|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Bir İnsan İnşa Etmek
“Zaman sana uymazsa, sen zamanla savaş!” (Muhammed İkbal)
Bir insan inşa etmek; bir dünya kurmaktan başka ne
olabilir... Çağın hükümran ideolojileri arasındaki sınırlar,
ferdî değerler bazında o derece küçüldü ki, neredeyse
kaybolma noktasına geldi. Bu sebepten dolayı, ideolojilerin
şekillendirdiği insanlar arasında da, hayata bakış
açısındaki veya dünyayı algılama biçimindeki farklılıklar
olabildiğince azaldı. Bu manâda bir sosyalistle bir
kapitalistin, hatta Batı tipi bir muhafazakârın, günlük
hayat çizgisi arasında sapmalardan daha çok örtüşmeleri
görmek mümkün.
Çağdaş insan için iki yol var: Tek tip kıyafet gibi
düşüncede alabildiğine bir yeknesaklık hâkimiyeti ve
siyasette olduğu kadar, kültürde de farklılığın ve
etkinliğin miktarını kendisi ayarlayan böylesi renksiz,
cansız ve monoton bir dünya düzenine tabi olmak veya
olmamak... Olmazsanız; dışlanacak, ötekileneceksiniz.
Olursanız; sıradanlaşacaksınız: Tükettiğiniz kadar ve
tükettiğinizin kalitesinde muamele göreceksiniz. Burada
sizin ne düşündüğünüze değil, ne tükettiğinize ve ne kadar
tükettiğinize bakılarak karara varılır: Ya onlardan yana, ya
da değilsiniz...
Düşünen insan için üçüncü bir yol daha var: Öze dönmek;
kendisi gibi olmak... Bu oluş, ne çöle kaçarak, ne de dağa
çıkarak olur. Hayatın içinde bir hayat, düzenin içinde bir
düzen ve dünyanın içinde bir dünya yaratmak için; toplumun
içinde bir fert inşasına başlamakla olur. Suya bir taş,
ardından bir taş, bir taş daha atar gibi, kalabalıkların
içine bir insan, ardından bir insan ve bir insan daha
atmak... Ve suya düşen taşların daireleri birbiriyle
kesişerek kıyıya kadar yüzeyi kaplaması gibi, kalabalıkların
içinde inşası tamamlanmış fertlerin meydana getireceği
dalgaların en ücra köşelerine, en kıyı şeritlerine ulaşması
gibi dünyanın...
Dünyanın gidişatından, insanlığın mevcut durumundan
şikâyetçi ve geleceğimizden endişeliyiz. Bu nahoş tablo, aç,
sefil ve geri kalmış ülkeler için geçerli olduğu kadar, tok,
müreffeh ve kalkınmışların dünyası için de geçerlidir.
Manevî boşluğun doğurduğu huzursuzluk ve mevcutu kaybetme
korkusu, sanayi toplumlarındaki nahoş tabloyu daha çok
karartan amillerin başında gelir. Bir Batı dünyasının
toplumlarına bir de onları yakalamak üzere olan kendimize
baktığımızda; değerlerin erozyonu ve sosyal hayatın
insanîlikten giderek uzaklaşması noktasındaki açının giderek
daraldığını görürüz. Başka bir ifadeyle; farklı kültürel
kodlara sahip olmamıza rağmen, birbirimizle benzeşmeye, daha
doğrusu bizim onlara benzemeye başladığımız ortaya çıkar.
Hamburglu Fischer Ailesi kadar, İstanbullu Ekinci Ailesi de,
genç kızını veya oğlunu büyük şehrin sokaklarına
salıverirken, muhtemel tehlikelere karşı evladını uyarır,
ikaz eder ve endişelenir. Özellikle dış etkenlere karşı
donanımı tamamlanmamış veya altyapısı zayıf insanları, evden
dışarıya adım attıkları andan itibaren birçok tehlikeler,
tuzaklar ve nahoş hadiseler beklemektedir. Her ikisi de,
geçim sıkıntıları olmamasına rağmen, mevcut gidişattan;
toplumun sürüklenmiş olduğu ortamdan rahatsız ve
endişelidirler. Alman Hans Fischer’in önünde pek fazla
seçeneği yoktur. Türk Hasan Ekinci ise, bu sefer Alman
akranından daha şanslıdır: O henüz daha kendi medeniyet
hazinelerini sonuna kadar kullanmış değil. O, toplum
inşasına, fertten başlayarak zemin hazırlayabilir, katkıda
bulunabilir.
Onun önünde tarihin akışını, insanlığın gidişatını
değiştiren; doğru istikamete yönlendiren, yaşanmış bir
tarihî miras var: Ali Şeriati; Hz. Peygamber’in 13 yıllık
Mekke dönemini, birey yetiştirme ve 10 yıllık Medine
dönemini ise, toplum kurma aşaması olarak değerlendirir.
Mekke döneminde bizatihi Hz. Peygamber tarafından inşa
edilmiş, ilk kuşak müslümanların önemli şahsiyetlerinden
birisi olan Ebuzer’i örnek olarak verirken şöyle diyor:
“Çeyrek yüzyıl zarfında insanı vahşilikten, medeniyet
yaratan insana, dünyada yeni bir tarih yazan, tarihin
akışını değiştiren, başlamış olan tarihsel cebri değiştiren
ve yeniden yapan insana dönüştüren bu ruh ne zaman ilk
şekline döner? Bu mektep ne zaman, yarı vahşi okuma, yazma
bilmez, sadece dünyadan değil kendi ülkesinden dahi habersiz
bedevi bir Arap olan Cündeb b. Cünade’den yine bir Ebuzer-i
Gifari çıkarır? O, günümüzde insanlığın saadet veren
hareketine ilham veren canlı bir çehredir, yoksun ve
yağmalanmış kitlelerin ümididir.(A. Şeriati, Biz ve İkbal,
s.35)”
Geride bıraktığımız yüzyılda ululaştırılmış krallar,
liderler, başkanlar uğruna veya onların kurduğu sistemler
adına insan, nesne olarak kullanıldı ve malzeme gibi
tüketildi. Kendimizin de içinden geçip geldiği ideolojik
hareketlerde gördük ki, insan ya kutsallaştırılan devlet, ya
lider, ya da parti için vardır. Ve yine acı tecrübelerimizle
sabittir ki, inşası tamamlanmamış insanlarla başlatılan her
siyasî, sosyal hareket, ideolojisinden bağımsız olarak,
kendi içinde çökmeğe mahkûmdur.
İslâm, yarı vahşi insanlara eğildi, onları eğitti ve onların
omuzlarında yükselen bir medeniyet kurdu. O medeniyetin
merkezinde sadece yaratan Allah’a kulluk eden insan vardı.
Sistemin adı “İslâmî”, toplum da müslüman olsa; şayet işin
özünde, ırkından ve dininden bağımsız olarak, insanîlik yok
ise, taşıdığı sıfatlar hiçbir manâ ifade etmez.
Şayet kendinizden sonra gelen nesilleri eğemez, bükemez,
yontamaz, yani şekillendiremezseniz, dışarısı; sosyal çevre,
sokak, onu şekillendirir ve ona, sizin tanıyamayacağınız bir
çehre kazandırır. Toplumu inşa etmeğe ve nihayetinde dünyaya
nizam vermeğe yeltenenler, bu işe önce en yakınlarındaki
fertten başlasınlar.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Bir
İnsan İnşa Etmek
İhanetlik
Bizdedir
İmam
Hüseyin
Soğuk
Savaşın Kültürel Boyutu (2):
Korku kültürü; korkutma metodu
Soğuk
Savaşın Kültürel Boyutu
Akültürasyon
Çığlık
Anti-Müslüman
İdeoloji (2):
Toplumun Ortak Temayülleri
Anti-Müslüman
İdeoloji
Eğrisine
Doğrusuna Sarrazi
Müslümanı
İslâmîleştirmek
İslâmcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (3):
‘Armani Milliyetçileri’ ve ‘Cardin Müslümanları’
İslamcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
İslâmcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
SAYFA
BASI
|