A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




                                 Ana!

   
Güneşli bir yaz günü balkondaki küçük masamın başında birşeyler yazıp-çizmekle meşguldüm. Bir ara masadan kalktığımda gözüm, karşı apartmanın balkonundan beni seyreden yaşlı kadına takıldı. Gözgöze gelişimizi fırsat bilen bu sevimli yaşlı kadın hemencecik el sallamaya başladı; karşılık verdim. İki binanın arasından geçen yoldaki trafik yoğunluğu, karşılıklı konuşmayı engellediğinden, bir müddet gülümseyerek bakıştık.

Yine bir sabah dünya telaşesiyle evden çıktığımda o yaşlı kadınla, kendisi gibi yaşlanmış köpeğini gezdirirken karşılaştım. Bana fırsat vermeden bir soruyla konuya girdi:

-Daha burdan taşınmıyorsunuz değil mi?

Beklemediğim bir soruydu.

-Hayır, dedim ve bunu niçin sorduğunu merak ettiğimi söyledim.

-Uzun zamandır sizi karşıdan takip ediyorum. Çok güzel bir ailesiniz. Sizi gördükçe gençlik yıllarımı hatırlıyorum.

Tahminen seksen yaşlarındaki bu sevimli kadının, gençlik yıllarım dediği o çağların özlemini yüreğinin derinliklerinde hissettiğini buğulanan gözlerinden anladım. Ayaküstü kısa sohbetimizde, ömrünün sonuna kadar bu dünyada yalnız yaşamaya mahkûm edilmiş bir insanı biraz yakından tanımaktan dolayı hem üzüldüm, hem de sevindim.

Bir ara günlerce penceresi açılmayan, balkonunda gözükmeyen bu yaşlı nineyi günün birinde balkonuna çıkarken gördüm. El hareketlerimle onun şimdiye kadar nerede olduğunu sormaya çalıştım. Aynı metotla karşılık verdi: Ona en yakınlarından ve yakın olması gerekenlerden daha yakın ve sadık olan köpeğini kaybetmenin üzüntüsü içerisindeydi. Köpekle aynı apartman dairesinde yaşamayı; bir taraftan hayvana zulüm, diğer taraftan insan egosunu tatmin olarak gören köylü çocuğu ben bile, ilerleyen yaşına rağmen tek başına ve kendi ayakları üzerinde durarak yaşama mücadelesi veren bu ninenin ızdırabının şiddetini anlayabiliyordum.

Günün birinde kadınlı erkekli takriben yirmi kişiden oluşan bir grup olarak bazı konularda uzmanlardan ders alıyorduk. Zamanla kursiyerler ve hocalar arasında samimi bir ortam oluştu. Daha elli yaşların başlangıcında dul bir kadın, sosyal hayat içinde kendi konumuyla ilgili geleceğe yönelik endişelerini dile getirirken, kendine hakim olamadı ve; “ Günün birinde yaşlılar yurduna götürülüp atılmaktan veya yalnız başıma evde ölmekten korkuyurum.” dedikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Halbuki kocasından boşanmış olan bu kadının çocukları vardı. Bugünkü hayat anlayışı ise, ellisinden sonraki böyle birine ne iş, ne de eş şansı pek tanımıyordu. Daha bugünden yarınına ağlayan insanı korkutan, endişelendiren şey; toplumdaki değer yargılarının giderek vahşileşmesidir: Evlatlar da dahil, herkes sadece kendisi için yaşar hâle geldi.

Soğuk bir kış gününde eve doğru ilerlerken, elindeki plastik torbayı zoraki taşıyan, komşum yaşlı nineye rasladım. Yardımcı olmak isteğimi kibarca geri çevirdi.

-Annem bana derdi ki, yapabildiğin müddetçe kendi işini kendin gör ve kimseye minnet etme. Ben de henüz daha kendi erzağımı taşıyabiliyorum.

Öteden beri merak ediyorumdum, sordum:

-Afedersiniz, sizin hiç mi kimseniz yok?

Sevimli nine elindeki torbayı yere bıraktı, gözlerimin içine bir ana şefkatiyle bakarak cevap verdi:

-Kocam yıllar önce vefat etti. Yakın akrabalarımdan kalanlar da çok uzaklardalar. Biz o zamanlar Doğu Almanya’dan Batı’ya kaçmıştık. Bir kızım, bir oğlum var. Onlar da, başka şehirlerde, pek gelip gitmezler. Arada sırada telefonla hâl-hatırımı sorarlar. Bu semtte sizden başka da benim hâl-hatırımı soran yok, biliyor musunuz... Siz çok sıcak kanlı insanlarsınız, buradan taşınmayacaksınız değil mi? Biz de eskiden tıpkı sizlerdeki gibi ailemize ve ananelerimize bağlıydık ama şimdi....

Duadakları titredi,  lafın gerisini getiremedi. Sanki gelecekten ümidini yitirmiş, teselliyi mazide ararmış gibi bakışlarını benim göremediğim bir istikamete çevirdi. Savaşın acımasız acılarının, önce Hitler Nazizmi daha sonra Stalin Komünizminin korku ve dehşetinin izlerinin izdüşümü yüzünden iki damla yaşın aşağılara doğru süzülerek gittiğini gördüm. Evlat yüreğim, anam yaştaki bu ananın acısına dayanamadı; sarıldım, kucakladım, elini öptüm, onun akan gözyaşlarını yanaklarıma sürdüm de ağladım. Anaları ağlatan evlatlar adına utandım, af diledim, ‘dua’ istedim...

Birisi karım yaşta ana, diğeri anam yaşta anaydı... Ağlayan; Alman da olsa, Türk de olsa anadır! Anaları ağlatan böylesi ‘medeniyet’ ne kadar zalim ve böylesi ‘medeni’ evlatlar da ne kadar gaddar evlatlarmış... Anaları yalnızlığa terkeden medeniyetin hakkı; terkedilmektir.


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Ana!
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç