
mensup olmalarından dolayı dışlandıkları neticesine
varıyorlar.
Kültürel Ayrımcılık;
- Türk kökenli gençler arasında protesto kimliğine ortam
hazırlarken,
-Belli bir yaş grubu ve üstü için kendi dünyasına çekilmeye
sebebiyet verdiği gibi,
-Birçok kamuoyu araştırmasına ve medyada sıkça yer alan
haberlere göre, akademisyen Türklerin, Almanya’yı terk
etmesine kadar varabiliyor.
OECD’nin yaptırdığı bir araştırmaya göre, göçmen ailelerin
çocukları, göçmen kökenli olmayan (yerli Alman) ailelerin
çocuklarıyla aynı eğitim düzeyinde olmalarına rağmen, iş
bulmada şansları daha az. Özellikle Almanya’da üniversite ve
dengi yüksek okul mezunu göçmen kökenlililerin Alman
asıllılarla aralarındaki şans eşitsizliği daha da fazla.
(taz.de, 16.10.2009). Almanya’da yüksek öğrenimini görmüş
Türk gençleri arasında zaten şöyle yaygın bir kanaat var:
İşyeri için müracaatlarında Alman vatandaşı olmanız, sizin
Alman akademisyenle eşit muamele göreceğiniz anlamına
gelmez, adınızın Türk olması zaten size ekstra bir
dezavantaj getiriyor.
Hangi sosyolojik bahanenin veya siyasi gerekçenin arkasına
sığınılırsa sığınılsın, Türklerin anadili olan Türkçe’ye
olan tahammülsüzlük ve yer yer getirilen yasaklar, Türklere
karşı yapılan kültürel ayrımcılığın en belirgin ve somut
örneğidir ve Almanya Türkleri arasında en çok tepkiyle
karşılanan girişimlerin başında gelir.
Prof. Wilhelm Heitmeyer’in, “Deutsche Zustaende 2011”
başlıklı araştırmasında, Almanya’daki çokkültürlü hayata
duyulan rahatsızlık, doğrusu en fazla biz Türk azınlığı
rahatsız eder, çünkü yerliye göre “öteki” veya yabancı , en
başta biz Türkleriz. Nitekim yukarıda adı geçen araştırmaya
göre Almanların %37’si çokkültürlülüğün çokluğundan rahatsız
ve %50’si de, Almanya’nın yabancıların istilasına uğradığı
kanaatinde.
(Wer sich bedroht fühlt, agiert menschenfeindlicher,
www.Zeit.de)
Onyıllardan bu ülkede Türkler/Müslümanlar üzerine çevrilen
sinema ve tv filmleri, ekranlardaki tartışma programları,
yazılan kitaplar, anlatılan fıkralar, “yüksek Batı kültürü”
karşısında, düşük profilli, geri kalmış, “başörtülü kızlar
üreten”, kadını eve mahkum eden bir (Türk)-İslam kültürü
imajı yaratıldığına dair kanaat Türk göçmenler arasında yer
etmiştir.
“Döner Cinayetleri” diye zannedilen fakat kısa bir süre önce
“Neo-Nazi Cinayetleri” olarak deşifre edilen ölüm
olaylarında, hedef seçilen kesimin ağırlıklı olarak
Türklerden olması, elbetteki bir tesadüf veya rastgele
meydana gelmiş bir olay değildir. Yıllardan beri bazen
işsizliğin arttığında, bazen Türkiye-AB ilişkilerindeki
anlaşmazlıklarda, bazen de dünyanın herhangi bir yerinde
İslam dinine mensup teröristlerin eylem yaptıklarında, bir
suçlu veya bir müsebbib ararmışcasına gözlerin Türk azınlığa
çevrilmesi, Türklere karşı işlenen cinayetlere ortam
hazırlayan amillerdendir.
Kültürel ayırımcılğın, özellikle Almanya’daki Türk ve
Müslüman azınlığı rencide eden tarafı; “üstün kültür”
savunucularınca, Türk/Müslüman azınlık bir taraftan kültürel
değerler bazında ‘düşük kültür’ muamelesine tabi tutulur ve
aşağılanırken, diğer tarftan “üstün kültür”ü yok etmeye
matuf bir fenomen olarak lanse edilmesidir.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Kültürel
Ayrımcılık
İstikbale
Giden Yol Haritamız
Niçin
Öldürüyorlar...
Büyüsü
Bozulan Batı
Yorgun
Adam
Medeniyet
Ülküsü (2)
Medeniyet
Ülküsü
Batı
ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden
Alkış Bekleme
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın
Leşi (2)
Güvercinin
Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat
Çıplak!
Benim
Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim
Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik
Liderini Arıyor
Siyaseten
ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın
Dirilişi
İnandığınız
gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar
veya Muhsin Ceylan
Global
Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek
SAYFA
BASI
|