A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de




Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)

Bilindiği gibi Türk-İslâm tarihinde tasavvufun ve Ahmet Yesevi, Yunus, Mevlana, Hacı Betkaşi Veli, Hacı Bayram Veli, Ahi Evran gibi büyük mutasavvufların çok önemli bir yeri vardır. Bu kaynaklardan beslenen ve günümüze kadar varlığını devam ettiren tarikatları hemen hemen herkes bilir. Gerçi günümüzün tarikatlarında Mevlanalar, Yunuslar aramıyoruz ama bin yıllık bu birikimli geleneğin günümüz şartlarına uygun, hakkını veren ve bu çizgiyi hakkıyla temsil edebilenleri gözümüz arıyor. Tarikatlara yakınlığımız veya uzaklığımızdan bağımsız olarak, bazen bu evsafta tarikat ehline rastladığımızda; fikri, zikri ve ameliyle bütünleşmiş böylesi insanlara saygı ve muhabbetle yaklaşırız. Bazen de, iki günlük sığ (tarikat ve din) bilgisinden, her türlü dinî estetik ve insanî zerafet uzaklığından ve dışa yansımış kaba görüntüsünden dolayı, sonradan görme tarikatçılardan uzak durmak için özel bir gayret sarfederiz. İtirazımız, tarikate değil, tarikatçının böylesinedir...

Bizim İslâmofobiciler

Gerçi, “Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz”mış ama ne gözü namazda ve ne de kulağı ezanda olanların pür dikkat bakışları dindarların üzerinde: Ülkemizdeki siyasî/ideolojik gerilim artık eskisi gibi sağ-sol kutuplaşması değil, muhafzakâr-laik çatışması olarak tezahür etmektedir. Laikliği ideoloji olarak algılayan veya demode olmuş ideolojisinin yerine koyanların, hacının namazına, hocanın niyazına, genç kadının başörtüsüne müdahele etmesi ile dinî hassasiyetleri olanların müdahelesi, ak ile kara arasındaki fark gibidir. Çocukluğunda Kuran kurslarına gönderilmiş olmanın dışında camiye ayak basmamış, hayatı boyunca dindar insanlarla yakından tanışmamış ve İslâmiyet hakkındaki bilgisi ilkokul düzeyinde olan bir aydınımızla iyi konuşuyoruz ama anlaşamıyoruz. Asıl çatışmamız dinî konularda olur. Bu ne biçim müslümanlık diyerek eleştiriye başlar ve neticede onun için en iyi müslümanın, dinin hiçbir farzını ve sünnetini yerine getirmeyen müslüman olması kanaatinde olduğuna ben de kanaat getiriyorum ve ‘İslâmofobi’ye düçar olmuş yerli ve ulusalcı arkadaşımla bir daha da böylesi konuları konuşmamak üzere noktayı koyuyorum.

Bizim aydınımızın hobileri kadar fobileri de hep ithal malı olduğu için, millî İslâmofobicimize noktayı koyduğumuz yerden, bu sefer milletlerarası sahada İslâmofobiliğe karşı mucadeleyi başlatmak kaçınılmaz oluyor. Özellikle Avrupa’da yaşayanlar bilirler ki, sokaktaki müslüman göçmenin görüntüsü ve bir de Batı medyasına yansıtılma biçimi, müslüman aleyhtarlığına malzeme teşkil eder.

Dindarlığın alâmeti

Müslüman, Batı medeniyetine karşı çıkarsa “Gerici’, Batı dünyasıyla diyaloğa girerse “Ilımlı İslâmcı”, işgalcilere karşı ülkesini savunursa “Radikal İslâmcı”, iş-güç sahibi olursa “Makyevelist”, fakir olursa “Aç Müslüman”, kızını okutmazsa “Kadın Düşmanı”, başörtülü kız şayet okursa... ülkemizde olduğu gibi bir parça bez yüzünden bu sefer de başörtülünün üniversite kapısına dayanmasına dayanamazlar ve kıyametler kopar.

Türkiye’nin siyaseten sağcısı, solcusu ve siyaseten İslâmcısı, dindarı malzeme olarak kullanırlar. Bunun tamamiyle önüne geçmek mümkün değil ama siyasî cambazların eline yeterince malzemeyi veren de dindar geçinenlerdir. Bir daha altını çizerek acı bir itirafta bulunmak gerekirse; Batı kamuoyu nezdinde müslümanın menfî intiba bırakmasının en büyük müsebbibi yine (dindar) müslümanın ta kendisidir! Bunu söylerken, dünyayı sevk ve idare eden güçlerin asla düşmansız olamayacağını ve “Demir Perde”nin çökmesinden sonra komünizmin yerine İslâm’ı başdüşman ilân ettiklerini ve bilâhare bunun gereğini yapmak için kolları sıvadıklarını gözardı etmiyoruz.

“Meyve veren ağaca taş atan çok olur” gerçeğinden hareketle, müslüman üzerinden İslâmiyet’e saldırıyı bu çerçevede değerlendiriyoruz. Atılan taşlarla meyve düşürmekten çok bağcıyı taşlamak gayesi güdüldüğünü de, taşlayanların artniyetli hâllerinden anlıyoruz.

İşte böylesi bir ortamda, beni taşlayanlara ha bire malzeme veren dindarlığa itirazım var. Seninle aynı dine mensup olmaktan doğan bu itiraz hakkımı, istersen buna ikaz veya uyarı da diyebilirsin, gerektiğinde yakana yapışarak da kullanacağımı bilmelisin. Sana acıdığımdan ve bu dünyadaki müslümanların daha fazla töhmet ve zan altında bırakılmalarına gönlüm razı olmadığından meseleyi buradayken halletmek, Huzur-u İlâhî’ye taşımamak niyetindeyim.

Dindarlığın alâmeti nedir türünden bir soruya mutlaka çok değişik cevaplar verilebilir. Aynı şekilde dindarlığın tarifi için de onlarca tanımlama yapılabilir. Yapılabilecek birçok tarifin yanısıra biz de dindarı şöyle tarif edebiliriz: Dini vecibelerini yerine getirene veya getirebilmek için samimiyetle gayret sarfedene dindar denir. Her müslüman dindar değildir ama dindarın yaşadığı hayat, yaşanan müslümanlığın aynasıdır.. Nitekim günümüzde Türkiye Müslümanlığı bahse konu olduğunda, dindar kesimin yaşadığı veya yaşattığı müslümanlık anlaşılır. Batı Avrupa Müslümanlığı denilince, sözkousu ülkelerdeki göçmen müslümanların yaşattığı müslümanlık akla gelir. Müslümanın şahsında İslâmiyet hakkında düşülen not, artık günlük hayatın içindendir. Kimse kitaplardaki İslâm’a bakmaz. Herkes dindarın yaşattığı İslâm’ı ölçü olarak alır.

Görüntüde dindarlık

Henüz daha bu konuyu yazmaya devam ederken, kısa bir ara için dışarı çıktım. Yürüdüğüm kaldırımda genç bir çiftin yaklaştığını gördüm. Kıyafetlerinden Arap kökenli müslüman oldukları belliydi. Genç kadın başından topuklarına kadar kapalıydı. Elindeki çantası dikkatimi çekti. O güzelim deri çantayı elinde sallayarak yürümesi bana, mahalle bakkalından çıkan çocukların ellerindeki naylon poşetleri sallayarak yürümelerini hatırlattı. Aslında ince uzun boylu olan genç adam, buruşuk ve ayağındaki beyaz çorapları yürüdükçe görünecek kadar kısa pantolonu, seyrek ve kıvırcık sakalıyla genel görüntüsü, iticiydi! Almanya’nın herhangi bir şehrinin kaldırımlarında yürüyen bunlar, kenardan bakanlar için tipik “Dindar Müslüman”lardı. 

Bir zamanların filinta gibi, kaytan bıyıklı Anadolu delikanlılarını aradan onyıllar geçtikten sonra Almanya sokaklarında başlarında yünörgü desenli takkeleri, dizleri torbalanmış ütüsüz pantolonlarıyla aksakallı bedbinleri gördükçe, zerafet sahibi Osmanlı’nın torunlarına bakın, diyesi geliyor insanın içinden. Yanındaki hanımı o kadar gelişigüzel, hertürlü estetikten ve göz zevkinden uzak bir tesettüre girmiş ki, sana bunu layık görenlerin elleri kırılsın, diye beddua etmek geliyor içinizden. Allah’tan imdadınıza oradan geçmekte olan bir başka tesettürlü yetişiyor: O kadar uyumlu ve zarif bir görüntüsü var ki, yanından geçen Avrupalı kadınlar bile imrenerek bakıyor ve sanki; kadına bu iç ve dış güzelliğini kazandıran dinden olmak isteriz, der gibi oluyorlar.

Müslümanın yaşadığı şehirlerin kaldırımları, kültürümüzdeki hanımefendiliği ve beyefendiliği en çok hak eden, o sıfata layık dindarlarımıza hasret...

Yanlış dindarlık

Ev ve cami gibi kapalı mekânlarda yapılan ibadetiniz sizi ilgilendirir. Dışarıdaki her adımınız, sözünüz, oturuş, duruş biçiminiz, hatta yemek yeme usûlünüz ise beni yakından ilgilendirir. Madem İslâm sevgi ve barış dinidir; o hâlde özellikle dindar müslüman, sevdirmeli ve sevimli olmalıdır. Şayet bilerek ve bilmeyerek, sakallı olmak gibi, başörtü bağlamak gibi bazı görüntüleriniz etrafta dinî simge olarak algılanıyorsa; otobüste, parkta ve çay bahçesindeki her davranış biçiminiz; çevreyle olan insanî münasebetleriniz, tabiata (çevre kirliliğine) karşı ilgi dereceniz, sadece sağınız ve solunuzdaki melekler tarafından kayıt altına alınmakla kalmıyor; şu fani dünyanın insanları da sizin her hareketinizi gözetliyor ve hafızasında biryerlere not ediyor. Çünkü siz hem görüntünüz, hem de söyleminizle; “Ben dindar bir müslümanım” diyor veya öylesi bir intiba uyandırıyorsanız, artık bundan sonra siz sıradan bir müslüman olmaktan çıkarılarak, “Yaşayan İslâm” statüsünde değerlendirilirsiniz.

Bizim kültür coğrafyamızda; “Yanlış hesap Bağdat’tan geri döner” ve yanlış dindarlık da bumerang gibi döner gelir “dindar”ın kendisine çarpar. Bu çarpmaya ilahi bir ceza da diyebilirsiniz, hesap-kitapsız, belki de desteksiz atıştan mütevellit bir çarpma da... Bu millet kadar bu ümmet de tarih boyunca hep yanlış dindarlar yüzünden binbir musibetlere maruz kaldı lâkin ne musibetten ne de nasihattan ibret almadı. Çünkü onun yakasını silkeleyen olmadı. Allah’ın bize havale ettiğini biz de; seni Allah’a havale ediyorum, deyip işin içinden sıyrıldığımızı zannettik.

Haddini bilmeyen bir dindarlık, dini ve dindarı sevimsizleştirir, cehaleti, hurafeyi körükler, ilmi ve alimi önemsemez. Her konuşmasının başında, bu din “Oku!” emriyle başlamıştır diyenlerin bütün hayatları boyunca kaç kitap okuduklarını bilmek benim de hakkım...

Dindarlar birbirine ayna olsaydı, din adına bu kadar suistimaller, yanlışlıklar, cehaletlikler olmazdı. Cansıza ruh vermek Allah’a mahsustur fakat biz bir zamanlar taşlara ruh güzelliğimizi nakşetmedik mi?... Şu dindar müsveddesine bak; sanki yontulmamış bir taş! Ben de okur-yazarım... Bana kitaptan değil, kendinden oku! Günde kırk kere “Siratil Müstakim” diyormuşsun ya, şimdi de bir kere “Siratil Müstakim”de olduğunu görelim!



 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî Kodlarımız
“Globallaşmanın Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler (3)
Modernizmle Gelen Devrimler (2)
Modernizmle Gelen Devrimler
Derdimiz de var dermanımız da...
“Allahsız Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye sadece Türklerin değil”
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Dinine Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç