·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA SMS  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
·  CHAT  
·  NETMEETING  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de

   
ALMANYA   SİYASİ  HAYATINDA TÜRKLERİN  YERİ
  

Aslında  yazımızın başlığı,  Avrupa siyasi hayatında .. , diye  başlaması  daha doğru olurdu. Fakat Almanya hem ülke olarak, hem de burada yaşayan Türklerin oluşturduğu potansiyel açısından  Avrupa kıtasında daima yönlendirici bir rol oynamıştır. Bu sebepten dolayı Almanya`yı  bir yerde ölçü olarak alıyoruz.

Genel  Manzara
Kırk senelik bir geçmişi olan Almanya Türkleri  üzerine yeterince konuşuldu. Biraz yazıldı-çizildi. Ama hiçbir zaman yeterince düşünülmedi, araştırılmadı. Meseleler yerinde tesbit edilip, çıkış yolları gösterilmedi.
Türkiye siyasileri, devlet adamı hüvviyeti taşıyanlar geldiler, konuştular, gittiler.....
Ve unuttular. Söylediklerini de buradakileri de unuttular....
Alman siyasiler/devlet adamları uzun zaman bu insanları görmemezlikten geldi, yok saydılar.
"Misafir"i gitmedi. Git!, dedi yine gitmedi. Derken ikinci ve üçüncü nesiller gümbür gümbür meseleleriyle beraber geldiler. Tedbir üstüne tedbir alındı, çözüm üstüne çözüm üretildi.
Mesele olmaya devam ettik, göze batar olduk. Seçim dönemlerinde siyasilerin gündeminden düşmedik: Her türlü başarısızlığın, krizin faturası bize çıktı. "Günah keçisi" olduk.
Dünyada ne kadar siyasi, dini, etnik ayrıcalıklar  -ve hatta daha fazlası- ne varsa bizim içimizde kök saldı.
Tesadüfen Avrupa`nın herhangi bir ülkesinde başarıyı yakalamış insanlarımız -Türk medyasında- göklere çıkarılırken, ezici çoğunluk dertleriyle başbaşa bırakıldı.
Türklerin yoğun olarak yaşadıkları şehirlerde Türk derneklerinden geçilmiyor. Siyasi, kültürel, dini, işveren hatta Türk-Alman dostluk veya kültür dernekleri (güldürmeyin adamı)
gibi...
Bu kuruluşların ezici çoğunluğu asli gayesinin dışında faaliyet gösterir. Ne meselelerine vakıf ne de kendilerini temsil kabiliyetine sahipler. Dostu üzen, düşmanı sevindiren ve devamlı ona buna "malzeme" veren ve malzeme olan bir özelliğin sahibidirler.
Türk kahvehaneleri hızla çoğalmakta ve yeni nesiller hızla Galatasaray, Beşiktaş veya Fenerbahçe´lileşmektedirler.
Velhasılı, hem Türkiye hem de Almanya tarafı kontrolü elinden kaçırmış durumdadır.

Almanya´nın sosyal-siyasi hayatında Türkler
Avrupa Türkleri -galiba- yavaş yavaş buralarda kalıcı olduklarını, buna şartların gereği mecbur olduklarını görmeğe ve kabullenmeğe başladılar.  Geleceklerini de buna göre şekillendiriyorlar. Türkiye sadece bir tatil ülkesi olarak zihinlere yerleşiyor.
Burada doğup büyüyen, burada okula giden, meslek öğrenen, iş sahibi, mülk sahibi olanalar elbetteki "buralı" olma yönünde tercih yapacaklardır. Ancak bununla  iş bitmiyor. Uyum, kimlik, vatandaşlık gibi meseleler de ciddi boyutlarda engel teşkil etmeğe devam ediyor.
Şu veya bu siyasi partide kendine yer edinmiş Türk kökenli kişilerin özel başarıları, toplumun şu veya bu kesiminde kendini isbatlamış insanlarımızın varlığı bile azıcık iyimser olmamıza -maalesef- vesile teşkil etmiyor.
Bardağın dibinde bir damla su görüp de, bardakta su var, diyemiyoruz.
Ancak, bardağın dibinde bir damla su var, hepsi o kadar.
Üçüncü ve devamı olan nesil Almanca konuşuyor. Türkçe´yi ise yanlış ve eksik konuşuyor. Yani Almanca`ya hakim, Türkçe´ye değil. Anadili Almanca´dır. Almanya´nın sosyal/idari ve hukuki düzenine adapte olmuştur.
Bütün bunlara rağmen hem Türk ailelerinin hem de Alman yetkililerinin en fazla şikâyetçi olduğu kesim yine bu nesildir.
Niçin?
Çünkü bu nesilde kimlik buhranı vardır. İşin özü: Bu nesil kendisine ne kadar yakınsa yaşadığı ülkenin yerlisine de o kadar yakındır. Bu gidişat, bu zihniyetle bu nesilden ne Türk tarafı ve ne de Alman tarafı arzu ettikleri neticeyi alamayacaklardır.
Kendi varlığından bihaber olanların başkalarının varlığını kabullenmesi  son derece zor bir iştir.
Bu toplumun sosyal/siyasi hayatında  her iki  kesimin tercümanlığını yapabilecek  kapasiteye sahip  insanların yetişmesi  iki tarafın da yararına olacak bir gelişme olur. Almanlar, almanlaştırmak, Türkler de türkleştirmek sevdasından vazgeçerek, Türk kültürünün yanısıra Alman kültürüne de vakıf Türk kökenli Alman vatandaşlarının yetişmesine zemin hazırlarlarsa ihtilafı bertaraf etmiş olurlar.
Türkiye´nin yetkilileri, devleti ve "büyük"leri Avrupa´daki ikinci nesli kendi  siyasi emelleri uğruna harcayarak, buradaki azınlık toplumumuza faydalı olabilme imkânını çar-çur etmişlerdir. Çünkü, bu neslin bir kesimi okumuş-yazmışlığının yanısıra başka kültürlerin varlığının farkında olarak temsil yeteneğine sahipdi.
Bundan sonraki nesillerin arzu edilen seviyede, beraber yaşadığı topluma kendini kabul ettirerek uyum içerisinde yaşabilmesi ve herkese faydalı olabilmesi için yaşadıkları ülkenin
bu insanların da  kendilerine özgü kültür değerlerine sahip olduklarını kabullenmeleriyle başlar.
Bundan sonra şimdikinden daha fazla Almanya veya Avrupa`nın sosyal/siyasi hayatında Türk kökenlilere  rastlayacağız. Eğer yukarıda izaha çalıştığımız özelliklere sahip, yani, temsil kabiliyeti olanlar yetişir veya yetiştirilirse ön yargılar, yanlış anaşılmalar ve bunların getirdiği sosyal-kültürel anlaşmazlıklar asgariye indirilmiş olur. Çok kültürlü hayat kabul görür. Aksi taktirde şimdi içinde bulunduğumuz ortamı gelecek nesillere miras bırakmış olacağız.
Belediyeler, eyaletler ve ülke düzeyinde -sosyal bir süreç gereği- temsilciler, milletvekilleri çıkacaktır. Şayet taşıdıkları isimlerin ötesinde "bizim temsilcimiz, bizim evladımız" diyebileceğimiz hiçbir özelliği kalmamışsa:
Bu taktirde, evladını büyük şehirdeki üniversite tahsiline gönderen Anadolu köylüsünün ikidebir, "Oğlum, sen adam olmazsın"  ithamına karşı, tahsilini tamamlayarak kaymakamlık makamına oturan genç adamın babasını jandarma göndererek emrivaki ayağına getirttirip;
"Baba, hani sen bana hep adam olmazsın, diyordun. Bak, ben kaymakam oldum." , demesine karşılık, baba: "Evladım, ben okuyamazsın demedim.
Adam olmazsın dedim. Eğer adam olsaydın babanı ayağına çağırtmazdın." hikâyesini hatırladık.


SAYFA BASI

Yazarın diğer yazıları:

Almanya siyasi hayatında Türklerin yeri
Ülküler öldü mü
Ölmesini de bilmek
Kerbela yahut Filistin
Bize benzemiyorsun
Korkak
Modern zamanların vatanseverliği
Çıplak 

Tufan'daki "Tufan"
Hayatı yaşamak
İbret
Yolun neresindesiniz?
Tadını çıkarmak
Gençlerim eyvah!
Düşmansız Yaşamak
"Enternasyonal  terörizme  karşı  savaş"
Sahipsiz Toplum
Meydan Okumak
Afganistan bombalanıyor
Medeniyetler çatışması veya tekerrür eden tarih
Dünyanın gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11 eylül ve sonrası
Gönlünüz rahat mı?
Dibe Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar 
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU DOĞUM" VE İNSANLIK 
Dilimiz - Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına Özel"
Odak Noktamızdaki İnsan
Hasbihal - 2
Toplumun Aynası

Hasbihal
Okuyormusunuz?

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Almanya siyasi hayatında Türklerin yeri
İsmail Altıntaş
Üç Aylar ve Zamanın Kutsallığı
Şefik Kantar
Yaşasın, kurtulduk ! (mu)?
Muhsin Ceylan

Kazıktan yakınan kazıkcı!

Fazlı Arabacı
AB ve din anlayışı
Fikret Ekin
Bir Bu Eksikti!
Ismail Tüysüz
Yeşilçamda bir emekci
Üzeyir Lokman Çaycı
Yargılanmışım
Sizden Biri
Bu çocuklar nereye gidiyor
Latif Çelik
İyi geceler Türkiyem. Rahat uyu…
Ali Kılıçarslan
40 yıl önce 40 yıl sonra
Ramazan Alp
Şiirin yalnızlığı
Abdullah Güler
Ahmet'in Hikayesi