A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de





Akültürasyon Çığlık


Yoksulluklarla geçen çocukluğundan sonra nihayet cebi para görmüştü. İşi tıkırındaydı...  İlk çocuğu olan oğluna, kendine layık bir sünnet düğünü yapmaya karar verdi. “Sünnet”in düğününü hafsalam almadığından bu tür şaklabanlıklara çok mecbur olmadıkça gitmiyordum. Fakat bu davete yakınımız olduğundan dolayı ayağımı sürükleyerek de olsa icabet etmiştim.

Önce krallar gibi giydirilimiş çocuk çıkarıldı sahneye. Arkasından hoca geldi; Kuran-ı Kerim’den âyetler okudu, dualer etti... Hoca indikten sonra sahneye dansöz çıktı. Sahnenin tam da önünde oturan ben nereye bakacağımı şaşırmıştım.

Antalya’nın Kemer ilçesinde düzenlenen bir “Sanat ve Kültür” gecesi, “Erotik Sambanın Üstüne Semazen (Gazeteler, 17. 06.2009) ”  başlığıyla haber yapıldı. Gösterilen tepkiye bir manâ veremeyen “milliyetçi” belediye başkanı; “Kemer’in adını dünyaya duyurmuş olmak”tan dolayı kendisinin takdir edilmemesine üzülmüş anlaşılan...

Türkiye’nin 2009 yılı “Eurovision” şarkı yarışmasına hangi sanatçı ve eserle katılacağını görüp ve duyduktan sonra hem üzüldüm, hem utandım!

İnsanlığı kavim kavim, kabile kabile yaratan Allah, bize de konuşmak, yazışmak, anlaşmak ve türküler, şarkılar, ilahiler söylemek için Türkçe dediğimiz bir anadili uygun görmüş. Benim ülkemin çocuğu, milletimi temsil eden sanatçı, Türkçe yerine İngilizce şarkı söylerse, bundan bir Türk olarak sadece üzüntü duyulur ve kalça-göbek gösterisine dönüşen sahne hareketlerine bakmaya ise (bizce) sadece utanılır...

Toparlıyorum: Bizim kültürümüzde sünnet herşeyden önce bir dinî vecibedir. Fakat Müslüman-Türk toplumunda dindarlık derecesinden, hatta inanıp inanmamaktan da bağımsız olarak, her erkek çocuk sünnet ettirilir. Dinî inançlarımızla hiç bağdaşır tarafı olmamasına rağmen, birçok müslüman toplumlarda olduğu gibi, bizim de ülkemizin bazı yörelerinde ve bazı kesimlerde dansöz oynatmak/seyretmek eğlence kültürümüzün bir parçası olarak kabul görmüştür.

Asırlardan beri cami kültürüyle meyhane kültürünün birbirine paralel; birbirinden ayrı yaşatan bir toplum günün birinde hoca ile dansözü aynı mekânda buluşturuyor ve İlâhî Kelâm dinleyenler yerlerinden kıpırdamadan dansöz seyretmeğe devam ediyorlarsa, o toplumda bazı taşlar yerinden oynuyor demektir.

Brezilya karnevallarından tanıdığımız samba dansı gerçekten son derece müstehcen ve erotik bir gösteridir. Bu Batı-Latino eğlence kültürüyle Anadolu topraklarındaki bin yıllık Müslüman-Türk kültürünün en önemli mihenk taşlarından birisi olan Mevlevilik geleneğini sembolize eden sema gösterisini aynı mekânda buluşturmaya, aynı çerçeveye yerleştirmeye kalkmak; yeni bir kimlik kazanma arayışı, ne bizdan ne de onlardan vazgeçememe duygusu veya kültürel yozlaşmadır!  Kendine ait bazı kültürel değerleri ayaklar altına düşürmek, değersizleştirmek, semazen ile erotik gösteri yapanı aynı kategoride görmek ve göstermek gayretleri, akültürasyon bir çığlıktır.

Köklü ve zengin kültüre sahip bir milleti, müziğiyle temsil edecek sanatçı, kendi dilinde değil de, bir başka milletin dilini tercih ederek şarkısını söyler veya söylemesine icazet verilirse; o milletin istikbali başka kültürlerin ipoteği altına girmiş demektir. O millet, milletlerarası arenaya çıkarken kendisi olmaktan utanıyor demektir ki, biz de bu utanç verici hâlimizden utanıyoruz doğrusu.

