|
Beyinlerin
İşgali
Huzursuzum...
Etrafımdaki kuşatma çemberinin gittikce daraldığını,
surlardan yeni gedikler açıldığını görüyor,
huzursuzlanıyorum. Toprağımı işgal
edemeyenlerin, ülke müdafası için saf olduklarımızdan
taraftar bulabildiğini, zihinlerini çeldiğini
farkediyor, endişeleniyorum. Ayakta durduğum zeminin,
ayak bastığım yerin kaydığı
hissine kapılıyorum. Bu sefer gafillerin gafletine uğradık!...
Bu sefer beyinler işgal altında: “2000’lerin Türkiye’si,
1920’lerin İstanbul’undan daha ağır bir işgal
altında. Sadece kafalar değil, ruhlar da satışa
çıkarılmış. Kelepir fiyata kapatılan
köşe yazarları, sözlüklerinden hak kelimesini atmış
televizyon yorumcuları, ruh ve vicdanları pörsümüş
akademisyenler, yanaşma zihniyetli eski diplomatlar....”
(1)
Bizi devamlı gözetim ve kontrol altında tutmak
isteyenler yerine ve zamanına göre taktik geliştiriyor
ve değiştiriyorlar. Gerek fert ve aile olarak,
gerekse toplum ve devlet olarak hayat nizamını
İslâm’ın öngördüğü sınırlar
dahilinde (artısı ve eksisiyle) şekillendirerek
20.yüzyılın başlarına kadar devam ettiren
müslümanlar, bu tarihten itibaren Batılı
ideolojilerle tanış oldular. İdeolojilerin
evveliyatı; Avrupalı aydın/entelektüelin, üstün
İslâm Medeniyeti karşısında rekabet gücü
olmamasına rağmen dayatılan Hıristiyanlık
zihniyetine karşı yeni yollar aramasıyla başlayan
bir başkaldırı harekâtı iken, bizimkisi;
zamanla kendi medeniyet parametrelerini yitiren müslüman aydınlarının
Batı’dan gelen fikrî akımları “kurtuluş
reçetesi” olarak görmesidir. Bu akımların her türlüsünün
ülkemizde taraftar bulduğunu ve bununla kalmayarak, yarım-yamalak
da olsa, gelmiş geçmiş siyasî iktidarların ve
devletin bunların tesir sahasını girerek yönlendirildiği
de bir vakıadır. Malûm dış güçlerin
tasvibini almış askerî darbeler, başarısız
sosyalizm girişim ve denemeleri, dengeleri ayarlamada
milliciliğimize kontrollü onaylar ve can damarıyla
devamlı dışa bağımlı bir liberal
kapitalist sistemle, ülkemiz bugünkü duruma gelmiştir.
Doğu Bloku/Demir Perde’nin çökmesinden sonra başlayan
ve 21.yüzyılda ABD’nin tek “Süper Güç” olarak
kalmasıyla devam eden gelişmeler; liberal
kapitalizmden vahşi kapitalizme dönüşen sistemin dışında
diğer Batılı ideolojilerin tarihe karıştığını,
mevcutun ise can çekiştiği noktasındadır.
Batı, dünyada hakim kılmaya çalıştığı
hegemonyacı/sömürgeci kapitalizminin can çekişmesinin
faturasını İslâm’a çıkarmakta ve bunun
bedelini istemektedir. Dünya Müslümanlığı’nın
bugün başına gelen/getirilenler bunun yüzündendir.
Çünkü bu akımın karşısında (en azından
müslümanlar için) İslâmiyet’ten başka
direnecek ve alternatif olacak başka güç kalmadı.
Bu gerçeği müslümanlardan daha iyi tesbit eden,
kavrayan (ABD öncülüğünde) Batı, İslâm dünyasında
yeniden taktik/metot değişikliğine gidiyor:
Bundan sonra millî hareketler/akımlar cazibesini
kaybettiği, eskisi gibi fazla rağbet görmediği
için İslâmî hareketler denetime tabi tutularak yönlendirilecek.
Yani, “Batı’nın İslam’ı ve Müslüman
dünyayı kontrol altına alma stratejisi çerçevesinde
yürütülen çalışmaların ortak noktaları;
İslam’ın Batı’yı rahatsız eden
esaslarının devre dışı bırakılması,
Müslümanların siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal
taleplerinin yok edilmesi, bölgenin yeni köleleştirme
seneryoları için hazırlanmasıdır...”
(2)
Bin Ladinler “yaratan”lar, Bassam Tibiler ve nice hocalar
ve efendiler yaratamaz, piyasaya süremezler mi?.. Erkeklere
de imamlık yapan “hocahanımlar” ambalajlayarak müslümanlara
nasıl müslüman olunabileceğini gösteremezler mi?...
Para vererek gazeteci-yazar-çizerlere yazdıramaz,
spikerlere söyletemezler mi?... Kredi musluklarını
kısarak siyasileri, devlet ve hükümet adamlarını
susturamazlar mı?... Haberi okuyunca tüylerim diken
diken oluyor, bütün müsbet gelişmelere rağmen ülkemin
kaderinin hâlâ kimlerin iki dudağının arasında
olduğu gerçeğini görünce milletim adına
huzursuzluğum iki katına çıkıyor: “The
New York Times gazetesi, başyazısında Türk hükümetini
sert eleştirdi ve ekledi: ABD ve AB’nin istediğini
yap, parayı ve desteği al” (3)
Kamuoyunu yönlendirmede etkili ve yetkili olan kurum/kuruluşların
ve onlara ait beyinlerin kaç tanesi bu emrivakiye şuurlu
bir başkaldırı örneği sergiliyebilir?...
Millî vicdan ve şahsiyetten yoksun, makam-mevki için
beyinlerini kiraya vermiş, ipotek ettirmişler içimizden
çıkmasaydı, işgal edilemeyen toprak üzerinde
işgale uğramış beyinler bizim adımıza
söz sahipliğini elinde tutmasaydı ve en az hayasızlar
kadar haya sahipleri de cesur olabilselerdi, Türk
Milleti’ni muhatap alan bu emrivakilere kimse cesaret
edemizdi... Bu, ABD olsa bile!...
(1): Mustafa Özel (Yeni Şafak, 3.4.05)
(2): Prof. Hayrettin Karaman (Yeni Şafak, 1.4.05)
(3): Milliyet Gazetesi, 4.4.05
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|