·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Beyin Çalkantısı

Son zamanlarda ülkemizde alışık olmadığımız gelişmelere şahit oluyoruz: “Kırmızı çizgi”lerin ihlâli düzeyinde ve dokunulmaz denilenlere dokunmanın ötesinde, cesurane girişimler derecesinde dalgalanmalar insanlarımızı sarsıyor, fakat ülke sarsılmayacak kadar sağlam tarihî zemin üzerindedir. Cumhuriyet Türkiyesi’nin düşünce üreten kafaları, bazen alenen bazen de dolaylı yollardan yasaklar, dayatmalar ve ikazlar engeliyle mücadele ederek bugünlere geldiler. Bugünler; fikir düzeyinde dalgalanma, çalkantı ve çarpışma dönemi, kendi düşüncesini ciddiye alınacak kadar bir engele takılmadan ortaya koyabilme zamanıdır.

Dün, birbirinin varlığından bile rahatsız olan iki ayrı ideolojik kutup bugün ülkenin hayatî önem arzeden meselelerinde kol kola dayanışmaya girerek aynı çizgide buluşabiliyor olmaları, memeleket adına müsbet bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Serbest piyasa ekonomisi gereği ve küreselleşen dünyada şirketler el değiştirirken televizyon ekranlarında; “saat...satt..sattım!” dendikten sonra tokmağın masaya indirilmesiyle beraber; “eyvah, ülke satılıyor!” türünden korkuyla karışık tepkileri de gözardı etmemek gerekir. Bir tarafda din temeline dayalı gayr-i müslim azınlıkların, diğer tarafda ırkî temele dayandırılan ve bu topraklarda bin yıllık ortak tarih ve toprak bütünlüğümüz olmasına rağmen, Kürtçülük gibi “azınlık”ların hak talepleri düşünebilen beyinleri sarsmaya devam ediyor. Bir de buna “Alevilik” tartışmaları ve taleplerini de ilave edebilirsiniz. Bunların hepsine bedel; belki de yukarıda sıraladığımız değişim/gelişimleri bünyesinde toplayan, kamuoyu gündemindeki kalıcılığına vesile olan tek konu, Türkiye-Avrupa Birliği münasebetleridir. Çünkü (bilindiği gibi) değişim/reform taleplerinin büyük kısmı AB kaynaklıdır.

Türkiye-AB görüşme sürecine can-ı gönülden taraf olanların, seçeneksiz tek yol iddiasına karşılık, bu muhtemel oluşuma karşı duranların ve kerhen destek olanların ikna edici ve inandırıcı ikinci seçenek (altenatif) olarak neyi ortaya koyduklarını henüz daha anlamış değiliz. Ne sloganvari haykırışlar, ne de şahsî çıkışlar bu cephedeki boşluğu doldurmaya yeterli değildir. Değişik siyasî görüş sahibi herkes, Osmanlı’nın bir tarafını sahipleniyor. Bu sahiplenme bazen dinî, bazen ırkî, bazen de insanî açıdan bakışa göre değişmektedir. Birisi “din”, birisi “Türk”, diğeri “Kürt”, ötekisi de “Azınlık” deyince endişeleniyoruz. Bu endişe, toplumun tamamına ait değil çünkü her birimiz bir ötekimizin dillendirdiğinden ürküyor, şüpheleniyoruz. Toplumun tamamına mal olmuş değerleri herkes paylaşmıyor. Tek tip ve tek yönlü insan yetiştirmenin, ülke insanına ve dünyaya tek gözle baktırma gayretlerinin acı neticeleriyle bugün karşı karşıyayız. Duruşumuz sağlam değil. Kendimizi ve bizden olanları yeterince tanımıyoruz. Öğretilenlerin ve ezberletilenlerin dışındaki gelişmeler karşısında apışıp kalıyoruz. Birimiz İslâmsız Türk’e, birimiz Türksüz İslâm’a, birimiz Kaytsız Şartsız Batı’ya, diğerimiz de Kitabına Uydurduğumuz Atatürk’e sarılırken, her azınlığım diyen bu coğrafyada öteden beri hain emelleri olanları da arkasına alarak hak talep ediyor, isyan bayrağını çekiyor. Çalkantıların asıl sebebi budur!

Henüz daha siyasetçisi, askeri ve bürokratıyla Türkiye aydını kendisiyle yüzleşmeye hazır değil. Dış güçler tarafından kumanda edilen “azınlıklar” da ülke gerçeğiyle yüzleşecek kapasiteye ve şahsiyete ulaşmamıştır. Yeri gelince zengin kültürü, engin dünya görüşüne sahip olan medeniyetimizle (geçmişimiz) övünüyoruz. Gerek hazırlıksızlık ve gerekse hazımsızlıktan ileri gelen bir şuuraltı tepkisi, bu zenginliğin mayasının din olduğu gerçeğini engelliyor. Başka bir ifadeyle; inanan milliyetçi-muhafazakâr, laik/sekülerist ve de Batıcı kesimiyle aydınımız, bin yıldan beri bizi ayakta tutan, farklılıkların huzur içinde birarada yaşayabilmelerine imkân sağlayan Anadolu Müslümanlığı’nı iyi idrak etmeli, okumalı ve bu nimeti insanımızın gözünden, günlük hayatından uzak tutmamalıdırlar.

Sadece dalgalanmadan durulmayan denizler değil, beyinleri  meşgûl eden düşünceler, fikirler de dalgalanmalı, hatta çalkalanmalıdır ki, sudaki  yabancı maddelerin kıyıya vurulduğu gibi yanlış, zararlı ve hainane fikirler de bu beyin çalkantılarından sonra açığa çıksın, dışa atılsın.

Günümüz dünyasında sanayileşmiş ülkeler bile yabancı yatırımcıları ülkesine davet ederken ve onlara hertürlü kolaylığı sağlarken, bizim ülkemizde (stratejik öneme sahip sanayi dallara dışında) yatırım yapmak isteyenlere teredütle yaklaşılmasının sebebi, lüzumundan fazla millî duyarlılığın yanısıra insanımıza olan güvensizliğimizden kaynaklanmaktadır. Ülkemizde yatırım yapanlar, fabrikaları günün birinde sırtlarına alıp götüremezler. Bundan korkulmamalıdır. Korkulması gereken husus; işgâl edilen beyinler, aklı-fikri çelinen insanlardır. Batı Medeniyeti’nin tıkanma noktasına geldiği bugünlerde Anadolu’dan dünyaya sunulabilecek medeniyet projelerine yürekten inanmaktayım çünkü bu derece tarihî birikim sadece bizde var. Bu ülke, sanayisi ve insanıyla dışarıya açılmalıdır. Ancak dışarıya açılan bir Türkiye belli bir zaman sonra kendi yolunu bulacak, o istikamete doğru yol katedecektir. Beyinlerin durulması için fikirlerin çarpışması, insanların kendine dönebilmesi için de başkalarıyla tanışması gerekir. Neticede herşey ve herkes aslına rücu edecektir. Bırakın beyinler çatlarcasına çalkalansın, fikirler ülkenin en ücra köşesine kadar yayılsın! Suskun, monoton, emrivakilere boyun eğen, tartışmayan, sorgulamayan, yüzleşmekten korkan bir Türkiye’den korkun. Bundan korkmayın!

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Beyin Çalkantısı
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Hasan Kayıhan
Türkçenin Tabak Sesleri(!)
Sebahattin Çelebi
Başlıksız bir yazı...
Ayten Kılıçarslan
Seçimler ve Azınlık Türk Kadın Hareketi İlişkisi
Yakup Tufan
La Brabançonne ve İstiklâl Marşı
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
M. Ali Aladağ
Almanya Seçimlerini Nasıl Okursunuz?
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman  Çaycı
Siyah Çelişkiler
Nuran Yelkenci
İnsanın En Büyük Düşmanı Şeytan
Orhan Aras
Yüreği Yaralı Şair, Tofig Abidin
Yakup Yurt
Gurbetten Gelmişim...
Mustafa Can
Sen de Yalnızım mı Diyorsun....
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Hidayet Kayaalp
Kendimizle İletişim
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç