|
Mesuliyet
Noktasında Alman Siyaseti
“Şarklı
siyasetçiyle Garplı arasındaki en büyük fark
nedir?”, diye bir soruya verilebilecek en yerinde cevap;
Şarklı laf yapar, Garplı ise icraat, olabilir.
Batılılaşmak için yırtınan bizim
siyaset-bürokrat-aydın karması, şayet Batı’nın
fiiliyata dönüşen özelliğini almış
olsalardı, ülkemizde ve genelinde Şark’da şimdiki
Doğu-Batı tartışmaları bu
seviyesizlikde kalmazdı.
İkinci
Dünya Savaşı sonrasındaki Almanya’da ilk Büyük
Koalisyon, şimdiki gibi CDU/CSU ve SPD arasında
1.Aralık 1966 yılında gerçekleştirilmişti.
Aradan 39 yıl geçtikten sonra Almanya’nın siyasî
şartlarının yanısıra, iktisadî ve
sosyal şartları da “Büyük Koalisyon”u zorladı
ama olmayabilirdi de... Seçimlerden SPD’ye kıyasla az
bir farkla birinci parti olarak çıkan Hıristiyan
Birlik Partileri CDU/CSU, biraz daha zorlasaydı belki de
şu anda muhalefetteki küçük partilerle hükümeti oluşturabilirdi.
Aynı durum Sosyal Demokraklar SPD için de geçerliydi.
Bayan
Angela Merkel’in başkanlığında oluşan
Büyük Koalisyon Hükümeti’nin her iki partisi de seçimden
önce kesin bir ifadeyle, şimdiki duruma yanaşmayacaklarını
ifade ediyorlardı. Zaten gözlemciler de, bu oluşumun
hükümeti kuran partilere zarar vereceğini ve
muhalefetteki FDP (Hür Demokratlar), Sol Parti ve Yeşiller/Birlik
90 gibi küçük partilere yarayacağını öngörmektedirler.
Buna
rağmen iki büyük Alman siyasi partisi, büyük bir
vatanseverlik örneği göstererek ve mesuliyet
duygusundan hareketle, ülkenin içinde bulunduğu iktisadî
krizden kurtulmanın tek yolu olarak el-ele vermekten başka
çıkar yol görmediler. AB’nin hem nüfusu ve hem de
ekonomik gücüyle motor ülkesi durumunda olan Almanya’nın
şimdiki duruma düşmesini, sorumluluk taşıyan
Almanlar hazmedemiyor ve kabullenemiyorlar. Hitler Almanyası’nın
enkazından adeta mucizeler yaratarak bugünlere gelen
Almanya’nın halet-i ruhiyesini anlamak, pek zor olmasa
gerek.
Her
ne kadar kadın-erkek eşitliğinden dem vurulsa
da, bu ülkede eski Doğu
Almanyalı bir bayanın başbakanlığa
kadar yükselmesi pek kolay olmadı. İşin ilginç
taraflarından birisi de, sadece CDU’da değil,
SPD’de de parti başkanlığına eskilere kıyasla
genç bir Doğu Almanyalı Mathias Platzeck seçildi.
Başka bir ifadeyle, Almanya’nın kaderini tayin
edebilecek noktada iki Doğu Almanyalı var.
Keşke
diyorum, bizim ülkemizde 1970’li yıllarda Süleyman
Demirel’in Başkanlığındaki Adalet
Partisi (AP) ile Bülent Ecevit’in Başkanlığındaki
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) de anlaşabilselerdi,
memelektimizin bunca mal, can ve zaman kaybı olmazdı.
Berlin Duvarı’nın yıkılmasına kadar
devam eden iki kutuplu dünyada, CDU/CSU Türkiye yanlısı
politika izlerken, SPD her zaman Türkiye’ye muhalif bir
siyasetin takipçisiydi. Şimdi durum tersine döndü:
Muhalefetteki CDU/CSU, bilhassa Türkiye-AB münasebetlerinde
ve Almanya’daki Türk azınlığa karşı
tutumunda hırçın muhalefet rolünü oynadı.
Şimdi bu parti hükümetin en büyük ortağı ve
aynı partiden olan Almanya Başbakanı Bayan
Merkel de, Türkiye’ye “İmtiyazlı Ortaklık”
tezini savunarak seçimleri tamamladı.
Hem
Türkiye ve hem de Almanya’daki Türkler için eski hükümete
kıyasla olağanüstü menfi gelişmeler beklemek,
kanaatimizce biraz abartılı bir kuşkudur. Zaten
bu hükümet döneminde mutat görüşmelerkendi seyrinde
(zaman zaman tansiyonu yükseltecek noktaya gelse de) devam
edecek ve tam üyelik konusunu gelişmelere paralel olarak
zaman belirleyecek. Hükümetin CDU’lu İçişleri
Bakanı Wolfgang Schaeuble, tecrübeli bir siyasetçidir.
Nitekim bu ülkedeki müslüman azınlığa veya göçmenlere
yönelik demeçleri bir önceki SPD’li İçişleri
Bakanı Otto Schilly’den çok daha müsbettir.
Atağa
geçmiş bir Türkiye’deki siyasî gelişmeleri ve
siyasette malzeme olarak kullanılanları ve bizatihi
siyasetçinin kendisini, yeniden atağa geçme gayreti
sarf eden Almanya’dakilerle kıyasladığımızda;
ders çıkarılacak ve örnek alınacak bir
siyaset kalitesi, halkına ve memeleketine hizmeti herşeyin
önünde tutan bir takdire şayan tavır olarak değerlendiriyoruz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|