A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Benden Sana “Düşman” Olmaz!


Başlamadan önce...
Herhalde beni bunun için çağırmadın... Daha birinci felaketten yenice kendimizi toparlamıştık ki, başımıza “Deli”nin birini kendi ellerimizle geçirdik, bu sefer de daha büyük bir yıkıma maruz kaldık; taş taş üstünde bırakmaldılar ama biz yine de yılmadan çalıştık ve ülkemizi tekrar ayağa kaldırdık lâkin, milyonlarca insanımızı geride bıraktığımız savaşlarda kaybettiğimizden dolayı eli iş tutan insana ihtiyacımız vardı, gelin bize yardım edin, emeğiniz karşılığını da vereceğiz, dediğiniz için biz de babaocağınımızı terkederek kalkıp buralara geldik. Bu ülkenin tekrar ayağa kalkması, onarılması için nasıl dört elle sarıldığımızı sen bilmesen, bilmek istemesen de tarihe mutlaka bizimle ilgili bir not düşen olur. O da olmasa, yukarıda Allah görüyor ya...

Şimdi sen, dünkü “Misafir İçşi”n olan bana yeni rol biçiyor, seni kendime düşman yaptım, diyorsun. Bak dostum; bizim dostluğumuz gibi düşmanlığımız da siparişle olmaz! Bu bizim kitabımızda yazmaz, vizdanımıza da sığmaz... Sonra, hadi işçiliğin misafirliğini bir kalıba sığdırdık diyelim, ya düşmanlığın misafirliği?... İşte bu olmadı! Senin yeni bir düşmana ihtiyacın olduğuna belki anlayış gösterebilirim. Allah nazardan saklasın; dünkü düşmalarınızla barıştınız, kucaklaştınız ve “Avrupa Birliği”ni oluşturdunuz. Ne diyeyim, darısı bizim gibi kendisiyle didişmekten başını kaldırıp etrafındaki dost ve düşmanını göremeyenlerin başına... Anlıyorum ki, size elle tutulur, gözle görülür yeni bir düşman lazım. Konjüktürel olarak, dünkü “Misafir İşçi”den bugün, “Misafir Düşman” yaratmak gibi de bir gayeniz var. Belki ileride değişebilecek dünya şartlarına göre, bu “Misafir Düşman”ın sana göre miadı dolmuş, modası geçmiş, cazibesi kaybolmuş olacak. Ondan sonra biz sizinle yine “Misafircilik” oynar, dost oluruz deseniz bile, biz yine de bu işte yokuz... Size yine de bir kadim dost tavsiyesi: Zorlasanız, tahrik etseniz de bizden düşman olmaz. Boşuna uğraşmayın, biz bunun için buraya gelmedik. İcabında her işi yaparız ama her kılıfa girmeyiz. Git düşmanını başka yerlerde ara...

Ben senin artık ne “Misafir İşçin”, ne de “Misafir Düşmanın”ım. Şimdiye kadar kahrını çektiğim bu ülkenin, bırakın bunda sonra da kaderini paylaşayım.

Başlarken....
Epey zamandan beridir ele almak istediğim, istemek de ne kelime; vicdanen kendimi mesul ve görevli kabul ettiğim konulardan birisine nihayet başlayabildim. Son birkaç yılın Alman medyasında Türkler veya müslümanlarla ilgili haber, yorum ve araştırmaların birkısmından oluşan arşivimi iki gün boyunca teker teker gözden geçirerek işe koyuldum. İşin içinde olmama rağmen, bir daha dehşetle gördüm ki, Alman medyası bu ülkenin 3,5 milyon müslüman azınlığından veya toplam sayıları 3 milyona varan Türk/Türkiye kökenli göçmenlerinden yeni bir düşman yaratmış. Almanya’daki Müslüman-Türk’ün imajı ayaklar altında ama “kimin umurunda..” desem haksızlık olur ama “kaç kişinin umurunda...” desem, en azından vehametin farkında olan ve bizim gibi uykuları kaçan bir miktar insan mutlaka bulunur.

“Başlamadan önce” ile başlangıç yaparken, dikkatinizi çektiği gibi, biraz kadifemsi bir tarzla giriş yapmayı uygun gördük. Konuyu ne kadar yumuşatmaya çalışsak da, son derece sert, sarp ve dikenli bir saha... Bu ülkenin bir sanayi devi olmasında kesintisiz 40 yılını veren Almanya Türkleri bu kadar sahipsiz olmamalı ve bu derece töhmet altında bırakılmamalıydı. Bizi kahreden şey de; bunca ‘sahip’e rağmen sahipsizlik ve bunca fedakârlığa rağmen vefasızlık...

Yeni bir sektör, gözde bir “meslek”
Türk/Müslüman aleyhtarlığı hatta düşmanlığı öyle bir noktaya gelmiş ki, artık bu işi meslek hâline getirenler sayesinde ve sayılarının giderek artması sebebiyle yeni bir “sektör” doğmuştur. Bu “sektör”de yapılan tv ve sinema filimleri seyirci çekebiliyor, yazılan kitaplar “Bestseller” olabiliyor, filim yapanlar gibi kitap yazanlar da ödüllendiriliyor, teşvik ve alkıştan mahrum bırakılmıyorlar. Bölümler hâlinde sunacağımız bu yazı dizisinde yüzlerce, hatta binlerce haber, makale, araştırma ve raporların başlıklarından sadece birkaçına yer verebilecek ve onlara istinaden kendi değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşacağız. Gayemiz, zaten yaratılan sunî düşman portresinin karşısına bir yenisini çıkarmak değil, durumdan bihaber olanları haberdar ederek, gurbetin ve ötekileştirilmişliğin getirdiği bunca Almanya çilesine ve burada işyeri ile ev arasında tüketilen ömre rağmen, hâlâ bu önyargının, peşinhükmün kaynağını da bu vesileyle gözler önüne sermek, belgelemektir.

Bilgisizlik, cehalet, ihmalkârlıktan kaynaklanan hatalarımızdan başka, ehliyet ve liyakattan yoksun temsilcilerimizinin varlığı da Almanya Türklerinin hedef tahtası, kum torbası yapılmasına katkıda bulunmuştur. Bu konjüktürel akıntıya kürek sallamayan, objektif bakışı ve akılcı (rasyonel) değerlendirmeleriyle zaman zaman şahsiyetli çıkışlar yapan, kalem erbabı insanlar da var Alman medyasında.

Her milletin, toplumun, azınlığın veya kültürün hakikatte ve diğerlerine göre de eksik, hatalı tarafları mutlaka vardır. Hadiselere tarafsız ve gerçekçi bir yaklaşıma göre; her toplumda olabilecek artılar ve eksiler aynı çerçevede değerlendirilir. Önyargılı, kötü niyetli yaklaşım ise; sadece hataları, eksiklikleri abartarak görür ve neticede korku, dehşet ve başka çirkinliklerle dolu bir düşman tablosu çizer. Genelde Batı’da, özelde Almanya gibi göçmen müslümanların azınlık olarak bulundukları ülkelerde kamuoyuna lanse edilen, ambalajlanıp gösterilen manzara bu doğrultudadır.

“Kışkırtıcılar üç ayrı koldan hareket ederler:
-Popüler bilimlerin pazarlandığı kitapçılarda birtakım yazarlar, İslamiyet’le bağlantılı tarihi ve sosolojik verilere dayanmayan dehşet manzaraları ihtiva eden eserlerini sunarlarken, bunu bir ilmî çalışma gibi takdim ederler.
-İnternetde “Politically Incorrent”, “Akte Islam (İslam Dosyası)” veya “Die Grüne Pest (Yeşil Veba)” gibi İslâm karşıtı, kin ve nefret saçan sitelerin sunucuları, Avrupa’nın sözde İslâmlaştırılmasına karşı bir mücadele yürütmektedirler.
-Camilere karşı oluşan yerel düzeyde girişimler, inşa edilecek her camiyi, İslâm’ın Avrupa’yı fethi için bir köprübaşı olarak görmektedirler.

İslâm karşıtlarının asıl hedefi, bir şiddet ideolojisi olarak İslâm’ın, kadınlara, homoseksüellere, Yahudilere ve demokrasiye düşman olduğu için mensuplarının da Batı toplumlarına uyum sağlamalarının münkün olmadığına vurgu yaparak, müslümanlara karşı genel bir şüphe uyandırmak istiyorlar. (1)“.

Bu işi meslek haline getiren, Türk ve müslüman aleyhtarlığından ekmeğini kazanan, birilerine göz kırpan, biryerlere gelen, getirilenlere ve marjinal gruplara bir diyeceğimiz yok... Fakat, çok ciddi, yüksek tirajlı, ortalarda gezinen anlı-şanlı dergilere, gazetelere, yazar-çizerlere, devlet ve siyaset adamlarına ne demeli?...

Bundan sonraki bölümlerde onlara ayna tutacağız.

Not: Alıntı yaptığımız kaynakların tamamı son bölümde verilecektir.

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Benden Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze veya Kerbela
Kalabalıkların Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların Yalnızlığı
Hangi İnsanın Hakları?
Medeniyetin Utanç Tablosu
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Benden Sana “Düşman” Olmaz!
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç