A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Benden Sana Düşman Olmaz (4):
Ben Sana Hayran, Sen Bana Düşman...

    “Kötüler”in içinden gelmesine rağmen bazılarına, “iyi adam” rolü verilir ve “kötülerin” kötülüklerini anlattığından dolayı da ödüllendirilir. Bir toplumda istisnaî durumları toplumun tamamına mal etmeye kalkar ve bunun üzerinden topyekün bir yargıya varırsanız, siz o kitleye karşı ya peşinhükümlü, ya da art niyetlisniz. Almanya Türk azınlığı yıllardan beri “Töre Cinayeti” ve “Zoraki Evlilik” gibi marjinallikleri genelleştirenlerin hedef tahtası olmaktan kurtulamıyor.

Bugün Holanda ve Alman medyasının “İslam Eksperti” olarak karşımıza çıkardığı, zamanında Hollanda’ya sahte evraklarla iltica etmiş Somalili Ayaan Hirsi Ali adlı bayanın, İslâm ile faşizmi yanyana koyup diline dolamasından, müslümanları topyekün bir karalamaya tutmasından başka hangi özelliği var?  Serap Çileli, Seyran Ateş ve Necla Kelek gibi Türk kökenli bayanların “sermaye”leri de yine, marjinellikleri geneleştirmekten başka bir şey değildir. Onların elinden “Töre Cinayeti” ve “Zoraki Evlilik”leri alırsanız, ezberleri bozulur, konuşmaya ve yazmaya başka da malezemeleri kalmaz. İranlı Bayan Mina Ahadi, Almanya’daki meşhurluğunu, “Zentralrat der Ex-Muslime” yani Müslümanlığı Terkedenler Merkez Konseyi adıyla kurulan bir derneğin başkanı olmasına borçludur. Tek sermayeleri, İslâm ve Müslüman karşıtlığdır. O da; “İslâm’ın, faşizmden farkı yoktur (18)” derken, bir kesime çamur, diğer kesime gül atıyor. Birinden yuhalanma ve hatta mümkünse tehdit bekliyor ki, diğer taraftan karşılığında aferin ve alkış gelsin.

Yaratılan düşman portresinin belirginleşmesinde katkıda bulunanlara Alman medyası bilerek çanak tutarken; bu ülkenin sosyal barışına, farklı kültürel köklere sahip azınlıkların yerli-çoğulcu toplumla kaynaşmasını da böylece engellemiş oluyorlar.

İçinizdeki azınlıkların içinden özellikle bir grup azınlığı kültürel ayrımcılığa tabi tutarsanız, farklı kültürlere olan müsamahanız ve samimiyet dereceniz teraziye vurulur.

Korkudan medet umanlar

“Papa 16. Benedict’in Özel Sekreteri; Avrupa’yı İslâmlaştırma tehdidine karşı uyardı ve Batı’yı İslâmlaştırma girişimleri görmemezlikten gelinemez, dedi. (19)”. Şimdi çok yüksek yerden gelen bu ‘uyarı’ üzerinde biraz düşünelim: Hangi siyasî, askerî veya entellektüel güç Avrupa’yı İslâmlaştıracakmış?... Doğru-dürüst lisan bilmeyen, eğitimi ilkokul seviyesinde olan “Misafir İşçiler” mi, yoksa onların, ne sizden ne de bizden diyebileceğimiz, Türk nüfusuna oranla ancak %1`inin üniversiteye giden nesilleri mi Batı’yı İslâmlaştıracak? Yoksa, en hayatî meselelerinde bile ortak bir tavır ve akıl sergileyemeyen müslüman üst kuruluşların temsilcileri mi?...

Hıristiyanî değerlerin yılmaz bekçileri kıta Avrupa’sını tehdit eden gücün kimler tarafından geldiğini söyeleyemiyorlar. Söyleseler kargalar bile gülecek.. Ama adı konmamış, gizemli bir ‘İslâmî Tehlike’ hep gündemde tutuluyor. Almanca’da, “Feindbild” kavramı, Türkçe’ye “Düşmanresmi” şeklinde birebir tercüme edilebilir ancak; düşman ve düşmanlıklarla ilgili ne varsa hepsini bir ‘düşman portresi’nde anlatmak demektir. Karikatürüze edilmiş Türk veya müslüman resimlerine bakınız: O çizilenler, Türkü veya herhangi bir müslümanı nasıl görmek istediklerinin resimleridir. Dünya çapında bütün müslümanların tepkisini çeken, “Karikatür Krizi”nin asıl sebebi; Hz. Peygamber’in karikatürüze edilmesiydi.

Peki niye?...“Önceleri Batı’nın düşmanı kominizmin yerine bugün İslâm’ın seçilmiş olması birçoğunun işine geliyor. (20)”. Bu durumun geçmişte nasıl olduğunu yine en etkili entellektüellerden olan Katolik Filozof Hans Küng’den dinleyelim: “.... Çarpıtılmış, karikatürüze edilmiş bu İslâm tablosu karşısına sevgi, barış ve itidal dini olarak ideal Hıristiyanlık tablosunu  koymak daha kolaydı. Kendi taraftarlarını rakip inanç sistemlerine karşı güçlendirmek için rakipler aşağılanırdı (21) ”. Prof. Küng’ün yukaridaki tesbitleri bundan birkaç yüzyıl öncesi içindi fakat bugüne döndüğümüzde de, o zamandan bu zamana taktik ve metotda pek birşey değişmemiş anlaşılan...

Biz kimseye kin gütmeyiz

Gerek dünya, gerekse Avrupa çapında, müslümanların Batılıları sevmediği kanaati çok yaygın olmasına karşılık, işte elle tutulur gözle görülür bir araştırmanın sonucu:  “Gallup’un 25 müslüman ülkede 6 yıl boyunca, 50 bin kişiyle yaptığı doğrudan görüşmelerde ortaya çıkan sonuç: Müslümanların çoğunluğu Batılı değerlere hayranlık duyuyor. (22)”. Müslümanlar bizden nefret ediyor diyerek bangır bangır bağıranlar, aslında müslümanların kendilerini sevmelerini hiç ama hiç istemeyenlerdir. Almanya Türkleri üzerinden Batı Avrupa’daki müslüman azınlığın tamamını hedef alan karalamacıların en büyük arzusu, tehdit edilmektir. Gündemde kalmak, kendini haklı çıkarmak ve yazdıklarını satabilmek için tehdit edilmeye şiddetle ihtiyaçları var.

Şayet burada müslümanların Batı’ya karşı nefreti sözkonusu olacaksa, bu; Batılı, yani hıristiyan olmalarında dolayı değil, müslümanlara karşı yaptıklarından dolayıdır. Hiçbir Batılı, A.B.D vatandaşları dahil, müslüman ülkelere tatil veya başka sebeplerle gittiklerinde, hatta oralarda yerleşik olarak yaşadıklarında onlara düşman gözüyle bakılmıyor. Tam tersine, yerli vatandaştan daha üstün bir muamele görürler. Bir de Batı’nın yerli-çoğulcu toplumları içinde yaşayan Türk’ü veya başka milletlerden müslümanı düşünün...  Halep ordaysa, arşın burda; fazla uzağa gitmeğe ne hacet: İşte Almanya ve işte Almanyalı Türklerin hâli...

Hezeyan mı, taktik mi?

İnsanlar birbirlerini sevmek mecburiyetinde değil, fakat farklılıklara karşılıklı tahammül şart... Bir halkın başka bir halka düşmanlık beslemesi ve onu her an kendi varlığına göz dikmiş, potensiyel düşman olarak görmesi için ortada müşahhas, ciddiye alınır sebepler olması gerekir. Aksi hâlde bu durum bir içtimaî hezeyan yani “paranoya”dır veya sosyal, kültürel ve hatta siyasî bir stratjinin gereği, kitlelere empoze edilen oyundur. Batı Avrupa Türklerinin mukadderatını Almanya’dakilerden ayrı düşünmek veya bunun tersi gerçekçi olamaz. Sayıları dört milyon civarında tahmin edilen bu azınlığın, yerli halk tarafından sevilmek bir lüks beklentisi yoktur. Bulundukları ülkelerin yeniden inşasına emek, alınteri ve ödedikleri vergileriyle katkıda bulunmuş, kendilerinden sonra gelen nesillerini de, birlikte yaşadıkları yerli topluma vatandaş olarak kazandırmış bu insanların tek beklentisi; farklılıklarıyla birlikte vatandaş olarak kabul görmektir.

Göçmen Türkün, Almanı kendine düşman görmekten dolayı bir çıkarı olamaz; tam tersine, çok şey kaybeder. Bu ülkede yabancı düşmanlığı maalesef bir vakıadır ve bu kavram Almanya Türkleri ile özdeşleştirilmiştir. Bunun bir hezeyan (paranoya) olmadığını, değişik kuruluşların yaptığı kamuoyu araştırmaları ortaya koymaktadır. Saha çalışması yapan ilim adamlarının, “Anti İslâm Irkçılığı” gibi bir kavrama vurgu yapmaları, sinsice yaygınlaşan husûmetin ulaştığı boyutu ele vermektedir.

“İster Berlin, Dortmund, Dresden veya Şlesvigholstayn’ın küçük bir kasabası olsun; bilim adamları mikrofonlarını açar açmaz, iyi bir eğitim ve geçim düzeyine sahip, ılımlı siyasetin temsilcisi denilebilecek, başka bir ifadeyle; toplumun orta kesiminden olanların ağızlarından, az veya çok kalıplaşmış ifadelerle yabancı düşmanlığı dökülüyor.

Araştımayı yapan Decker’e göre; Yabanacı düşmanlığı, tahminlerin de ötesinde, toplumun orta kesimlerinin içlerine kadar  yayılmış durumdadır.

Bielefeld Üniversitesi’nin araştırmalarına göre; ‘Yabancılar asimile olmalıdır” gibi radikal bir beklentiye, 2006 yılında Alman vatandaşlarının takriben yarısı destek verirken, bu oran 2003 yılında sadece %26 idi. (23)”.

Son yıllarda Almanya’da cami inşası etrafında koparılan fırtına, Türk düşmanlığını körükleyen ırkçı ve köktendincilerin işini kolaylaştırmış, onlara lojistik destek sağlamıştır. “Alman vatandaşlarının %11’i cami yapımına destek verirken, her dört kişiden üçü, yani %74’ü yeni camilerin inşasına karşıdır. (24).”

Sayfalar dolusu, istatistik rakamları, oranlar, araştırma neticeleri sıralamak mümkün. Üstelik bu araştırmaların hepsi de, sahasında belli konumu olan Alman enstitüleri ve bilim adamları tarafından yürütülmektedir. Özellikle Türklerin şahsında müslüman göçmen azınlığın tamamını hedef alan karalamaların birisi; müslümanlar çoğalarak Hıristiyan-Avrupa’yı İslâmlaştıracaklar, diğeri ise; müslümanlar biz hıristiyanları kendilerine düşman görüyorlar.

Şimdi bu iki noktada yoğunlaşan sis perdesine ışık tutarak aydınlatalım: “Bir ülke nüfusunun stabil (istikrarlı) kalabilmesi için kadın başına doğum oranı 2,1 olması gerekir. Almanya’nın doğurganlık oranı 1,4 iken İtalya’nın 1,3 civarında. Cezayir’in son 25 yılda doğurganlık oranı 6,7’den 1,86’ya, Tunus’un 4,8’den 1,73’e ve Türkiye’nin 2,7’den 1,89’a gerilemiştir. (25)”.

Yukarıdaki oranlardan da görüleceği gibi, sadece bazı Avrupa ülkelerinin nüfusu gerilemiyor, Avrupa’ya komuşu olan müslüman ülkelerin de nüfus artışları hızla geriliyor. Zihinlerin bulandırıldığı ikinci önemli nokta olan, müslüman göçmenler, özellikle dindar olanları, yerli hıristiyan halka kin ve nefret besliyor meselesine gelince: Buna da, kendi yorumumuzu katmadan, en son Bertelsmann Vakfı’nın neticeleri ışığında verilen haber-yorumlardan sadece biriyle cevap verelim:

Ursula Rüssmann, “Elinizi vicdanınıza koyarak” diye başladığı yazısında;
- Almanya’daki her beş müslümandan dördünün diğer dinlere karşı açık olmayı gayet tabiî olarak gördüklerini,
-Almanya’daki müslümanların dörtte üçünün en fazla iki çocuk sahibi olduklarını” ve müslümanlara ait birtakım “normallikler” ve “normalleşmeler”i sıraladıktan sonra; “müslümanların bu derece normal olduklarına siz de ihtimal vermediğinizi itiraf edin” demiş. (26)

Müslüman azınlığa ve İslâm’a bu derece peşinhükümlü yaklaşan yerli-hıristiyan ve de Alman’ın kendi dinine bakışında müsbet (pozitif) bir gelişme kaydedildiği ve Hıristiyanlık denince; “Ötekine sevgi’yi çağrıştırıyor diyenlerin oranı %80 ve insan haklarına saygı demektir, diyenlerin oranı da %71. (27)” civarında.

Hıristiyanlık denince, ‘ötekine sevgi’ demektir diyen %80’lik kesimden, müslüman ‘öteki’lere peki bu ‘sevgi’den hiç mi pay düşmez?...

Not: Bir dahaki bölümde sonuç değerlendirmesiyle bitireceğiz.

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Ben Sana Hayran, Sen Bana Düşman...
IQ’su Düşükler ve Müslüman Avrupa
Savulun Türkler Geliyor...
Benden Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze veya Kerbela
Kalabalıkların Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların Yalnızlığı
Hangi İnsanın Hakları?
Medeniyetin Utanç Tablosu
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Ben Sana Hayran, Sen Bana Düşman...
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç