A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de







Anti-Müslüman İdeoloji

Günümüzün genç kuşağı şunları kavramakta zorlanabilir:  1960’ların sonu ve 70’li yılların başından itibaren Türkiye’yi bir baştan bir başa, dalga dalga saran gençlik hareketlerinin esas tetikleyici unsuru; ‘karşı olmak’ idi. Komünizme karşı olanlar veya komünist bir rejimin gelmesinden korkan, endişe duyanlar genellikle “sağ” tarafta yer alırken, faşizm ve kapitalizm gibi rejimlere karşı olanlar ve faşist bir sistemle ülkenin idare edilmesinden korkan, endişe duyanlar ise, “sol” cenahta yerlerini alıyorlardı. Bir kesim komünizme karşı olduğu için “milliyetçi” oluyor, bir kesim de faşizme karşı olduğundan dolayı “komünist” oluyordu. Sol ideoloji varlığını sağ’a, sağ ideoloji de sol’a borçluydu. Bunlardan birisi olan sosyalizmin (veya Sovyetler Birliği’nin) çökmesiyle taraflar arasındaki çatışma zemini de neredeyse kalmadı.

Bilindiği gibi dünya çapında da durum bundan pek farklı değildi: İyiler ve kötüler; kapitalistler ve sosyalistler, cennetlikler ve cehennemlikler, demokratlar ve diktatörler, medeniler ve bedeviler...

İtiraf ediyorum: Berlin Duvarı’nın yıkılmasının hemen akabinde çökmeye başlayan “Demir Perde”yle birlikte ideolojiler çağının da kapandığına inanmıştım. Dini ideolojileştirme veya din merkezli ideolojiler yaratma gayretlerinin dışında, en azından öngörülebilir bir zaman dilimi içinde alışılagelen, Batı menşeli ideolojilerin doğabileceğine ihtimal vermiyordum. Yanılmışım!

Hungtinton’un meşhur “Medeniyetler Çatışması” tezi ve benzerleriyle körüklenen (Müslüman) Doğu- (Hıristiyan) Batı gerginliği, muhtemeldir ki, Soğuk Savaş dönemindeki bu çatışmacı sürecin devamına yeni bir boyut ve istikamet kazandırmak içindi. Tarihin derinliklerinden günümüze taşınan Müslüman/Türk aleyhtarlığını güçlendirici argümanlar, önce fizikî şartlarlar oluşturularak tazelendi: Güce ve şiddete dayalı olayların müslüman ülkelerde sahnelenmesi; Batılı aydınların yeni ideoloji üretme, teori geliştirme kabiliyetlerine takviyede bulunarak, malzeme vererek yardımcı oldu. Türkler başta olmak üzere, Batı Avrupa’daki müslüman göçmenler üzerinden geliştirilen tezler, akl-ı selimin dudaklarını uçuklatacak cinsten... Ama ne yazık ki müslüman karşıtlığı, Batı’da artık geniş halk yığınlarında bir fenomen olarak kabul görürken; aydınlar da bu gelişmelere paralel olarak, aleyhtarlığın kriterlerini belirlediler.

Bir düşüncenin ideolojik mahiyet kazanabilmesi için kriterlerinin belirginleşmesi ve çerçevesinin çizilmesi gerekir. Çerçevesi belirlenen fikriyatın haklı, doğru ve iyi olduğu, (kendine göre) haksız, yanlış ve kötü olan öteki ile kıyaslanırken sınırlar da çizilerek, araya mesafeler konur. Halk yığınlarına değişik yollar ve metotlarla benimsetilir, kabul ettirilir. Artık kollektif şuur; “biz ve ötekiler” demeye başlar. Kitle iletişim araçlarına sahip olan güç odakları veya onları yönlendirmesini ve kullanmasını iyi bilenler, karşı tarafı yerine göre küçük düşürmek, yerine göre düşman göstermek için ellerine geçirdikleri bilgi ve belgeleri, kaydettikleri görüntüleri işlerine geldiği şekilde çarpıtırlar.

Bilhassa yeni yüzılın başlangıcından itibaren Batı dünyasında İslâm âlemine karşı konuşulan, yazılan ve çizilenleri olabildiğince takip eden ve müslümanlarla ilgili çarpıtılmış günlük haber ve yorum bombardımanına tutulan yerli toplumla bizatihi onyıllardan beri içiçe yaşayan birisi olarak, işin bu boyuta geleceğini kestirememiştim. Ta ki, Daniel Bax’ın; “Hatun und Marwa (taz, 26.10.2009)” başlıklı yorumundaki şu tesbiti okuyana kadar: “Müslüman düşmanlığı -İslâmizm gibi- bir ideolojidir”. Allah’tan Batı dünyasında çok az da olsa, Daniel Bax’lar gibi hadiseleri tarafsız ve vicdanî bir muhasebeyle yorumlayan entelektüeller var. Yoksa ne her Allah’ın günü kendi ‘açılım’ı veya darbe söylentileriyle meşgül olmaktan, başını Batı’da olup bitenlere çevirecek mecali olmayan aydınımızdan ve ne de buralarda olup da buradan bihaber olan temsilcilerimizden medet umulur. Makalenin başlığından da anlaşılacağı gibi, Almanya’da kendi aile fertleri tarafından “Töre Cinayeti”ne kurban gittiği bilinen Hatun Sürücü ile bir Alman tarafından mahkeme salonunda bıçaklanarak öldürülen Merve El Şerbini cinayeti arasındaki Alman medyası ve kamuoyunun çifte standardı sorgulanmaktadır. Yorumun devamında, Batı’nın üçüncü bin yıla daha yenilerde girdiğimiz bu yıllarda kendisine müslümandan nasıl yeni bir düşman yarattığının ipuçlarını görmek mümkün:

“Evet, Dresden’de işlenen cinayette asıl sebebin, müslümana duyulan kin olmasından dolayı, bu türden (cinayet) bir ilkdir.  Kendisini “İslâm eleştirisi” gibi sözde akılcı bir kılıfa sokmaya çalışan popüler müslüman düşmanlığı, 1980’li yıllarda “Türkler Defolun!” parolasıyla başlayan, daha sonra Mölln ve Solingen suikastlarıyla kendini ifade eden yabancı düşmanlığının en yeni şeklidir. Dresden’li zanlının aslen Rusya’dan gelmiş olmasına  bir mazaret davetiyesi çıkarmaktan ziyade, dini sebeplere dayalı bu ırkçılığın uluslararası boyutlarına vurgu yapılmalıdır. Çünkü; müslüman düşmanlığı –İslâmizm gibi- bir ideolojidir ve Rusya, Hindistan, Ortadoğu, Balkanlar gibi ülkelerde nice canlar aldı.”

Evet! Bu tesbite hiç tereddüt etmeden katılıyorum... Batı, müslüman karşıtlığını hatta kindarlığını nihayetinde bir ideolojik formata oturttu! Sosyalizm, faşizm veya kapitalizm gibi “Müslüman Aleyhtarlığı” da kendine has kriterleri olan bir ideolojidir artık. Bu ideoloji, diğerleri gibi iktisadî ve sosyal reformlar, kriterler getirme veya yeni bir siyasî sistem iddiasında değil... Bu ideolojinin tek hedefi; müslümanların kötü, İslâm’ın da ne kadar yanlış olduğunu göstermek suretiyle, kendisinden olanın doğru ve iyi olduğunu kabul ettirmek ve şu “Vahşi-Müslüman-Doğu”ya karşı “Medeni-Hıristiyan-Batı”nın dirlik ve birliğini sağlamak, saflarını sıklaştırmalarını temin etmektir. Bütün bu gayeler uğruna mücadelesini en üst seviyedekiler aracılığıyla yürütürken, Daniel Bax’ın dediği gibi, bu popüler ideoloji, “İslâm Eleştiricisi” kisvesine bürünmeyi ve güya aklî (rasyonel) metotları kullandığını vurgulamayı da ihmal etmeyecektir.

Konuya devam edeceğiz...


 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Anti-Müslüman İdeoloji
Eğrisine Doğrusuna Sarrazi
Müslümanı İslâmîleştirmek
İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (3):
‘Armani Milliyetçileri’ ve ‘Cardin Müslümanları’

İslamcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Anti-Müslüman İdeoloji
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç