A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de



Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 20.00

"türkshow'da"




Batı’yı Okuyup Doğu’yu Anlamak
                                                                                                

 
    En anlamadığım, onun için de hiç üzerinde fikir yürütmediğim, zaman zaman sadece seyrettiğim veya dinlediğim konulardan birisi, futboldur. Bizim toplumumuzda sporun yanısıra siyasetin de en üst katmanlardan en aşağılara kadar giderek artan bir seviyede (hattızatında seviyesizlikte) konuşulduğu, tartışıldığı ve envai türden reçeteler sunulduğunu biliyoruz. Spor deyince bizim bundan neredeyse sadece futbolu anladığımızı, tv kanallarında, gazete sayfalarında ve günlük dedikodu malzememizdeki orantısını diğer spor dallarıyla kıyasladağımızda ortaya çıkar. Futbolu hem sosyolojik hem iktisadî bakımdan toplumları yönlendirmede en etkili tüketim malzemesi olarak planlayanların emelleri doğrultusunda Türk Halkı’nın (maalesef) Batılı toplumlardan biraz daha fazla mesafe aldığını itiraf etmeliyiz.

Fikri bulanık, kafası karşık aydınalar

İlk kuşak Batılılaşma hareketinin temsilcileri, Fransızca’yla işe koyuldukları için edebiyatımıza ve günlük konuşmalarımıza bolca Fransızca kelimeler soktular. “Çok mersi”li alafranga hayatımız böyle başladı.  Teknolojinin o zamanki ilk ürünlerinden “otomobil”le ilgili birçok isimden tutun da, ilmî-siyasî kavramlar Fransızca aslından olduğu gibi alındı ve bu yanlışa, İngilizce’nin  öne geçmesiyle bu sefer İngilizce’den olduğu gibi aktarılarak düşünce ve edebî hayatımızda Türkçe’ymiş gibi kullanılmaya devam edildi.  Futbol yani ayaktopuyla birlikte dilimize giren, telafûzda bile bazen zorlandığımız yabancı sözcükler gibi, bugün siyasete ve millî-manevî kültür değerlerimizin içiçe girdiği düşünce hayatımıza da sokulan yabancı kelimeler, kavramlar enflasyonu yaşıyoruz.

Düşün yaşamlarında bekraundu olmayanların paradigma değişimine gitmeleri kadar paradoksal ve absürd birşey olamaz.!?.... Bundan birşey anladınız mı?... Kendim kurduğum bu cümleden ben de birşey anlamadım. Bizim sözde elitimiz yazarken ve konuşurken işte böyle saçmalıyor... Arabanın kaportası, bujisi gibi, futbolun ofsaytı, korneri, frikiki gibi, düşünce hayatımıza da giren kavramların, sözcüklerin bazılarının biz de karşılığı olmadığı halde yazılı ve sözlü dilimizde onlara zoraki  bir anlam kazandırılmıştır. Bazen de, Batı dillerinde hangi manâya geliyorsa bizde de aynı manâ verilmeye çalışılmış ama .... Bunun ama’sını izah etmek için yine birkaç sayfalık özel bir izahata ihtiyaç var. Paragrafın başına aldığımız cümle ne kadar Türkçe ise, bu ve benzeri türden yazan, konuşan ve düşünenler de o kadar bizi anlıyor ve anlatabiliyorlar, biz de onları ancak o kadar anlayabiliyoruz.

Kendimizi Batı’da aramak

Ülkemiz yine sancılı günler yaşıyor. Demokrasi, anayasa, laiklik, muhafazakârlık, başötüsü, parlemanto veya kışla gibi sözcüklerin sıradan Türkiye insanına bile nelerin çağrışımını yaptırdığını anlamak pek de zor olmasa gerek... Demek istediğim; her tozlu dumanlı günlerde olduğu gibi bugünlerde de ülke yönetiminde son sözün kimde olduğu şiddetlice tartışılırken, tartışmaktan galiba sadece tartışanların zevk aldığı, halkın ise duymaktan bizar olduğu ve özellikle aydınımızın kullandığı, birçoğunu da anlamadığı kavramlar üzerinden meselelerimize çözüm aranmaktadır. Çatışmanın özü, statükoyla değişimin ülke yönetiminde hâkimiyet kavgasıdır.  Ayrı saflarda yer alan elitimizin ortak özelliği ise, referans olarak Batı’yı göstermeleridir. Bir yanda ayrı medeniyet değerlerine sahip olduğumuzun altını çizmek, diğer yanda Batı’daki din olgusuna, tarihî sürec içinde dinin sosyal hayattaki konumuna göre bize çekidüzen vermeye kalkışmak kadar kendi içinde çelişkili başka ne olabilir…  Bizim hem laikliği bayraklaştıranlar hem de muhafazakârlar, yerine görede ziyade işlerine geldiği şekilde bazen Batı yanlısı, bazen Batı karşıtıdırlar. Halktaki kafa karışıklığının sebebi de, siyaset-bürokrat-aydın elitimizin sergilediği güven telkin etmeyen, kendinden emin olmayan bu zikzaklı tavrından kaynaklanmaktadır.   

Son yıllarda gençlik hareketi olmaktan çıkıp kitle hareketine dönüşen kendi içimizdeki değerler çatışması, ülkenin çağdaşlaşması yolunda verilen mücadelesidir. Lâkin, yine aynı tezgâhlardan geçen karşıt tarafların bir başka müştereği de, Batılı’yı okuyarak bizi tarif etmeleridir. Diyanet İşleri Başkan yardımcılarından birini tv kanallarının birisindeki tartışma proğramında seyrediyorum: Gazetecinin İslâm’a bakışı, yaklaşımı hatta İslâmiyet üzerine genel bilgisini ele veren sorgulama biçimi bana hiç yabancı gelmedi. Onyıllardan beri Batı Avrupa ülkelerindeki gazetecilerin de İslam’a bakışı, yaklaşımı bizimkiyle birebir örtüşüyordu. Diyanet’in temsilcisi de sözlerine (savunmasına) başlarken, Hıristiyanlık ve Musevilik gibi dinlerde de benzeri uygulamalardan misâller vererek kendini sağlama almak ihtiyacı hissediyordu. Diğer konularda da bundan farklı bir durum yok! Gazete köşelerinde, tv ekranlarında yorum yapan, görüş beyan edenler, önce Batı toplumlarındaki gelişmelere bakıyor, sonra bize dönüyor: Efendim Batı bir aydınlanma dönemi geçirdi diyerek başlıyor veya; Batı aydını kiliseye karşı amansız bir savaş verdi…. Bir başka aydınımız da, Batı’daki burjuva sınıfı henüz bizde oluşmadı diye söze başladığında, bundan çıkacak neticesizliği tahmin etmek zor olmasa gerek. Bütün bu ve benzeri, Batı’dan, Batılı gibi bir bakışla bizi kurtarma girişimleri, iki asırlık bedeli ağır tecrübelere rağmen, ne laikimizi ne de muhafazakârımızı tatmin etmemiştir.

Öğretmen ile imam

Prof. Şerif Mardin’in’in Cumhuriyet Türkiye’sini imam ve öğretmenin şahsında kıyaslaması, bu istikametteki mülâhazalara yeni açılımlar getirdi. Türk Halkı zamanla dünyaya açıldıkça öğretmenin temsil ettiği modernist/laik/Kemalist dünya görüşünün, zaman tünelinde takılıp kaldığını, değişen dünya ve ülke gerçekleriyle örtüşmeyen, değişime ve yeniliğe cesareti olmayan, halktan kopuk seçkinlerin temsil ettiği, kuru bir ideolojik hareket olduğuna karar verdi. Öğretmene kıyasla namüsait şartlarda yetişen imam yine de şanslıydı çünkü mektep-medresesiz günlerinde bile gelenekleri sayesinde kültürel varlığını koruyabilmiş taşralı halkın temsilcisiydi. İlim ve irfan yolunda her türlü fedakârlığa hazır bu halk aslında öğretmenine de, imamına da sahip çıkmıştı. Sadece, öğretmen merkezin, imam ise taşranın temsilcisi gibi algılandığından dolayı öğretmene biraz mesafeli, imama daha yakın durdu. Bu mesafenin yakınlık ve uzaklığı aslında dün olduğu gibidir. Bunun niye böyle olduğunu Batı aydını epey zamandan beridir açığa vurmasa da anladı. Zaten o günden sonradır ki medeniyetler çatışması sahnelenmeye başlandı. Bizimki de kafasını bizden yana çevirse, ah bir çevirse....    
 
 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Batı’yı Okuyup Doğu’yu Anlamak
Emin Marketin Yahyası
Çarpıtılan, Kirletilen Değerler
Ahlâk Kirlenmesi
Göç Sürecinde Kültürel Kimliğin Oluşumu
Türk Olmasın da....
İslâm’ı Avrupalılaştırmak ya da...
Seçkinler ve Halk
Hüseyinleşmek (3):
Haktan ve Halktan Yana Olmak

Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı

Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi Dinamitlemek
Treni Yine Kaçırdık
Görmemişin Oğlu
Aşk Medeniyeti
Türk Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl Bir Türkiye?
Bölünen Benim, Memleket Değil!
Yeni Bir Dönem Başlarken
Savunma Hattındaki Türkler
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Batı’yı Okuyup Doğu’yu Anlamak
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç