A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Aşk Medeniyeti’nin Ülkücüleri

(Niçin) Aşk Medeniyeti
Hasretini çekmediğiniz toprak, memleket değil... Ve siz hasret kaldığınız memleketinize aşıksınız! Vatanında yaşayan insan, toprağını sever. Vatanından uzakta yaşayan insan ise ona aşıktır. Hasretini çekmediğiniz sevgiliye siz aşık olamazsınız... Suyun, havanın ve tabiatın kirletildiği kadar ahlâkı ve bilgisiyle insanın da kirlendiği bir hercümerc dünyada, eksikliğinin farkına varıp da hasret kaldığınız şeyi bilmenin kendisi bile başlıbaşına bir hünerliliktir. Postmodern insan içine düştüğünü bunalımın sebebini idrak edebilseydi, çaresini de mutlaka bulurdu.

Suyun önündeki bendi kaldırın; toprak suya hasret ise kendine çekecek, doymuşsa salıverecektir. Bu “baraj” rahmet sularıyla damla damla ve aşk pınarlarından sızıntılarla doldu... Şimdi aşk nehrinin önündeki bendi kaldırma zamanıdır. Şimdi kirleri arıtmak, susuzluğu gidermek zamanıdır.

Ondört asırdan beridir bizim medeniyetimizin özünü İslâm, çerçevesini İslâmî kriterler veya din çıkışlı olmasa da,  dine ters düşmeyen kural ve kaideler belirlemiştir. Kaynaklara göre kelime manâsı ‘barış’ demek olan İslâm’ın  bir başka manâsı da,‘teslimiyet’tir. Yine sözcük olarak “müslüman” da, ‘teslim olan’ demektir. Barış ve huzurun sihirli sözcüğü ‘sevgi’dir. Ancak sevginin olduğu yerde barış var, huzur var... Bir ileri safhadaki (asıl) manâsı ‘teslimiyet’ olan İslâm’a gönül verenler, şartsız ve şüphesiz inanan, iman eden yani teslim olanlar, ve bu teslimiyetin bedeline severek katlanmaya ve gereğini yerine getirmeğe hazır olanların yegane muradları, Allah’ın sevgisine mazhar olmaktır. Bizim dünyevî manâda anladığımız aşk da; sevgiliye şartsız ve şüphesiz teslimiyetin bedeli olarak, ona kavuşmak değil midir?...

H. Peygamber’den rivayet edilen; “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” meâlindeki hadis, nerden bakarsanız bakın; sevgi olmadan cennet de yok diyor. Medeniyet tarihimizde sayısız savunma ya da fetih amaçlı savaşlar olmuş, fakat kılıç zoruyla müslümanlaştırma olmamıştır. Bunun en güzel örneklerinden birisi, Osmanlı’dır.  Bir sonraki bölümde bazılarını zikredeceğimiz medeniyet taşıyıcılarımızın istisnasız hepsinde ilmik ilmik sevgi ve muhabbet işlenmiştir. Bu sevgi; “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” olarak Derviş Yunus’un ağzından en veciz şekliyle terennüm edilmiş ve tarihin en kanlı savaş meydanlarından birisi olan Anadolu topraklarını bize yurt olarak kazandıranların sloganları kadar icraatları da; Allah aşkına sevmek ve kucaklamaktı.

“Aşk Medeniyeti” başlıklı bir yazımda, Mevlana ve Hz. Ali’den şu örnekleri vermiştim:
Hz. Ali, Malik’ül Eşter’i Mısır’a vali tayin ederken ona yazdığı Mektupda (Ahit Name), halka karşı adil ve merhametli davranmasını öğütledikten sonra halkın iki ayrı sınıftan oluştuğunu ve bunların; “Bir kısmı dinde kardeştir sana, öbür kısmı yaratılışda eştir sana.”  diyordu.

Bunun ilk meyvelerini Mevlana’da gördük: “Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı duru hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur/Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.”. Bu medeniyet, bulanık gönülleri ve zihinleri berraklaştırdı, merhameti ve sevmeği öğretti. Yaratan’ın merhametine nail olmak isteyenler, diğerlerinden merhameti esirgeyemezdi. Acıma duygumuz öyle bir noktaya ulaştı ki; “Biz, Hakk’a küfran-ı nimette bulunmuş olan kafirlere dahi acırız” dedi Mevlana.

Şimdi gün, dostlarına faydası, düşmanlarına da zararı olmayan gündelik müslümanlara, elindeki maddî ve teknolojik imkânları şiddet ve öldürme aracı olarak kullananların zulmüne düçar olmuş, dünya insanlığının güçsüz, imkânsız, zayıf yığınlarına acıma zamanıdır. Bu acımaktan kaynaklanan mesuliyet duygusu, sadece müslümanlarla sınırlı değil, insan olduğumuzdan, Hz. Ali’nin dediği gibi diğerleriyle de, “yaratılışda eş” olduğumuzdan, bütün insanlığa, Aşk Medeniyeti’ni yeniden sanatta, edebiyatta, düşüncede ve günlük hayatta taşıma, tanıştırma zamanıdır. Şimdi bu medeniyete yeniden sevdalanan gönül erleri, çağımız ülkücülüğünü de yeniden yazmalıdırlar.

Yeniden Ülkücülük

İbni Haldun, “insan alışkanlıklarının çocuğudur” diyor. Cumhuriyet nesli Türklerin günlük lisanlarına, yazılı edebiyatlarına ve bilhassa siyasî düşüncelerine yerleşmiş birtakım kavramlar vardır. Bazen sadece bir sözcükten ibaret kavramlara yüklediğimiz manâlar bize birçok şeyin aynı anda çağrışımını yaptırır. Devrimcilik, ülkücülük veya muhafazakârlık gibi kavram, bazıları için menfi, bazıları için müsbet şeylerin çağrışımını yapar. Biz bazen bu kavramlarlarla kendimizi ifade eder, bazen de birbirimizi bu kavramlar üzerinden tasnif ederiz. Benim kuşağıma 1970’li yılların Türkiye’sinde, “Sen nesin?” sorulduğunda, umumiyetle şöyle cevaplar verilirdi: “Devrimciyim”, “Akıncıyım”, “Ülkücüyüm”.  Otuz seneden fazla bir zaman geçmesine rağmen, hâlâ bu ve benzeri kavramlara olan alışkanlık ve aşinalığımızı bırakamadık. Yazımızın bundan sonraki bölümlerinin, bu alışkanlıkların çocuğu olmaktan kurtularak okunmasını ümit ediyoruz. Burada kastedilen ülkücülük; mevcut bildik ve ezberlediklerimizi yerine göre terketmeyi, yenilemeyi hatta silbaştan tarif etmeyi hedeflemektedir.

Aşk Medeniyeti Ülkücülüğü’nün, şimdiye kadar bizim ülkü, ülkücü veya ülkücülük’ten anladığımız, bildiğimiz ve gördüklerimizden farkı; geniş açılımlı, engin ufuklu, çokkültürlü fakat sadece İslâm merkezli bir ülkü anlayışı... Mensubu olduğu veya mensubiyet duyduğu milletin kültürel varlığını ve özelliğini yaşatırken diğerlerine üstünlük sağlamak, baskı aracı olarak kullanmak veya ayırımcılık gayesiyle değil, hele ondört asırlık bir birikime sahip medeniyet dairesi içinde tek bir ırka veya kültüre dayalı ülkücülük hiç değil, tam tersine, insanlığın huzur ve selameti için, merkezinde insan olan ve o insanı da, Yaratıcı’ya olan teslimiyetten dolayı, ‘yaratılmışların en üstünü’ noktasında gören bir medeniyet anlayışı ve yolun yolcusu, iddiası olan inanmış insanlar...

Benim ülkücü dediğime, siz isterseniz “mefkureci” veya “idealist” deyiniz. Eğer bir davanız varsa, “dava adamı”, şayet bir iddanız varsa, “iddia adamı” da olabilirsiniz, itiraz etmem! Siz, “sağcı” veya “solcu” olabilir, Fars, Kürt, Türk, Arap veya Allah’ın yarattığı başka kavimlerden olabilirsiniz; kabulümdür. Namaz-niyazınız azlığı çokluğu sizin meseleniz. Siz, ben müslümanım diyor ve benim bir iddiam, bir davam, bir gayem veya bir ülküm var diyorsanız, sizinle yola çıkılır. Sizinle hem dindaşız hem de ülküdaş... Yola koyulmadan önce, eski ideolojik alışkanlıklarımızı, bildik kural-kaidelerimizi rafa kaldırıyor ve ezberimizdekini unutuyor, yani burda da  köklü bir paradigma değişimine gidiyoruz: Nihaî hedefimiz; varoluş gayesinden saptırılalı beri kimlik bunalımına saplanmış olan insanı, insan merkezli Aşk Medeniyeti’yle tanıştırmaktır.

21. yüzyılın yeniden ülkücülüğü; İslâm dairesi içinde fakat kavimlerüstü, ırka dayanmaz fakat ırkı inkâr da etmez, üstünlük tayini ve derecesini Allah’a havale eder, reaksiyoner değil, ideolojik hiç değil, cihanşumül şiarı; “emri bil maruf, nehyi anıl münker”dir.

Yeniden ülkücülük; gayesiz, iddiasız müslümanlığa, ideolojik müslümanlığa, elinden ve dilinden dostlara faydası gelmeyen müslümanlığa, ırkçı müslümanlığa ve müslüman ülkede ırkçılığa karşı, elinden ve dilinden insana ve insanlığa fayda veren müslümanlıktır.

Yola koyulmadan önce...

Bu medeniyetin Türkiye çıkışlı ülkü erleri, evvela kendi ülkesini, bilâhare medeniyetimizin kültür coğrafyasını kucaklamaya hazırlanırken, önce “İlmin Kapısı”ndan “İlmin Bahçesi”ne girebilmek için destur isterler. Yesili Ahmet’ten, Rumelili Celalettin’den, Tebrizli Şems’ten, Anadolulu Yunus’tan bu sevdanın sırrını sorarlar.

Şark’ın Muhammet İkbal’inden Mehmet Akif’ine bir gönül köprüsü atar, böylesi engin bir ufukda üstadlarından tefekkürü ve tevekkülü öğrenir, Mevlana’yı İkbal’den, Sadi’yi Akif’den dinlerler.

Seyyid Kutub’dan, Firavunlara meydan okumayı, zindanların kalın duvarlarını yarıp geçen, demir parmaklıkları kırıp geçen o metanetli duruşun, o sarsılmaz imanın, o derunî bilginin sırrını  sorar, darağacının direğini ürküten o muhteşem haykırışa bir kez de daha şahit olurlar.

Ali Şeriati’den, şahların köhnemiş düzenine, statükoya, şirk dinine karşı verdiği amansız mücadelenin, şu kısacık ömre sığdırabildiği bunca eserlerin ilham kaynağını ve nihayetinde alimin ölümünü, düşüncenin kurşunlamasını sorarlar.

Ve Aliya İzzet’ten, hem devlet adamlığının hem bilgeliğin dersini dinlemeden,
Ve Fuzuli’den, Hz. Resul’e ulaşabilmek için başını taştan taşa vurarak giden su ile Evlad-ı Resul’un arasına çölde kim bend çektiğini öğrenmeden,
Ve Yahya Kemal’den, muhteşem maziden, kendi gökkubbemizden beyitler dinlemeden,
Ve Aşık Veysel’den “sadık yar”ın kim olduğunu sormadan yola koyulmazlar...

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Aşk Medeniyeti’nin Ülkücüleri
Paradigma Değişimi ve Yeniden Ülkücülük
Ben Sana Hayran, Sen Bana Düşman...
IQ’su Düşükler ve Müslüman Avrupa
Savulun Türkler Geliyor...
Benden Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze veya Kerbela
Kalabalıkların Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların Yalnızlığı
Hangi İnsanın Hakları?
Medeniyetin Utanç Tablosu
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Aşk Medeniyeti’nin Ülkücüleri
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç