|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 21.30
"türkshow'da"
Aşk Medeniyeti
Bir millet düşünün ki, topluca din olarak İslam’ı
benimsedikten takriben yüz sene sonra dünün Rumeli dedikleri
bugünkü Anadolu topraklarına önce kabileler halinde göç
ederek yerleşmeye başlıyor, bilahare Bizans gibi bir
imparatorluğun gücünü zamanla doğudan batıya doğru
küçülterek nihayetinde varlığına son veriyor.
Bir coğrafya düşünün ki, insanlık tarihinin hep merkezi
olmuş; dinlerle birlikte medeniyetler doğmuş, devletler
kurulmuş, kültürler, kavimler içiçe geçmiş; bütün bu
hadiselerin hem beşiği hem de mezarı olmuş topraklar...
Başka bir ifadeyle, dün olduğu gibi bugün de dünyanın en
karmaşık bölgesi.
Sizden önceki birçok kavimin ve inanç kültürünün hakim
oldukları bu topraklara siz millet olarak gelip yerleşiyor,
varlığınızı muhafaza ediyor ve tarihin akışını değiştirecek
başka bir medeniyetin temellerini atıyorsunuz.
Türk milletinin değişik boylarına mensup olan sizler de,
Horasan’dan Yesi’ye (Kazakistan), Arabistan diyarından
Kafkaslara kadar İslam’la şereflendiren başka Gönül Erleri
vardı. Muhabbet, merhamet ve sevgiyle muamele görenler,
gittikleri yerlerde aynı değerlerle mukabale ettiler.
Bunun ilk meyvelerini Mevlana’da gördük: “Sevgiden tortulu,
bulanık sular, arı duru hale gelir, sevgiden dertler şifa
bulur/Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.”.
Bu medeniyet, bulanık gönülleri ve zihinleri berraklaştırdı,
merhameti ve sevmeği öğretti. Yaratan’ın merhametine nail
olmak isteyenler, diğerlerinden merhameti esirgeyemezdi.
Acıma duygumuz öyle bir noktaya ulaştı ki; “Biz, Hakk’a
küfran-ı nimette bulunmuş olan kafirlere dahi acırız” dedi
Mevlana.
Buna Yunus Emre’den Hacı Bektaşi Veli ve daha nicelerinden
(çoğumuzun ezberinde olan) alıntılarla ilaveler yapabiliriz.
Okuyup anlamamak, anladığını ise uygulamamak, günümüz Türk
aydınına has bir özellik olsa gerek. Türk aydını, kendi
bağındaki meyvelerden bihaber, komşu bağdaki meyvelere ağzı
sulanan bağcıya benzer. Fikirler, buluşlar, düşünceler,
günün şartlarına göre yeniden yorumlanır, ilaveler yapılır
ve uygulanırsa, toplumda maddi ve manevi kalkınma
gerçekleşir. Sanayilleşme süreci mekanik çağdan makinaya,
şimdi de elektronik çağa geçtiği gibi, düşünce sistemleri de
zamanla gelişip değişmektedir.
Epey zamandan beri medeniyet arayışı içinde olan biz
Türklerin bildikleri, ezberlediklerimizden ibarettir ve
onlara ilave edebileceğimiz yeni bulgularımız da henüz
yoktur. Mesela; 13. yüzyıl Anadolu düşünürlerinden ilham
alarak önce 21. yüzyıl Türkiyesi, daha sonra dünyasına
medeniyet projeleri sunabilirdik. Sekülerimizin de,
dindarımızın da dilinde bir tekerlemedir dönüp duruyor
Yunus: “Biz kavga için değil, sevgi için geldik”. Avazımız
çıktığınca haykırıyor; “Yaratılanı severiz Yaratan’dan
ötürü” ve inadına birbirimizle olan kavgamızı da
sürdürüyoruz.
Hıristiyanlığın, “Sezar’ın hakkı Sezar’a, İsa’nın hakkı
İsa’ya” kuralındaki, dünya kraldan, ahiret Tanrı’dan sorulur
ölçüsü, bizim medeniyetimizde geçerli değildir. Bizde insan,
sadece kainatın sahibi herşeyin üstündeki ve herşeyden üstün
olan Allah’a kuldur. Krallar da dahil, herkes neticede
Allah’a hesap verecek.
Hz. Ali, Malik’ül Eşter’i Mısır’a vali tayin ederken ona
yazdığı Mektup (Ahit Name)’da, halka karşı adil ve
merhametli davranmasını öğütledikten sonra halkın iki ayrı
sınıftan oluştuğunu ve bunların; “Bir kısmı dinde kardeştir
sana, öbür kısmı yaratılışda eştir sana.” diyordu.
Hiyerarşik-otokontrol sistemin denklemini de şöyle
kuruyordu: Senin mevkin onlardan (halktan) üstün; seni bu
işe memur edenin mevkii senin mevkiinden üstün; Allah’sa
vali tayin edenden de (Hz. Ali bununla kendisini kastediyor)
üstün...”.
Bizi tahakkûmu altına alan medeniyet bu anlayıştan
yoksundur. Çünkü kuralı baştan öyle koymuşlar: Dünya
kraldan, ahiret Tanrı’dan sorulur. Kendilerini buna (Tanrı
adına) inandırmakla kalmamış, neredeyse bizim de tamamımızı
inandıracaklardı. Peygamber Mektebinin talebesi Ali ne
diyordu: Vali (mevki olarak) halktan üstün, valiyi tayin
eden Halife de (yine mevki olarak) validen üstün, Allah ise
Halife”den (Kraldan) üstün. İşte bu terazi yanlış tartmaz!
Günümüz insanlığı din ve ırk farkından bağımsız olarak
adaletsizlikten intizardır. Merhametin olmadığı yerde adalet
olmaz! Günümüz insanı bunalımdadır. Muhabbetin olmadığı
yerde insanlar kalabalıklar içinde olsalar da, yanlızlığa
terk edilirler. Muhabbet ise, karşılıklı saygı ve sevgi
demektir. Dün, Orta Asya’nın derinliklerine kadar gelerek
bizi şereflendirenlerin de, Roma diyarını bize Türk yurdu
olarak kazandıranların da dünya görüşleri, hayat ölçüleri,
merhamet-muhabbet-sevgi üzerine kurulmuşdu. Allah aşkına
yardım ettiler, acıdılar, derdimizle hemhal oldular, bizim
muhabbetle gönlümüzü fethettiler, onlar Allah için bizi
sevdiler, biz de onları.. Onlar bizi, biz de Anadolu’yu dün
böyle fethettik ve Aşk Medeniyeti dün böyle doğdu.
Bu, 21. yüzyıla sunulacak Medeniyet Projemdir benim.
YAZARIN
ÖNCEKİ
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|