|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Benden Sana “Düşman” Olmaz!
Başlamadan önce...
Herhalde beni bunun için çağırmadın... Daha birinci
felaketten yenice kendimizi toparlamıştık ki, başımıza
“Deli”nin birini kendi ellerimizle geçirdik, bu sefer de
daha büyük bir yıkıma maruz kaldık; taş taş üstünde
bırakmaldılar ama biz yine de yılmadan çalıştık ve ülkemizi
tekrar ayağa kaldırdık lâkin, milyonlarca insanımızı geride
bıraktığımız savaşlarda kaybettiğimizden dolayı eli iş tutan
insana ihtiyacımız vardı, gelin bize yardım edin, emeğiniz
karşılığını da vereceğiz, dediğiniz için biz de
babaocağınımızı terkederek kalkıp buralara geldik. Bu
ülkenin tekrar ayağa kalkması, onarılması için nasıl dört
elle sarıldığımızı sen bilmesen, bilmek istemesen de tarihe
mutlaka bizimle ilgili bir not düşen olur. O da olmasa,
yukarıda Allah görüyor ya...
Şimdi sen, dünkü “Misafir İçşi”n olan bana yeni rol biçiyor,
seni kendime düşman yaptım, diyorsun. Bak dostum; bizim
dostluğumuz gibi düşmanlığımız da siparişle olmaz! Bu bizim
kitabımızda yazmaz, vizdanımıza da sığmaz... Sonra, hadi
işçiliğin misafirliğini bir kalıba sığdırdık diyelim, ya
düşmanlığın misafirliği?... İşte bu olmadı! Senin yeni bir
düşmana ihtiyacın olduğuna belki anlayış gösterebilirim.
Allah nazardan saklasın; dünkü düşmalarınızla barıştınız,
kucaklaştınız ve “Avrupa Birliği”ni oluşturdunuz. Ne
diyeyim, darısı bizim gibi kendisiyle didişmekten başını
kaldırıp etrafındaki dost ve düşmanını göremeyenlerin
başına... Anlıyorum ki, size elle tutulur, gözle görülür
yeni bir düşman lazım. Konjüktürel olarak, dünkü “Misafir
İşçi”den bugün, “Misafir Düşman” yaratmak gibi de bir
gayeniz var. Belki ileride değişebilecek dünya şartlarına
göre, bu “Misafir Düşman”ın sana göre miadı dolmuş, modası
geçmiş, cazibesi kaybolmuş olacak. Ondan sonra biz sizinle
yine “Misafircilik” oynar, dost oluruz deseniz bile, biz
yine de bu işte yokuz... Size yine de bir kadim dost
tavsiyesi: Zorlasanız, tahrik etseniz de bizden düşman
olmaz. Boşuna uğraşmayın, biz bunun için buraya gelmedik.
İcabında her işi yaparız ama her kılıfa girmeyiz. Git
düşmanını başka yerlerde ara...
Ben senin artık ne “Misafir İşçin”, ne de “Misafir
Düşmanın”ım. Şimdiye kadar kahrını çektiğim bu ülkenin,
bırakın bunda sonra da kaderini paylaşayım.
Başlarken....
Epey zamandan beridir ele almak istediğim, istemek de ne
kelime; vicdanen kendimi mesul ve görevli kabul ettiğim
konulardan birisine nihayet başlayabildim. Son birkaç yılın
Alman medyasında Türkler veya müslümanlarla ilgili haber,
yorum ve araştırmaların birkısmından oluşan arşivimi iki gün
boyunca teker teker gözden geçirerek işe koyuldum. İşin
içinde olmama rağmen, bir daha dehşetle gördüm ki, Alman
medyası bu ülkenin 3,5 milyon müslüman azınlığından veya
toplam sayıları 3 milyona varan Türk/Türkiye kökenli
göçmenlerinden yeni bir düşman yaratmış. Almanya’daki
Müslüman-Türk’ün imajı ayaklar altında ama “kimin
umurunda..” desem haksızlık olur ama “kaç kişinin
umurunda...” desem, en azından vehametin farkında olan ve
bizim gibi uykuları kaçan bir miktar insan mutlaka bulunur.
“Başlamadan önce” ile başlangıç yaparken, dikkatinizi
çektiği gibi, biraz kadifemsi bir tarzla giriş yapmayı uygun
gördük. Konuyu ne kadar yumuşatmaya çalışsak da, son derece
sert, sarp ve dikenli bir saha... Bu ülkenin bir sanayi devi
olmasında kesintisiz 40 yılını veren Almanya Türkleri bu
kadar sahipsiz olmamalı ve bu derece töhmet altında
bırakılmamalıydı. Bizi kahreden şey de; bunca ‘sahip’e
rağmen sahipsizlik ve bunca fedakârlığa rağmen vefasızlık...
Yeni bir sektör, gözde bir “meslek”
Türk/Müslüman aleyhtarlığı hatta düşmanlığı öyle bir
noktaya gelmiş ki, artık bu işi meslek hâline getirenler
sayesinde ve sayılarının giderek artması sebebiyle yeni bir
“sektör” doğmuştur. Bu “sektör”de yapılan tv ve sinema
filimleri seyirci çekebiliyor, yazılan kitaplar “Bestseller”
olabiliyor, filim yapanlar gibi kitap yazanlar da
ödüllendiriliyor, teşvik ve alkıştan mahrum bırakılmıyorlar.
Bölümler hâlinde sunacağımız bu yazı dizisinde yüzlerce,
hatta binlerce haber, makale, araştırma ve raporların
başlıklarından sadece birkaçına yer verebilecek ve onlara
istinaden kendi değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşacağız.
Gayemiz, zaten yaratılan sunî düşman portresinin karşısına
bir yenisini çıkarmak değil, durumdan bihaber olanları
haberdar ederek, gurbetin ve ötekileştirilmişliğin getirdiği
bunca Almanya çilesine ve burada işyeri ile ev arasında
tüketilen ömre rağmen, hâlâ bu önyargının, peşinhükmün
kaynağını da bu vesileyle gözler önüne sermek,
belgelemektir.
Bilgisizlik, cehalet, ihmalkârlıktan kaynaklanan
hatalarımızdan başka, ehliyet ve liyakattan yoksun
temsilcilerimizinin varlığı da Almanya Türklerinin hedef
tahtası, kum torbası yapılmasına katkıda bulunmuştur. Bu
konjüktürel akıntıya kürek sallamayan, objektif bakışı ve
akılcı (rasyonel) değerlendirmeleriyle zaman zaman
şahsiyetli çıkışlar yapan, kalem erbabı insanlar da var
Alman medyasında.
Her milletin, toplumun, azınlığın veya kültürün hakikatte ve
diğerlerine göre de eksik, hatalı tarafları mutlaka vardır.
Hadiselere tarafsız ve gerçekçi bir yaklaşıma göre; her
toplumda olabilecek artılar ve eksiler aynı çerçevede
değerlendirilir. Önyargılı, kötü niyetli yaklaşım ise;
sadece hataları, eksiklikleri abartarak görür ve neticede
korku, dehşet ve başka çirkinliklerle dolu bir düşman
tablosu çizer. Genelde Batı’da, özelde Almanya gibi göçmen
müslümanların azınlık olarak bulundukları ülkelerde
kamuoyuna lanse edilen, ambalajlanıp gösterilen manzara bu
doğrultudadır.
“Kışkırtıcılar üç ayrı koldan hareket ederler:
-Popüler bilimlerin pazarlandığı kitapçılarda birtakım
yazarlar, İslamiyet’le bağlantılı tarihi ve sosolojik
verilere dayanmayan dehşet manzaraları ihtiva eden
eserlerini sunarlarken, bunu bir ilmî çalışma gibi takdim
ederler.
-İnternetde “Politically Incorrent”, “Akte Islam (İslam
Dosyası)” veya “Die Grüne Pest (Yeşil Veba)” gibi İslâm
karşıtı, kin ve nefret saçan sitelerin sunucuları,
Avrupa’nın sözde İslâmlaştırılmasına karşı bir mücadele
yürütmektedirler.
-Camilere karşı oluşan yerel düzeyde girişimler, inşa
edilecek her camiyi, İslâm’ın Avrupa’yı fethi için bir
köprübaşı olarak görmektedirler.
İslâm karşıtlarının asıl hedefi, bir şiddet ideolojisi
olarak İslâm’ın, kadınlara, homoseksüellere, Yahudilere ve
demokrasiye düşman olduğu için mensuplarının da Batı
toplumlarına uyum sağlamalarının münkün olmadığına vurgu
yaparak, müslümanlara karşı genel bir şüphe uyandırmak
istiyorlar. (1)“.
Bu işi meslek haline getiren, Türk ve müslüman
aleyhtarlığından ekmeğini kazanan, birilerine göz kırpan,
biryerlere gelen, getirilenlere ve marjinal gruplara bir
diyeceğimiz yok... Fakat, çok ciddi, yüksek tirajlı,
ortalarda gezinen anlı-şanlı dergilere, gazetelere,
yazar-çizerlere, devlet ve siyaset adamlarına ne demeli?...
Bundan sonraki bölümlerde onlara ayna tutacağız.
Not: Alıntı yaptığımız kaynakların tamamı son bölümde
verilecektir.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Benden
Sana “Düşman” Olmaz!
Gazze
veya Kerbela
Kalabalıkların
Yalnızlığı (2): Bizim Yalnızlığımız
Kalabalıkların
Yalnızlığı
Hangi
İnsanın Hakları?
Medeniyetin
Utanç Tablosu
Dinine
Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil
Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın
Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî
Kodlarımız
“Globallaşmanın
Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler
(3)
Modernizmle Gelen Devrimler
(2)
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|