|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Benden Sana Düşman Olmaz (4):
Ben Sana Hayran, Sen Bana Düşman...
“Kötüler”in içinden gelmesine rağmen bazılarına, “iyi adam”
rolü verilir ve “kötülerin” kötülüklerini anlattığından
dolayı da ödüllendirilir. Bir toplumda istisnaî durumları
toplumun tamamına mal etmeye kalkar ve bunun üzerinden
topyekün bir yargıya varırsanız, siz o kitleye karşı ya
peşinhükümlü, ya da art niyetlisniz. Almanya Türk azınlığı
yıllardan beri “Töre Cinayeti” ve “Zoraki Evlilik” gibi
marjinallikleri genelleştirenlerin hedef tahtası olmaktan
kurtulamıyor.
Bugün Holanda ve Alman medyasının “İslam Eksperti” olarak
karşımıza çıkardığı, zamanında Hollanda’ya sahte evraklarla
iltica etmiş Somalili Ayaan Hirsi Ali adlı bayanın, İslâm
ile faşizmi yanyana koyup diline dolamasından, müslümanları
topyekün bir karalamaya tutmasından başka hangi özelliği
var? Serap Çileli, Seyran Ateş ve Necla Kelek gibi Türk
kökenli bayanların “sermaye”leri de yine, marjinellikleri
geneleştirmekten başka bir şey değildir. Onların elinden
“Töre Cinayeti” ve “Zoraki Evlilik”leri alırsanız, ezberleri
bozulur, konuşmaya ve yazmaya başka da malezemeleri kalmaz.
İranlı Bayan Mina Ahadi, Almanya’daki meşhurluğunu,
“Zentralrat der Ex-Muslime” yani Müslümanlığı Terkedenler
Merkez Konseyi adıyla kurulan bir derneğin başkanı olmasına
borçludur. Tek sermayeleri, İslâm ve Müslüman karşıtlığdır.
O da; “İslâm’ın, faşizmden farkı yoktur (18)” derken, bir
kesime çamur, diğer kesime gül atıyor. Birinden yuhalanma ve
hatta mümkünse tehdit bekliyor ki, diğer taraftan
karşılığında aferin ve alkış gelsin.
Yaratılan düşman portresinin belirginleşmesinde katkıda
bulunanlara Alman medyası bilerek çanak tutarken; bu ülkenin
sosyal barışına, farklı kültürel köklere sahip azınlıkların
yerli-çoğulcu toplumla kaynaşmasını da böylece engellemiş
oluyorlar.
İçinizdeki azınlıkların içinden özellikle bir grup azınlığı
kültürel ayrımcılığa tabi tutarsanız, farklı kültürlere olan
müsamahanız ve samimiyet dereceniz teraziye vurulur.
Korkudan medet umanlar
“Papa 16. Benedict’in Özel Sekreteri; Avrupa’yı
İslâmlaştırma tehdidine karşı uyardı ve Batı’yı
İslâmlaştırma girişimleri görmemezlikten gelinemez, dedi.
(19)”. Şimdi çok yüksek yerden gelen bu ‘uyarı’ üzerinde
biraz düşünelim: Hangi siyasî, askerî veya entellektüel güç
Avrupa’yı İslâmlaştıracakmış?... Doğru-dürüst lisan
bilmeyen, eğitimi ilkokul seviyesinde olan “Misafir İşçiler”
mi, yoksa onların, ne sizden ne de bizden diyebileceğimiz,
Türk nüfusuna oranla ancak %1`inin üniversiteye giden
nesilleri mi Batı’yı İslâmlaştıracak? Yoksa, en hayatî
meselelerinde bile ortak bir tavır ve akıl sergileyemeyen
müslüman üst kuruluşların temsilcileri mi?...
Hıristiyanî değerlerin yılmaz bekçileri kıta Avrupa’sını
tehdit eden gücün kimler tarafından geldiğini
söyeleyemiyorlar. Söyleseler kargalar bile gülecek.. Ama adı
konmamış, gizemli bir ‘İslâmî Tehlike’ hep gündemde
tutuluyor. Almanca’da, “Feindbild” kavramı, Türkçe’ye
“Düşmanresmi” şeklinde birebir tercüme edilebilir ancak;
düşman ve düşmanlıklarla ilgili ne varsa hepsini bir ‘düşman
portresi’nde anlatmak demektir. Karikatürüze edilmiş Türk
veya müslüman resimlerine bakınız: O çizilenler, Türkü veya
herhangi bir müslümanı nasıl görmek istediklerinin
resimleridir. Dünya çapında bütün müslümanların tepkisini
çeken, “Karikatür Krizi”nin asıl sebebi; Hz. Peygamber’in
karikatürüze edilmesiydi.
Peki niye?...“Önceleri Batı’nın düşmanı kominizmin yerine
bugün İslâm’ın seçilmiş olması birçoğunun işine geliyor.
(20)”. Bu durumun geçmişte nasıl olduğunu yine en etkili
entellektüellerden olan Katolik Filozof Hans Küng’den
dinleyelim: “.... Çarpıtılmış, karikatürüze edilmiş bu İslâm
tablosu karşısına sevgi, barış ve itidal dini olarak ideal
Hıristiyanlık tablosunu koymak daha kolaydı. Kendi
taraftarlarını rakip inanç sistemlerine karşı güçlendirmek
için rakipler aşağılanırdı (21) ”. Prof. Küng’ün yukaridaki
tesbitleri bundan birkaç yüzyıl öncesi içindi fakat bugüne
döndüğümüzde de, o zamandan bu zamana taktik ve metotda pek
birşey değişmemiş anlaşılan...
Biz kimseye kin gütmeyiz
Gerek dünya, gerekse Avrupa çapında, müslümanların
Batılıları sevmediği kanaati çok yaygın olmasına karşılık,
işte elle tutulur gözle görülür bir araştırmanın sonucu:
“Gallup’un 25 müslüman ülkede 6 yıl boyunca, 50 bin kişiyle
yaptığı doğrudan görüşmelerde ortaya çıkan sonuç:
Müslümanların çoğunluğu Batılı değerlere hayranlık duyuyor.
(22)”. Müslümanlar bizden nefret ediyor diyerek bangır
bangır bağıranlar, aslında müslümanların kendilerini
sevmelerini hiç ama hiç istemeyenlerdir. Almanya Türkleri
üzerinden Batı Avrupa’daki müslüman azınlığın tamamını hedef
alan karalamacıların en büyük arzusu, tehdit edilmektir.
Gündemde kalmak, kendini haklı çıkarmak ve yazdıklarını
satabilmek için tehdit edilmeye şiddetle ihtiyaçları var.
Şayet burada müslümanların Batı’ya karşı nefreti sözkonusu
olacaksa, bu; Batılı, yani hıristiyan olmalarında dolayı
değil, müslümanlara karşı yaptıklarından dolayıdır. Hiçbir
Batılı, A.B.D vatandaşları dahil, müslüman ülkelere tatil
veya başka sebeplerle gittiklerinde, hatta oralarda yerleşik
olarak yaşadıklarında onlara düşman gözüyle bakılmıyor. Tam
tersine, yerli vatandaştan daha üstün bir muamele görürler.
Bir de Batı’nın yerli-çoğulcu toplumları içinde yaşayan
Türk’ü veya başka milletlerden müslümanı düşünün... Halep
ordaysa, arşın burda; fazla uzağa gitmeğe ne hacet: İşte
Almanya ve işte Almanyalı Türklerin hâli...
Hezeyan mı, taktik mi?
İnsanlar birbirlerini sevmek mecburiyetinde değil, fakat
farklılıklara karşılıklı tahammül şart... Bir halkın başka
bir halka düşmanlık beslemesi ve onu her an kendi varlığına
göz dikmiş, potensiyel düşman olarak görmesi için ortada
müşahhas, ciddiye alınır sebepler olması gerekir. Aksi hâlde
bu durum bir içtimaî hezeyan yani “paranoya”dır veya sosyal,
kültürel ve hatta siyasî bir stratjinin gereği, kitlelere
empoze edilen oyundur. Batı Avrupa Türklerinin mukadderatını
Almanya’dakilerden ayrı düşünmek veya bunun tersi gerçekçi
olamaz. Sayıları dört milyon civarında tahmin edilen bu
azınlığın, yerli halk tarafından sevilmek bir lüks
beklentisi yoktur. Bulundukları ülkelerin yeniden inşasına
emek, alınteri ve ödedikleri vergileriyle katkıda bulunmuş,
kendilerinden sonra gelen nesillerini de, birlikte
yaşadıkları yerli topluma vatandaş olarak kazandırmış bu
insanların tek beklentisi; farklılıklarıyla birlikte
vatandaş olarak kabul görmektir.
Göçmen Türkün, Almanı kendine düşman görmekten dolayı bir
çıkarı olamaz; tam tersine, çok şey kaybeder. Bu ülkede
yabancı düşmanlığı maalesef bir vakıadır ve bu kavram
Almanya Türkleri ile özdeşleştirilmiştir. Bunun bir hezeyan
(paranoya) olmadığını, değişik kuruluşların yaptığı kamuoyu
araştırmaları ortaya koymaktadır. Saha çalışması yapan ilim
adamlarının, “Anti İslâm Irkçılığı” gibi bir kavrama vurgu
yapmaları, sinsice yaygınlaşan husûmetin ulaştığı boyutu ele
vermektedir.
“İster Berlin, Dortmund, Dresden veya Şlesvigholstayn’ın
küçük bir kasabası olsun; bilim adamları mikrofonlarını açar
açmaz, iyi bir eğitim ve geçim düzeyine sahip, ılımlı
siyasetin temsilcisi denilebilecek, başka bir ifadeyle;
toplumun orta kesiminden olanların ağızlarından, az veya çok
kalıplaşmış ifadelerle yabancı düşmanlığı dökülüyor.
Araştımayı yapan Decker’e göre; Yabanacı düşmanlığı,
tahminlerin de ötesinde, toplumun orta kesimlerinin içlerine
kadar yayılmış durumdadır.
Bielefeld Üniversitesi’nin araştırmalarına göre; ‘Yabancılar
asimile olmalıdır” gibi radikal bir beklentiye, 2006 yılında
Alman vatandaşlarının takriben yarısı destek verirken, bu
oran 2003 yılında sadece %26 idi. (23)”.
Son yıllarda Almanya’da cami inşası etrafında koparılan
fırtına, Türk düşmanlığını körükleyen ırkçı ve
köktendincilerin işini kolaylaştırmış, onlara lojistik
destek sağlamıştır. “Alman vatandaşlarının %11’i cami
yapımına destek verirken, her dört kişiden üçü, yani %74’ü
yeni camilerin inşasına karşıdır. (24).”
Sayfalar dolusu, istatistik rakamları, oranlar, araştırma
neticeleri sıralamak mümkün. Üstelik bu araştırmaların hepsi
de, sahasında belli konumu olan Alman enstitüleri ve bilim
adamları tarafından yürütülmektedir. Özellikle Türklerin
şahsında müslüman göçmen azınlığın tamamını hedef alan
karalamaların birisi; müslümanlar çoğalarak
Hıristiyan-Avrupa’yı İslâmlaştıracaklar, diğeri ise;
müslümanlar biz hıristiyanları kendilerine düşman
görüyorlar.
Şimdi bu iki noktada yoğunlaşan sis perdesine ışık tutarak
aydınlatalım: “Bir ülke nüfusunun stabil (istikrarlı)
kalabilmesi için kadın başına doğum oranı 2,1 olması
gerekir. Almanya’nın doğurganlık oranı 1,4 iken İtalya’nın
1,3 civarında. Cezayir’in son 25 yılda doğurganlık oranı
6,7’den 1,86’ya, Tunus’un 4,8’den 1,73’e ve Türkiye’nin
2,7’den 1,89’a gerilemiştir. (25)”.
Yukarıdaki oranlardan da görüleceği gibi, sadece bazı Avrupa
ülkelerinin nüfusu gerilemiyor, Avrupa’ya komuşu olan
müslüman ülkelerin de nüfus artışları hızla geriliyor.
Zihinlerin bulandırıldığı ikinci önemli nokta olan, müslüman
göçmenler, özellikle dindar olanları, yerli hıristiyan halka
kin ve nefret besliyor meselesine gelince: Buna da, kendi
yorumumuzu katmadan, en son Bertelsmann Vakfı’nın neticeleri
ışığında verilen haber-yorumlardan sadece biriyle cevap
verelim:
Ursula Rüssmann, “Elinizi vicdanınıza koyarak” diye
başladığı yazısında;
- Almanya’daki her beş müslümandan dördünün diğer dinlere
karşı açık olmayı gayet tabiî olarak gördüklerini,
-Almanya’daki müslümanların dörtte üçünün en fazla iki çocuk
sahibi olduklarını” ve müslümanlara ait birtakım
“normallikler” ve “normalleşmeler”i sıraladıktan sonra;
“müslümanların bu derece normal olduklarına siz de ihtimal
vermediğinizi itiraf edin” demiş. (26)
Müslüman azınlığa ve İslâm’a bu derece peşinhükümlü yaklaşan
yerli-hıristiyan ve de Alman’ın kendi dinine bakışında
müsbet (pozitif) bir gelişme kaydedildiği ve Hıristiyanlık
denince; “Ötekine sevgi’yi çağrıştırıyor diyenlerin oranı
%80 ve insan haklarına saygı demektir, diyenlerin oranı da
%71. (27)” civarında.
Hıristiyanlık denince, ‘ötekine sevgi’ demektir diyen
%80’lik kesimden, müslüman ‘öteki’lere peki bu ‘sevgi’den
hiç mi pay düşmez?...
Not: Bir dahaki bölümde sonuç değerlendirmesiyle
bitireceğiz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Ben
Sana Hayran, Sen Bana Düşman...
IQ’su
Düşükler ve Müslüman Avrupa
Savulun
Türkler Geliyor...
Benden
Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze
veya Kerbela
Kalabalıkların
Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların
Yalnızlığı
Hangi
İnsanın Hakları?
Medeniyetin
Utanç Tablosu
Dinine
Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil
Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın
Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî
Kodlarımız
“Globallaşmanın
Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler
(3)
Modernizmle Gelen Devrimler
(2)
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|