Başkalarına benzediği için Türkiye’nin ödüllendirildiği doğrudur! Eurovision’da alınan dereceler İngilizce’ye verilmiştir, Türkçe’ye değil! Diline kendi ellerinizle kurşun sıktığınız bu millettin yeni nesillerinin niye konuşma özürlü olduklarına, Türk işyeri ve markalarının niye ecnebi isimleri tercih ettiklerine, aydınlarının niçin yabancı kelimeleri özenerek kullandıklarına da şaşırmamanız lazım.

Aslına bakılırsa böylesi bir sünnet düğünü, çocuktan ziyade, kazanmış olduğu yeni kimliğini, toplum içindeki yerini, hangi maddî imkânlara sahip olduğunu eşe-dosta ilân etmek, göstermek isteyen baba içindir. Çocuk burada sadece araçtır, vesiledir. Bu durum toplumda artık paralının, tesbih çekenin yanında olduğu kadar kafa çekenin yanında da itibar sahibi olduğunun bir göstergesidir. Bu ibre kültürel soysuzlaşmayı, yozlaşmayı yani akültürasyonu gösteriyor!

Hoca ile dansözün sahne aldığı yerde sünnet olan çocuk büyüdü, delikanlı oldu ama babasının arzu ettiği gibi adam olmadı! O hâlâ cami ile meyhane arasında dolaşıp duruyor.

Dünkü sünnet çocuğunun bugünkü akranları da samba ile sema arasında kaldılar: Ne karneval sambacısı, ne de Mevlevi semazeni... Biraz ondan, biraz bundan, hattızatında hiçbirinden!

Sünnet düğünüyle itibar kazanmaya çalışan yeni nesil zenginimizin, semazeni samba ile dengeleyerek turist kazanmak, memleket tanıtmak isteyen belediyecimizin, Eurovision’da dereceye girmek için Türkçe yerine İngilizce’yi tercih eden kamu ve özel sektör medya kuruluşlarının temsilcilerinin ve sanatçıların yaptıkları, milli kültürümüze orta ve uzun vadede ihanetten başka birşey değidir!

Hem yurtiçi hem de yurtdışında baskın medeniyet anlayışının kıskacında yetişen sözkonusu nesillerde zuhur eden bu evrenin adı, “akültürasyon”dur. Bize göre bu kavram, aslında yozlaşmaya/kültürsüzlüğe uydurulmuş bir kılıftır. Bu süreçte, kişi kültürel aidiyetini gerçi inkâr etmez ama onu cezbeden veya ona üstünlüğünü kabul ettiren yabancı kültürün hayat tarzı daha belirleyici ve yönlendiricidir. Akültürasyon süreci aynı zamanda bir başkalaşım devresidir. Bu devre kök değerlerinden kısmî kopuş, uzaklaşma ve kendisini kucağında bulduğu ikinci kültür ocağına tamamiyle teslim olmamak, silinmemek için kendine yeni bir kimlik arayış devresidir. Aslında akültürasyon, (kültürel) asimilasyona zemin ve ortam hazırlar.

Batı Avrupa’daki müslüman göçmen gençliğin kentin kenar semtlerinde oluşturdukları bu yeni sürece “protesto kültürü” diyenler de var. Oliver Roy’a göre bu süreç, kendi kültür coğrafyasından koparılan İslâm’ın Batılılaş(tırıl)ma sürecidir. Nilüfer Göle’ye bu sürecin adı; ebrulaşma veya melezleşme’dir.

Bize göre bu bir çığlıktır... Sahanın uzmanları sözkonusu başkalaşıma, kendi sosyo-kültürel normlarını oluşturan yeni kimlik arayışı gibi görse ve gösterseler de,  bu boyuttaki değişim, başkalaşım bizim açımızdan hayra alâmet değil.

Yok edilme korkusuna kapılan insanın can havliyle son saldırıya geçerken attığı ölüm-kalım çığlığı veya suda batmak üzere olanın son imdat çığlığına benziyor bu akültürasyon denilen hadise. Bu çığlığa mutlaka kulak verilmelidir.


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Akültürasyon Çığlık
Anti-Müslüman İdeoloji (2):
Toplumun Ortak Temayülleri

Anti-Müslüman İdeoloji
Eğrisine Doğrusuna Sarrazi
Müslümanı İslâmîleştirmek
İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (3):
‘Armani Milliyetçileri’ ve ‘Cardin Müslümanları’

İslamcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Akültürasyon Çığlık
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç