|
Bu
Günden Korkuyordum
Ülke topraklarının işgal edilmesinden bu kadar
korkmuyordum. Çünkü biliyordum ki; işgalci ne kadar güçlü
olursa olsun, ehl-i vatan kadar yürekli ve cesur olamaz, onun
öz yurdu uğruna göğsünü siper etmesi karşısında, işgalci
sipere sinecek ve neticede er veya geç, geldiği gibi defolup
gidecekti.
Aman töre elden gider, din elden gider, diyerek
yasakların arkasına sığınanlara, başkalarıyla tanışmaya,
buluşmaya, yüzleşmeye korkanlara fazla itibar etmez,
ürkekliğine, kendine ve kendinden olanlara güvensizliğine ve
özünden bihabersizliğine acırdım. Çünkü biliyordum ki; kapalı
toplumlar ve kültürler, şayet diğerleriyle tanışır ve
karşılaşırsa kendini yeniler, ufku genişler, mukavameti artar,
dostu ve düşmanı daha yakından tanımış olur.
Kendi farklılıklarını görmekten, kabullenmekten,
dile getirmekten ürken, onlarla biraraya gelmekten
korkanlardan korkuyordum. Çünkü biliyordum ki; aynı tarihi,
coğrafyayı ve değerleri paylaşanlar karşılıklı biraraya
gelmeseler, günün birinde onları, birileri karşı karşıya
getirecekti.
Şair, “Değmesin mabedimin eline namahrem eli”
diyerek zamanında haykırırcasına ikazını yapmış olmasına
rağmen, işgalci güçlerin kirli çizmeleriyle mabedimi çiğnemesi
de beni o kadar korkutmadı. Çünkü tarihî tecrübelerime
dayanarak biliyordum ki; bu barbarlıklıklar ve çirkeflikler
karşısında teslimiyetçi ruhun yerini hürriyet aşkı,
inançsızlığın yerini iman ateşi, gafletin yerini hidâyet
alacak, direnç noktamız olan mabedler, namahremin kirli elleri
ve emellerinden kurtarılarak, hür vicdanımız ve pak imanımız
gibi olacaktı.
Ölmekten ve öldürülmekten korkmuyor, sadece nahak
yere öldürülenlere yüreğim yanıyor, öldürenleri nefretle
lanetliyordum. Her ölenin arkasından mukaddesatını savunacak
yeni adayların çıkacağını ve katillerin akıttıkları kanda
birgün mutlaka boğulacağını ve zulmün hiçbir zaman payidar
olamayacağını da biliyordum. Gelecek nesiller için, “onlar
vatanları, hürriyetleri, mukaddesatları ve sizlerin istikbali
için işgalçi güçlere karşı kahramanca çarpışarak şehit
oldular” diye tarihe not düşecektim.
Sayfalar dolusu kitaplarda, çarşaf çarşaf
gazetelerde dinime hakaretlerden, Peygamberime çizgi çizgi
küstahlıklardan rencide oldum ama korkmadım! Bu din, nice
hâyâsız saldırılara maruz kalmasına rağmen hâlâ dimdik
ayaktadır. Ben, İslâm’ın yok olmasından korkmuyor, müslümanın
dize gelmesinden korkuyordum. Çünkü biliyordum ki; Din Gününün
Sahibi, o güne kadar onu zaten koruyacaktı.
Hakaretlere, küstahlıklara ve sömürgeci zihniyete
karşı seviyeli protestolardan, şahsiyetli tavırlardan memnun
oldum ama elçilik binalarının işgalinden, milletleri temsil
eden bayrakların yakılmasından korktum. Çünkü biliyordum ki;
provakatörler, dünyaya “Müslümanın Çirkin Yüzü”nü göstermek
için bu manzarayı hedeflemişlerdi. Bu gayeye hizmet eden
hainleri, gafilleri ve cahilleri lanetledim.
Batı’nın “Alevi, Sünni, Şii Müslüman” demesinden
rahatsız olmuş ama korkmamıştım. Aynı ağız ve zihniyetle
müslümanı sınıflandıran “müslümanlar”dan korktum! Düşmanın,
müslümana reva gördüğü ne alçakça işkencesinden ve ne de mabed
bombalamasından bu kadar korkmamıştım.
“Müslüman”ın cami bombaladığı, namazda saf saf
Allah’a yönelmiş müslümanların kanının akıtıldığı günden
korkuyordum. O gün, bugündür! Şimdi ben, tarihe nasıl bir not
düşecek, gelecek nesillerime ölenler ve öldürenler için ne
diyeceğim?...
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|