·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Milliyetçilikten  Atatürkçülüğe

Her toplumun tarihine mal olmuş millî/ilmî/edebî ve siyasî kahramanları, düşünürleri ve önderleri vardır. Onlar ilâhlaştırılmadan, istismar edilmeden, yaşadıkları çağa ve şartlara göre değerlendirilerek istifade yoluna gidilirse, hem bedenleri ölmüş fakat eserleriyle var olan onların ruhunu hem de mirascıları durumunda yaşayan halkı incitmiş olmayız. Gelişmekte olan toplumların az gelişmiş beyinleri zaman zaman kendi “mukaddes”lerini yaratır ve onların arkasına sığınırlar. Onların dokunulmaz, tartışılmaz dedikleri tabularını geniş halk yığınları hak ettikleri yere oturtarak, belli kesim elitten daha müsbet bir tavır sergilerler. Bazen de, milletin ezici çoğunluğu tarafından sahiplenilmiş şahsiyetleri bizim yarım aydınımız sahiplenmez. Bu da herkesin bildiği bir Türkiye gerçeğidir.

Türkiye’de iyi-kötü eli kalem tutan ve ağzı laf yapanlar için en kolay iş, Atatürk’e övgüler yağdırarak ne derece Atatürkçü olduğunu ortaya koymak veya Atatürk’ü küllim reddederek aynı derecede Atatürk aleyhtarı olduğunu sergilemektir. En zor seçeneklerden birisi ise, her iki kesimin de oklarını üzerine yönlendirmek pahasına Mustafa Kemal’i ilahlaştırmadan, eğrisi ve doğrusuyla anlatabilmektir.

Ülkemizde oldum olası istismar edilen belli mefhumlar, tarihe mal olmuş şahsiyetler vardır. Atatürk’ün vefatından sonra da en fazla istismar edilen tarihî şahsiyetlerimizin başında kendisi gelmektedir. Bazen insaf ve tarihî gerçekler ölçülerine sığmayan bir eleştiri veya işkence derecesinde zoraki “Atatürkçülük” dayatması; elitimiz bu yollara başvurunca, cahilimiz de bazen (bir İstanbul örneğinde olduğu gibi) gecekondusunu yıktırmamak için kapısının önüne kocaman bir Atatürk heykeli dikerek yıkımı engelleme girişiminde bulanabiliyor.

Atatürk’ün karşısına dikilen ve arkasına sığınanlardan apayrı, en olması gereken değerlendirmeği  eskiden Ülkücü Hareket yapardı. Tarihi ve tarihden gelen milli-manevi değerleri, tarihe mal olmuş şahsiyetleriyle Türk Milleti’nin tamamını, kendi dünya görüşüyle bütünleştiren bir bakış açısı, kalın çizgilerle belirlenmiş bir duruşu vardı. Bu camia adına kalem oynatanların belli bir kesiminin ve siyasilerinin son yıllarda geldikleri nokta, öteden beri halktan kopuk olarak “Atatürkçülük” zırhına bürünenlerden pek farklı değildir. Dünün hızlı solcularının “ulusalcı” noktaya gelişlerine paralel olarak “milliyetçi”lerle kol kola girmeleri memleket açısından sevindirici bir gelişmedir. Eğer bu buluşma aynı zamanda ulusculuk eşittir milliyetçilik ise, kuşa döndürülmüş bir milliyetçilik kavramıyla karşı karşıyayız demektir. Çünkü Türk Milliyetçiliği, ırk değil kültür milliyetçiliğidir ve mayası İslâm’la yoğrulmuştur. Bizim milliyetçiliğimizin millet/kavim/ırk ve insana bakış açısı, Batılı değil İslâmî’dir: Üstünlük, ‘takva’da veya ‘eşref-i mahlûkat’ derecesine ulaşmış insandadır.

Ulusalcısı ve milliyetçisiyle ülke menfaatlerinde birleşmek, sadece dış ve iç düşmanlara karşı tavır almakla bitmiyor, ki orada da ölçüler çok farklıdır. Bundan başka, değer yargılarında mutabakat sağlamak mümkün değildir. Bunların başında da, yukarıda temas ettiğimiz gibi din unsuru önemli bir yer işgal etmektedir. Maalesef ülkemizde yazıp konuştuğumuz Türkçe bile “sal’a koyulup sel’e verilen”lerle büyük farklılıklar arz ederken, burada da kullandığımız dil, kişilerin dünyaya bakış açısına göre değişebilmektedir. Her iki kesimin yaşadığı hayat tarzına baktığınızda, birisinin parametreleri olabildiğince Batılı, diğer ise mümkün olduğunca Türk-İslâm medeniyet değerleriyle takviye edilerek yabancılaşmayı az zararla kapatma gayreti içinde. Eğer birbirimize bu farklılıklarımıza rağmen müsamaha gösterebileceksek, bu en ideal olanıdır. Ama ülkenizde ve dünyadaki değişme ve gelişmeleri takip edemeyip zaman tuneline takılıp kaldığınızın yeni farkına vararak, oluşturulan sunî gündemlerle boşlukları doldurmaya kalkarsanız, asıl inandıklarınıza o zaman ters düşmeğe başlar ve “dava” dediğinize o zaman ihanet etmiş olursunuz.

Buradaki gayemiz, ülkemizde en çok konuşulan, tartışılan Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü tartışmaktan ziyade, ilk tarih sahnesine çıktığı günden günümüze kadar Türklüğü kucaklayan bir dünya görüşünü şahıs bazına indirgeme gayretlerine duyduğumuz üzüntüdür. Milletlerin medar-ı iftiharı olan şahsiyetler, olsa olsa o milletin milliyetçisi olurlar. Yani, milliyetçilik şahıslara göre veya onların adına olmaz!

Bilhassa siyasette öncülüğe soyunanlar, milletin meselelerine çözüm yollarını hızla değişen ve gelişen dünya şartlarında zaman aşımına uğramış ideolojilerde aramamalıdırlar. Eğer varsa, dağarcıklarındakini ortaya koymalı, yoksa, sloganların gölgesinde ahkâm kesmemelidirler. Ülkemizde Atatürkçülüğü kimseye bırakmayacak kadar yeterince kurum ve kuruluşlar varken, onlara Atatürkçülük dersi vermeğe kalkmak; “tereciye tere satmak” gibi birşey olsa gerek. Gazi Mustafa Kemal’i Türk Milliyetçiliği içinde gören ve hakkıyla O’na yer veren milliyetçi düşünce sahiplerinin Atatürkçülük yapmaya yeltenmesi, inandırıcılıktan öte bir çaresizlik ve zaafiyet göstergesidir.


YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Milliyetçilikten  Atatürkçülüğe
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Orhan Aras
İnsanlık öldü mü?
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Devlet Yok
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Yakup Yurt
ÖEK Üçlüsüne Ne Oldu?
M. Ali Aladağ
Sarık-Cübbe ve Takım-Kravat
Üzeyir Lokman  Çaycı
Sana " Bir Gecede Kal" Demem
Ali Kılıçarslan
Yeni meclis, eski kafa
Sebahattin Çelebi
kadıköy
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Rumları AB, Kürtleri ABD koruyor...
Veli Kalli
Gurbette Vatan Sevgisi
Mustafa Can
Akıl...Gönül...Şüphe...
Sonra Hayatın Akışı...
Şefik Kantar
Türklerin ve AB’nin geleceği
Ayten Kılıçarslan
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç