|
AVRUPA
MÜSLÜMANLARININ
TEMEL MESELELERİ
Başta Türkiye, Arap dünyası,
İran ve Pakistan gibi müslüman ülkelerden milyonlarca
insan -ağırlıklı- Batı Avrupa devletlerinde yaşamaktadırlar. Büyük
çapta 1960'lı yıllardan itibaren Türkiye'den başlayan
işçi akımının bügünkü seviyeye geleceğini,
ne gönderen ve ne de kabul eden ülkeler kestirememiş,
dolayısıyla hazırlıksız yakalanmıştır.
Bugün itibariyle, sadece Almanya'da yaşayan
3,2 milyon müslümanın 2,37 milyonu Türk'tür. İlk
yıllarda işçi yurtlarında barındırılan
müslümanlar, en azından bir bayram namazı veya
cuma namazı kılabilecek yerden mahrumdular. Bazen,
gizli-saklı da olsa, yurtlardaki odalardan birini mescit
olarak kullanmak mecburiyetinde kalmışlardı.
Zamanla antlaşmaların süresi dolduktan sonra,
oldukları yeri terk etme hürriyetine kavuşmuş,
işçi getolarından kurtularak normal hayata intibak
etmiş, ikamet ettikleri şehir/kasabalarda ibadethane
yerleri kiralamaya başlamışlardır.
Yabancı kültür değerlerinin hakim
olduğu bir ortamda, milli/manevi duygular bilhassa Türkler
arasında ön plana çıkmaya başlayınca,
anavatandaki siyasi/dini kuruluşların iştahını
kabartmıştır. Adı geçen kuruluşların
paralelinde cami dernekleri çığ gibi büyüyerek
bugünkü halini almıştır.
Batı Avrupa müslümanlarının
meselelerini ana başlıklar altında aşağıdaki
gibi özetlemek mümkün: a) Cami
dernekleri yöneticilerinin ehil ol(a)mayışı:
Zaruri dini ihtiyaçları karşılamak
için samimiyetle hizmete talip olanların, islami
konularda son derece yetersiz olmaları, yaşadıkları
ülkenin şartlarını gereği kadar
kavrayamadıkları gerçeği, zamanla gereksiz sıkıntı
ve sürtüşmelere zemin hazırlamıştır.
Cami imamı olarak anavatandan getirtilen görevlilerin
ekseriyeti Avrupa'ya mahsus gerçeklere hazırlıklı
olmadıkları ve bunları öğrenmek için
zaman, zemin, kapasite ve talep yetersizliğinden dolayı
namaz kıldırmak ve Kuran kursu vermekten öte bir
icraatları söz konusu olmamıştır.
b) Din ve dindar istismarı:
Her devirde ve yerde olduğu gibi,
maalesef Avrupa müslümanları da zaman zaman bilgisizlik
ve tecrübesizliğin kurbanı olmuş, "din
tacirleri", siyasiler ve dini istediği kalıba
sokmak isteğen devlet görevlileri tarafından
istismar edilmişlerdir(Bu süreç hala devam etmektedir.).
Bütün bunların yanısıra,
dindarla beraber din de belli hedefler için sıçrama
tahtası olarak kullanılmaya devam etmektedir.
c) Dini cemaat ve derneklerin bölünmüşlüğü:
Dernek, tarikat, lider/şeyh, parti
taasubu bölünmüşlüğün başlıca
sebepleridir. Herkes mevcuttan pay alma yarışında. Birliği istemeğenlerin
sayısı, isteyenlerden daha fazladır. İslam,
adına yola çıkanların hemen hemen hepsi
kendine göre yorumladığı din anlayışından
taviz vermeğe yanaşmıyor. Karşılıklı
toleransdan kaçıyorlar. Bu durum da müslümanların
yaşadığı Avrupa devletlerinin -galiba- işine
geliyor. Dini konuların hayatiyeti sözkonusu olduğunda
Avrupa'lı yetkilinin gerekçesi hazır:
Her kuruluş; "İslam'ı en iyi ben
temsil ediyorum" iddiasında, biz hanginizi muhatap
alalım? Kendi aranızda anlaşın, tekrar görüşelim.
d) Hıristiyan Avrupa'nın yaklaşımı:
İslam'a ve müslümana peşin hükümlü
Avrupa müslümanının 'İslamiyet'in
resmi din olarak tanınması' konusunda önündeki en
büyük engellerden biri de Avrupa'nın malum tutumudur.
Hele avrupalı siyasiler daha fazla oy uğruna Almanya,
Türk kozunu, Fransa, Fas/Cezayir kozunu kullandıkları
müddetçe, çözümsüzlük ağır basacaktır.
Çözüm nedir?
Avrupa müslümanları meselerine
anavatanı ve anavatandakileri karıştırmadan,
buradaki gerçekler gözönünde bulundurularak, gayet
demokratik usüllerle tabandan tavana doğru
temsilcilerini seçerek, birlik oluşturmak
mecburiyetindedirler.
Avrupa Türk-İslam Birliği'nin (ATİB)
bu konuda kamuoyuna sunduğu ve beklenin üzerinde ilgi gördüğü,
"İslam'ın Avrupa'da Temsili" ile
ilgili taslak çalışması, islami kuruluşlar
arasında tartışılarak, gerekirse son
şekli verilmeli ve kamuoyuna nihayet üzerinde anlaşma
sağlanıldığı bir projeyle, ilgili
devletlerin ve AB'nin merkezi başkenti olan Brüksel'in
kapısı çalınmalıdır.
Tarih önünde, Avrupa'da yetişen
nesillerimize karşı ve öyle inanıyorum ki;
Yaratan'ın huzurunda, bu mesuliyet bizlere ve sizlere
aittir. Ya birleşir, "güç" olursunuz, ya da
şimdiki gibi devam eder "göç" olursunuz.
SAYFA BASI
Yazarın
diğer
yazıları:
Avrupa
müslümanlarının temel meseleleri
Ağa
ağalığını paşa da paşalığını...
Bu
kavga bitmez
Euro-Türk’ün
konumu
Nerelisiniz?
"Dava
adamı"nın davası
Paşadan
emir Gelmiş
Ah
benim Şarklı Kafam
Heykeller
Devrilirken
Beklenen
Son
Coniler
kerbela Topraklarında
Akılsızın
akıl hocası
Neronların
Savaşı
Şiddete
dayalı siyaset 2
Şiddete
dayalı siyaset
Gönlüm
bugün sohbet ister
Davamın
adamları neredesiniz?
Az
gelişmişliğin özellikleri
Bizim
savaşımız
“Muhteşem
Osmanlı Çadırı“
Ortadoğu
liderini arıyor
İrticacılar
yine hortluyor
Yol
ayrımındaki Türkiye
Avrupa
şeffaflaşıyor mu?
AB
ne kadar samimi?
Karl
ödülünün düşündürdükleri
Ben
değişiyorum, Türkiye değişiyor
Ayak
bağı olmayın!
Bu
bayrak rüzgar bekliyordu
Avrupalı
olmak; niçin?
Türk
siyasi tarihinde yeni bir dönem
Bir
millet kurtarıcısını arıyor
Aman
ehliyetsizin elinden
Bir
"Vassiyetname" ve Ben
AB
üyeliği çıkmaz ayın başında
Almanya
siyasi hayatında Türklerin yeri
Ülküler
öldü mü
Ölmesini
de bilmek
Kerbela
yahut Filistin
Bize
benzemiyorsun
Korkak
Modern
zamanların vatanseverliği
Çıplak
Tufan'daki
"Tufan"
Hayatı
yaşamak
İbret
Yolun
neresindesiniz?
Tadını
çıkarmak
Gençlerim
eyvah!
Düşmansız
Yaşamak
"Enternasyonal
terörizme karşı savaş"
Sahipsiz
Toplum
Meydan
Okumak
Afganistan
bombalanıyor
Medeniyetler
çatışması
veya tekerrür eden tarih
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
SAYFA
BASI
|