|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 20.00
"türkshow'da"
Ahlâk Kirlenmesi (2):
Çarpıtılan, Kirletilen Değerler
Bazı suçlar sadece kişiyle
sınırlı kalırken, bazıları bir beldeyi, bölgeyi veya ülkeyi
kapsayacak kadar tesirli olabilir. Bazı suçlar da vardır ki,
bazen bir medeniyeti, bazen de bütün insaniyeti kapsar;
ilgilendirir, sarsar...
İtalyan sanatçı bayan Pipa Bacca’nın ülkemizde tecavüze
uğradıktan sonra öldürülmesi olayını medyadan öğrenince, her
Türkiye vatandaşı gibi ben de, önce ülkem ve milletim adına,
sonra da, insanlık adına utandım ve üzüldüm. Bu iğrenç
hadiseden takriben iki hafta sonra dindar-muhafazakâr
kesimin 78 yaşındaki bir yazarının, 14 yaşındaki bir kız
çocuğuna “cinsî taciz”de bulunduğu haberini gazeteler,
internet siteleri ve tv kanallarından öğrenince, kafamın
döndüğünü, midemin bulandığını hissettim. İspatlanmış bir
suç henüz ortada yok ama, bu kadarını duymuş olmak bile
yetti.
Aynı günlerde Almanya ve birçok Avrupa televizyon kanalları
Avusturya’dan canlı bağlantılarla insanın kanını donduran
bir başka sapıklık olayını naklediyorlardı: 73 yaşındaki
Avusturyalı bir baba, 24 yıl boyunca eve hapsettiği kendi
kızına tecavüz etmiş ve bu ilişkiden yedi çocuk dünyaya
gelmiş.
Birinci olay; öncelikle topyekün bir ülkeyi sıkıntıya sokan,
utandıran bir çirkinlik iken, ikinci hadise; özellikle
ülkenin dindar kesimini üzen, utandıran bir çirkinliktir.
Üçüncü olay her ne kadar ülke ve millet olarak bizi
bağlamasa da, insan evladı olmamızdan kaynaklanan
özelliğimizden dolayı insanlık adına insanlığımızdan
utandıran, diğerleri gibi sadece bir ülke sınırları içinde
değil, bu sefer dünya çapında vicdanlarımızı sarsan iğrenç
mi iğrenç bir hadise... İnsan denilen bazı yaratıkların
işlediği böylesi suçlar bizleri işte bu derece sarsabiliyor.
Din ve milliyetinden bağımsız olarak tarihin her döneminde
ruh hastalarının, cinsi sapıkların sebebiyet verdikleri
çirkin ve iğrenç hadiseler olagelmiştir. Hatta ahlâkî
değerlerini yitiren bazı kavimlerin sırf bu yüzden Allah’ın
gazabına uğrayarak yok olduklarını da Kuran-ı Kerim’den
öğreniyoruz. Günümüzde insanoğlu madden zenginleştikçe mânen
fakirleşiyor. Bu durum özellikle ilerlemiş sanayi
toplumlarında daha da belirgin bir hâl alırken; sebepleri
üzerine sayısız inceleme ve araştırmalar yapıldığını gözardı
etmeden, herkesin bildiği İslâmî kritere göre, dünya ile
ahiret terazisinin dünyadan yana ağır basması, insan ve
toplum ahlâkının giderek bozulmasında asıl sebeptir. Bazen
müslüman din adamlarının ve “dindar”ların içinden, ama sıkça
hıristiyan din adamlarının arasından cinsi sapıkların
çıkması, bu ilahî gerçeği değiştiremez. Biz insanlar dünyaya
sarıldıkça dünyalıklarımızın bekçisi, nefislerimizin
mahkûmuyuz.
Bir insan hem hıristiyan hem müslüman olamayacağı gibi, hen
sosyalist hem kapitalist de olamaz! Birbirine taban tabana
zıt ideolojilerin bile mutlaka ortak yönlerinin olduğunu
gözardı etmiyoruz ama dinler gibi (dünyevî) ideolojilerin de
hayata dair, kendilerine özgü değer yargıları var. Sistem
olarak sosyalizm (komünizm) iflas ettikten sonra eski tüfek
komünistlerin, nostaljivarî sosyalistce düşünüp kapitalistce
yaşamalarını yadırgamıyoruz artık. Çünkü netice itibariyle
her ikisinin de özünde maddeci (materyalist) dünya görüşü
vardır. Petrol zengini Arapların ne derece müslüman
geçindiklerini ve Batılı en kapitaliste taş çıkartacak
seviyede nasıl yaşadıklarını da artık gazete okuyan, tv
seyreden herkes biliyor.
Son yıllarda Türkiye’nin sosyal yönüyle de kabuk
değiştirmesi neticesinde yeni bir “orta sınıf”dan
bahsedilmektedir. Toplumumuzdaki bu yeni oluşumun adına,
“muhafazakârlar” da denilmektedir, hatta “Türkiye
Muhafazkârlaşıyor mu” sorusunu yazılı ve sözlü medyada
herkes kendine göre cevaplamaktadır. Türkiye’nin bu yeni
sınıfı köylülükten şehirliliğe, fakirlikten zenginliğe doğru
geçiş yaparken, beraberinde birtakım menfî ve müsbet
tartışmalara da ortam hazırlamaktadır. Hadisenin bizim
konumuzu ilgilendiren kısmı; refah düzeyinde kayda değer
ilerleme görülen yeni muhafazakâr snıfta değerler
erozyonunun başgöstermesidir. Bir başka ifadeyle;
müslümanlıkla kapitalistliğin içiçe girmesi neticesinde
ortaya çıkan yoz kültür, ahlakî değerleri toz-duman içinde
bırakır. Galiba dillere pelesenk olmuş “ahlâkî kirlenme”
kavramı böylesi sosyo-kültürel tabloya verilen bir başka
addır.
-Meselâ; inancı gereği bir insan faizin haram olduğunu
biliyor ve bunu dillendiriyor olmasına rağmen ticarî
hayatında buna kılıf uyduruyor veya İslâmiyet’te israfın
haram olduğunu kabullenmesine mukabil kendi müsrifliğinde
beis görmüyorsa, orada (din zaviyesinden) bir ticarî ahlâk
kirlenmesi vardır.
-Meselâ; hem vatanseverliğinize toz kondurtmuyor, hem de
üzerinde tüyü bitmemiş yetimlerin de hakkı olan kamuya ait
mal ve kaynakları hakkınız olmadığı halde har vurup harman
savururken, bir kitabına uydurup çalıp çırparken, vicdanınız
sızlamıyor ve bunu en tabiî hakkınızmış gibi
hazmedebiliyorsanız, sizin yüzünüzden en ulvî mefhumların
bile kir tutmaya başlamasıyla birlikte toplumun ortak
değerleri zamanla değersizleşir.
-Mesela; Atatürkçülüğü rakı içip içmemeğe veya
kılık-kıyafete, yani “Gardrop Atatürkçülüğü”ne, müslümanlığı
da aynı türden bir “Gardrop Müslümanlığı”na, dış görüntü ve
göstermelik icraatlara indirgemişseniz, toplumun her
kesiminin istisnasız kabul ettiği Hacı Bektaş-i Veli düstûru
olan, “Eline, beline sadık ol”u koro halinde söylüyor ve
takım halinde ihlâl ediyorsanız, artık fert olmaktanm öte
toplum olarak tepeden tırnağa kir ve pislik içindesiniz.
Siyasette, ilimde ve daha nice sahalardaki kirlenmeleri
sıralamanın bir anlamı da yok, meselenin anlaşılmasından
dolayı gerek de yok...
Her milletin olduğu gibi bizim de var olan ahlâkî
değerlerimizin çarpıtılması, istismarı toplum hayatımızda
telafisi neredeyse mümkün olmayacak yaralar açmaktadır.
Maddeten zenginleşen toplumlarda görülen ahlâkî çöküntünün
bir benzerini kendi toplumumuzda da endişeyle gözlemliyoruz:
Biz merkezli bir hayat analayışından ben merkezli
(egosentrik) yaşama biçimini tercih eder olduk. Postmodern
Batı dünyası, “Vahşi Kapitalizm”in tüketim toplumu olmaktan
kendini kurtaramadığı gibi, birçok insani değerlerinin de
önce kirlenmesine daha sonra da çürümesine engel olamadı. Bu
mânada Batı’dan öğreneceğimiz ve mutlaka öğrenmemiz çok
şeyler var.
Bazı değerler vardır ki, toplumlar onların sayesinde ayakta
dururlar ve o değerlerin yerini ne para ne de teknolojik
aletler doldurabilir. Ahlâkî çöküntüyle maneviyat da çöker.
Maneviyatın çöküşü ise insanlığın çöküşüdür.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Çarpıtılan,
Kirletilen Değerler
Ahlâk
Kirlenmesi
Göç
Sürecinde Kültürel Kimliğin Oluşumu
Türk
Olmasın da....
İslâm’ı
Avrupalılaştırmak ya da...
Seçkinler
ve Halk
Hüseyinleşmek
(3):
Haktan ve Halktan Yana Olmak
Hüseyinleşmek
(2):
Hayatın İki Tezatı
Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi
Dinamitlemek
Treni
Yine Kaçırdık
Görmemişin
Oğlu
Aşk
Medeniyeti
Türk
Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl
Bir Türkiye?
Bölünen
Benim, Memleket Değil!
Yeni
Bir Dönem Başlarken
Savunma
Hattındaki Türkler
SAYFA
BASI
|