A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu Kendinizi değil kilonuzu yakın
·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

mahmut.askar@t-online.de











Kültürel Ayrımcılık

Kültürel farklılıkların yanısıra, kapalı toplumlarda ayrımcılık, yerine göre etnik köken, yerine göre renk ve diğer dışgörüntü farklılıklarına ve yerine göre de coğrafya (ülke) farklılığına göre başgösterir. Postmodern açık toplumlarda ise, kapalı toplumlardaki renk, ırk, kılık-kıyafet gibi ayırımcılığa ortam hazırlayan faktörlerden daha çok inanç eksenli kültürel farklılıklar ayrımcılığı teşvik ediyor.

Almanya’da göçmen kökenlilere karşı ayrımcılığın en "az zararlı"sı, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden gelenlere ve eski Sovyet Birliği’nden gelen Alman asıllı göçmenlere karşı yapılan ayrımcılıktır. Bu ülkedeki göçmenlerin çoğunluğunu Türklerin oluşturması, ötekileştirilmelerinde ve hedef tahtası haline gelmelerinde önemli bir rol oynamakla beraber, asıl kalıcı ve tehlikeli olan faktör, İslam eksenli kültürel değerlere sahip olmalarıdır. Başka bir ifadeyle; Türklerin ve diğer milletlerden müslüman azınlıkların, Batı kültür dairesine ait olmamaları, kültürel ayrımcılığa sebep teşkil eden etkenlerin başında gelir.

Kültürel ayrımcılığın ne demek olduğuna ilmi bir izah getiremeseler de, ilk hisseden ve yaşayanlar, Birinci Nesil Türklerin tecrübesiz ve dilsiz “Misafir İşçileri” oldu. Birlikte çalıştıkları Alman meslektaşlarının, Türk olan kendilerinden daha avantajlı ve özel muameleye tabi tutulmalarını (kısmen) anlayabilenler, Alman olmayan fakat Hıristiyan olan diğer “Misafir İşçi” arkadaşlarının da, kendilerine kıyasla, usta ve ustabaşı gibi üstleri tarafından zaman zaman imtiyazlı muameleye tabi tutulmalarını önce anlamakta zorlandılar; bir mana veremediler. Benzeri durumlarla ilerleyen zaman içinde sıkça karşılaşmaya başlayınca, bunun bir nevi hıristiyanlararası bir dayanışmadan veya aynı kültür havzasına mensup olmaktan kaynaklandığını anladılar.

Çok genellemeye gidilmediği müddetçe, bu türden kategorize tutumlarla, yaşamak ve mevcut durumu kabullenmek mümkündü. Fakat 1989’un sonlarına doğru Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan "yeni dünya düzeni" ve "iyi" ile "kötü", "dost" ve "düşman" gibi kavramların yeniden tanımlanmasından sonra sahnelenen “kültürler çatışması” tezinden oldukça menfi etkilenen Türk/Müslüman azınlık için özellikle 9/11/2001 tarihi bir dönüm noktası oldu. Ogünden sonra birçok Türk, yakın çevresindeki Almanların bir kısmının kendisine daha mesafeli durmaya başladığını farketti. Yıllardan beri yerli Hanslar ve Helmutlarla aynı sokakta oturan veya aynı işyerinde çalışan Türk kökenli Aliler ve Mehmetler, sanki onların gözünde bugünden sabaha Amerika’daki "İkiz Kulelere" uçaklı saldırıları gerçekleştiren teröristlerle dayanışmaya içindeymişler gibi muamele gördüler.

Sayın Wilhelm Heitmeyer’in da dediği gibi, “11 Eylül tarihinden sonra toplumda farklı bir tartışma meydana geldi. Mesela etnik bir grup olan Türk azınlık, birden bire müslüman olarak telakki edilirken, böylece bir etnik kategoriden dini kategori yaratılmış oldu. (dradio.de, 12.12.2011)”. Berlin Duvarı yıkılmadan önce “Hür Batı Dünyası”nın düşmanı olan komünizm, Doğu Bloku ülkelerindeki sosyalist sistemin çökmesinden sonra yerini İslam’a bırakarak tarih sahnesinden çekildi. 1990’lı yılların başından itibaren Batı’nın kendisine İslam’ı yeni düşman olarak ilan etmesinden sonra, dini kategoride görülen ve kültürel ayrımcılığa maruz kalan Almanya Türkleri için çokkültürlü bir toplumda kültürel varlığını muhafaza etmek her geçen gün biraz daha zorlaşmaya başladı.

Kültürel ayrımcılık, bazen üstün kültür (Leitkultur) tartışmaları, bazen cami inşası, bazen de başörtüsü gibi konular üzerinden kendini gösteriyor. Soğuk Savaş döneminde, insanlar gibi toplumlar da ideolojik eksenli saflar oluştururken, yeni dönemdeki ayrışma veya birleşmeler din eksenli oluşmaya başladı. Müslüman göçmenler arasındaki istisnai durumların genelleştirilmesi, bazı coğrafik bölgelere veya arkaik toplumlara ait olan törelerin İslam’a mal edilmesi ve negatif bir İslam imajının kamuoyunda yaratılması neticesinde, başta Türk göçmenler olmak üzere bu ülkenin müslüman azınlığı topyekün bir kültürel ayrımcılığa maruz kaldı. Bir Batılı gözüyle değerlendirme yapan Stefan Weidner, kaleme aldığı makalesinde bu kültürel ayrımcılığın esas sebebini, “Böylesi negatif bir imajla dışlanmış İslam karşısında, bizim kendi kültürümüz pozitif  bir tablo olarak yerini alır” cümlesiyle ifade eder. (Psychologie Heute)

Yerli-çoğulcu halkın tek bir kültürel kimliğine karşı, Almanyalı Göçmen Türk iki farklı kültürel kimlik sahibi olabilir veya kendisini öyle ifade edebilir. Özellikle yeni yetişen nesiller, iki veya daha fazla kültüre sahip olmayı bir avantaj olarak gördü ve kabullendiler. Fakat kültür milliyetçiliği olarak veya popülist yaklaşımlarla Türkün kültüründen gelen, her farklılığı “Leitkultur”a bir başkaldırı veya meydan okuma olarak algılanır ve propagandası yapılırsa, zamanla insanların kafasında, “benim kültürümden olmayan benden değildir, benden olmayanın da benim ülkemde ne işi var...” düşüncesinin yerleşmesine sebep olur.

Kendi kültürel varlığından haberdar olmayanın, farklı kültürleri idrak etmesini beklemek yanlış olur. Terry Eaglaton’un dediği gibi, “Sizi anlamak için kendim olmayı bırakacak olursam, geriye sizi anlayacak kimse kalmaz”. O halde; bize göre farklı kültürel değerlere sahip olan insana, önce kendisi gibi olma hakkını ve hürriyetini verelim ki, daha sonra anlaşabileceğimiz insanlar olsun. Bugün 3. Ve 4. Nesil göçmen Türklerin belli bir kesiminde “protesto kimliği” hakimdir.  Onlar ne ebeveylerinin arzu ettikleri, ne de yerli-çoğulcu toplumun beklediği bir kimliğe sahiptirler. Kendilerine ait olması gereken kültürel değerleri, ne mensup oldukları azınlık toplum, ne de vatandaşı oldukları ülkenin yerli-çoğulcu toplumu verebildiğinden, kendileri her iki kesim tarafından da yeterince anlaşılamadıklarından, yabancı gibi muameleye tabi tutulduklarını düşünüyorlar. Sözkonusu nesillere ister Türk, ister Alman tarafından bakılsın; onlar zaten "yabancı"dır. Onlar birileirne göre "yabancı"dır çünkü, Yazar Feridun Zaimoğlu'nun da dediği gibi, “Bir yabancı kendine ait olanlardan uzaklaştırıldığı için yabancıdır”

İşin en çarpıcı ve bir o kadar da ürkütücü tarafı ise, Almanya’da doğan ve burada okul hayatına başlayan Türk kökenli çocukların kültürel ayrımcılığı sessizce hissetmeleri ve en derinden maruz kalmalarıdır. İlkokul dönemi ve devamı okulların ilk birkaç yılından sonra Türk öğrencilerin, yavaş yavaş mevcut Alman arkadaşlarının yerine Türk veya diğer göçmen kökenli arkadaşlar tercih ettiklerini gözlemlemek mümkün. Gençlik çağlarına ayak basmak üzere olan bu yaş grubundaki sosyal çevre değişimini gelişmelere göre takip edenler, çocukların belli-başlı şu noktalardaki şikayetlerini ve rahatsızlıklarını göreceklerdir:

-Öğretmenlerin, her konuda Alman öğrencileri daha çok tutuğu algısı yaygın.
-Görüntülü ve yazılı medyada Türkler/Müslümanlarla ilgili genellikle menfi haberlerin yer alması ve bunların zaman zaman okul ortamına taşınması, gençlerde yerli toplum tarafından istenmeyen ve hep menfilikerle bağdaştırlan bir azınlık oldukları hissini uyandırıyor.
-Alman arkadaşlarının hal ve hareketlerinden bazen de konuşmalarından, Türk olarak kendilerinin farklı bir kültüre mensup olmalarından dolayı dışlandıkları neticesine varıyorlar.

Kültürel Ayrımcılık;
- Türk kökenli gençler arasında protesto kimliğine ortam hazırlarken,
-Belli bir yaş grubu ve üstü için kendi dünyasına çekilmeye sebebiyet verdiği gibi,
-Birçok kamuoyu araştırmasına ve medyada sıkça yer alan haberlere göre, akademisyen Türklerin, Almanya’yı terk etmesine kadar varabiliyor. 

OECD’nin yaptırdığı bir araştırmaya göre, göçmen ailelerin çocukları, göçmen kökenli olmayan (yerli Alman) ailelerin çocuklarıyla aynı eğitim düzeyinde olmalarına rağmen, iş bulmada şansları daha az. Özellikle Almanya’da üniversite ve dengi yüksek okul mezunu göçmen kökenlililerin Alman asıllılarla aralarındaki şans eşitsizliği daha da fazla. (taz.de, 16.10.2009). Almanya’da yüksek öğrenimini görmüş Türk gençleri arasında zaten şöyle yaygın bir kanaat var: İşyeri için müracaatlarında Alman vatandaşı olmanız, sizin Alman akademisyenle eşit muamele göreceğiniz anlamına gelmez, adınızın Türk olması zaten size ekstra bir dezavantaj getiriyor.

Hangi sosyolojik bahanenin veya siyasi gerekçenin arkasına sığınılırsa sığınılsın, Türklerin anadili olan Türkçe’ye olan tahammülsüzlük ve yer yer getirilen yasaklar, Türklere karşı yapılan kültürel ayrımcılığın en belirgin ve somut örneğidir ve Almanya Türkleri arasında en çok tepkiyle karşılanan girişimlerin başında gelir.

Prof. Wilhelm Heitmeyer’in, “Deutsche Zustaende 2011” başlıklı araştırmasında, Almanya’daki çokkültürlü hayata duyulan rahatsızlık, doğrusu en fazla biz Türk azınlığı rahatsız eder, çünkü yerliye göre “öteki” veya yabancı , en başta biz Türkleriz. Nitekim yukarıda adı geçen araştırmaya göre Almanların %37’si çokkültürlülüğün çokluğundan rahatsız ve  %50’si de, Almanya’nın yabancıların istilasına uğradığı kanaatinde.
(Wer sich bedroht fühlt, agiert menschenfeindlicher, www.Zeit.de)

Onyıllardan bu ülkede Türkler/Müslümanlar üzerine çevrilen sinema ve tv filmleri, ekranlardaki tartışma programları, yazılan kitaplar, anlatılan fıkralar, “yüksek Batı kültürü” karşısında, düşük profilli, geri kalmış, “başörtülü kızlar üreten”, kadını eve mahkum eden bir (Türk)-İslam kültürü imajı yaratıldığına dair kanaat Türk göçmenler arasında yer etmiştir.

“Döner Cinayetleri” diye zannedilen fakat kısa bir süre önce “Neo-Nazi Cinayetleri” olarak deşifre edilen ölüm olaylarında, hedef seçilen kesimin ağırlıklı olarak Türklerden olması, elbetteki bir tesadüf veya rastgele meydana gelmiş bir olay değildir. Yıllardan beri bazen işsizliğin arttığında, bazen Türkiye-AB ilişkilerindeki anlaşmazlıklarda, bazen de dünyanın herhangi bir yerinde İslam dinine mensup teröristlerin eylem yaptıklarında, bir suçlu veya bir müsebbib ararmışcasına gözlerin Türk azınlığa çevrilmesi, Türklere karşı işlenen cinayetlere ortam hazırlayan amillerdendir.

Kültürel ayırımcılğın, özellikle Almanya’daki Türk ve Müslüman azınlığı rencide eden tarafı; “üstün kültür”  savunucularınca, Türk/Müslüman azınlık bir taraftan kültürel değerler bazında ‘düşük kültür’ muamelesine tabi tutulur ve aşağılanırken, diğer tarftan “üstün kültür”ü yok etmeye matuf bir fenomen olarak lanse edilmesidir.



 
YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Kültürel Ayrımcılık
İstikbale Giden Yol Haritamız
Niçin Öldürüyorlar...
Büyüsü Bozulan Batı
Yorgun Adam
Medeniyet Ülküsü (2)
Medeniyet Ülküsü
Batı ve Batılı Değerler Tükenirken...
Benden Alkış Bekleme
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (3)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi (2)
Güvercinin Aşkı ve Karganın Leşi
Hakikat Çıplak!
Benim Farkım, Sesli Düşünmektir
Hâkim Medeniyetin Hâkimiyeti
Gençlik Liderini Arıyor
Siyaseten ve Hakikaten Batı Avrupa Türkleri
Müslümanın Dirilişi
İnandığınız gibi misiniz, yoksa Yaşadığınız gibi mi?
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (3)
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek (2)
Dostlar veya Muhsin Ceylan
Global Düşünebilmek, İnanabilmek ve Yaşayabilmek

 

   
SAYFA BASI

Mahmut Aşkar

Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç,
 Ya da...
Aileler, cemaatlar, kavimler veya milletler; nefislerinin, kaprislerinin ve şahsi menfaatlerinin esiri olmadan görevini ifa edenlerin omuzlarında yükselirler.Devam

Ali Kılıçarslan

“Müslümanı Avrupalılaştırmak”
Avrupa’nın mı islamlaştığını, bir başka deyişle müslümanlaşacağını öğrenmek isteyenler, özellikle Almanya Türkleri’nin geleceği hakkında fikir yürütenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Devam

Yakup Yurt

SUÇ TERCÜMANDA…
Sokağı kirletenler, işsizlik sigortasını meslek sanıyor ve namusuyla çalışan fikir çöpçülerine küfretmeyi marifet sanıyorlardı. Devam

Şefik Kantar

Batı cephesi bildiğiniz gibi
İçedönük Alman politikalarının temelinde; Almanlığı ve Alman İslamı’nı dayatma, ne şekilde olursa olsun kabul ettirme düşüncesi yatıyor.
Devam

Prof. Dr. Hacı Duran

Bürokratik Yargının Fanatikleri
Günümüzde Türkiye'nin yargı bürokrasisi arasında ortaya çıkan çatışmalar, birçok bakımdan kilisenin yaşadığı bu serüvene benzemektedir. Devam

Hidayet Kayaalp

LAMI CİMİ YOK
Çetelere sövmek, darbecileri lanetlemek belki insanı rahatlatır, ama gelecek nesillerin başına gelecek tehlikeyi ortadan kaldırmaz. Devam

Prof. Dr. Ramazan Demir

Ziya Gökalp’ın İstemediği “Boşolar”...
Etrafını aydınlatan ışık olarak anlam yüklenen “ziya” insan örneğinde en güzel şekilde Ziya Gökalp’ in şahsında anlam bulmuştur.  
Devam

Yakup Tufan

ALMANYA İSLAM KONFERANSI VE MÜSLÜMAN CEMAATLERİN DURUMU
Bu ülke müslümanların da ülkesidir!  Bu devlet müslümanların da devletidir ve onların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftir! Devam

Leman Kuzu

KABUL  ETMİYORUZ!..
Ey ABD, tüm dünya biliyor ki, sen emperyalist bir güçsün. Devam

Nuran Yelkenci

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Müslüman Türk Kadınının Yeri...
Ev ekonomisini en iyi şekilde yönetebilen akıllı, eğitimli bir kadın neden ülkeyi
 yönetemesin?
Devam

Ozan Yusuf Polatoğlu

Bitlis’de 5  Minare  İsviçre’de 4 Minare
İsviçre’nin Müslümanların yaşamadığı çok kenar çevrelerden yüksek oranda minareye hayır oyları çıkmış, yoksa minareyi çok başka bir şey mi sanıyorlar fıkradaki gibi… Devam

Muhsin Ceylan

Eğitim masallı uyum yalanları...
Günümüzdeki uyumla alakalı sıkıntıların sebeplerinin mevcut kanun ve uyugulamalar olduğunu Sayın Bakan bilmez mi? Devam

Umut Bulut

Kalıbınıza tüküreyim
İnsan olarak en çok da sevdiklerimizden darbe alınca yaralanırız ya, bu yara kolay kolay kabuk tutmaz. Devam

Orhan Aras

KIRMIZI GÜL
Ama hangimiz şimdiye kadar güzel öğütlere kulak vermişiz ki? Hangimiz bile bile hayatımızda pişmanlıklar yaşamamışız ki?
Devam

Mehmet Ali Aladağ

Kötüler ve İyiler
Adam doğan güneşe sırtını çevirdi, batacak güneşten yana yüzünü döndü. Devam

Üzeyir Lokman Çaycı

Bu adam senin baban
Ay yıldızlı bayraklar da yıllar sonra yine devletin asil güçleriyle birlikte bölgede yerlerini almışlardı. Devam

Ayten Kılıçarslan

Kadın Dindarlığına Hürriyet
Neticede kadınlar, başörtüsü ve meslek hayatı arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadırlar.
Devam

Nurdoğan Aktaş

Türkçe Konuşulan Yerler İstanbul’dur

Tofiq Abidin

RAŞİT DEMİRTAŞ a  UĞURLU YOL
 

İsmail Tüysüz

BİZDEN ÖNCE MASALLARIMIZ GELMİŞ

Doğan Tufan

Bizans Oyunlarına dikkat