·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


DAYAN TÜRKİYE, DAYANABİLİRSEN!

Günlerden beri belki de dünyanın en önemli gündem maddesi Türkiye idi. Türkiye ve Türkler lehinde ve alehinde yazan-çizen ve konuşanları okuduk, seyrettik ve dinledik. Aslına bakarsanız, konuya az-çok vakıf olanlar için bilinenlerin ötesinde yeni bir şey yoktu. AB, biraz zorlanarak da olsa, Türkiye’ye müzakere tarihi verecekti ve nitekim tahminler doğru çıktı. Önceki yazılarımızın birinde yine bu konuyla ilgili, “Türkiye’ye (müzakerelerin başlaması için) tarih verilse de verilmese de bu durum, Türkiye için tarihi bir dönüm noktası olacaktır.” demiştik. 17 Aralık 2004’ten itibaren Türkiye’de bu süreç başlamıştır.

Osmanlı’nın çöküşünden çok öncelere dayanan Batı’ya yöneliş, zaman içinde seçeneği olmayan, tek istikametli bir yol gibi kabul gördü. Muhaliflerin bazen fazla derinliği olmayan karşı iddialar ve sebepler yüzünden, bazen de lojistik destek göremedikleri için, varlıkları etkileyici seviyede olamadı. Türkiye’de (kanaatimce) AB’ye girmek arzusunu taşıyan iki grup vardır: 1.Grup: Öteden beri “Avrupalılaşma” rüyasıyla yatıp kalkanlar. 2.Grup: Diğerleri kadar çok hevesli ve istekli olmamalarına rağmen, Kemalizm’i yeni bir din gibi algılayan, gerektiğinde bunun arkasına sığınan teknokrat/bürokrat/asker ve aydınların oluşturduğu engelleri, iç dinamikleri aşmak/kırmak için tek çıkar yolun AB’ye üyelikten geçtiğine inanlardan oluşmaktadır. AKP’nin oluşturduğu hükümetin ve dolayısıyla Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan’ın takip ettiği stratijiyi de 2.Grup’un içerisinde değerlendiriyorum.

AB sürecindeki son gelişmelerde bir kez daha gördük ki, Türkiye sıradan bir ülke değil. Türkiye, tarihi geçmişinden gelen ağır ve ağırlığı olan bir İslam ülkesidir. Türkiye, medeniyet değerlerinden oluşan dinamikleri üzerinde durabildiği taktirde, dünyanın dengesini (yerine göre) hem bozabilecek, hem de ayarlayabilecek ağırlıktadır. Bu gelişmeyi sadece Batı büyük bir dikkatle takip ve tahlil etmeyecek, aynı zamanda İslâm alemi de AB-Türkiye yakınlaşmasını dikkat/tedirginlik ve bazen de ümitle takip edecektir. Bu tarihi yakınlaşmanın nasıl sonuçlar doğuracağını; ne getirip ne götüreceğini şimdiden kestirmek mümkün değildir.

Tam üyelik için iyimser tahminler; 10 yıl, derken, dikkatli tahminler; 15 yıl, diyor. Önümüzdeki zaman içerisinde bu konuyla ilgili görüş ve düşünceler zaman baskısı altında kalmadan, daha da berraklaşacaktır. Kıbrıs, Ekümenlik, Azınlık Hakları gibi konularda daha ne kadar taviz verilecek, dayatmalar karşısında nereye kadar “anlaşma” sağlanacak, zamanla göreceğiz. Şimdilik, Türkiye AB’nin kontrolu altında bir manzara sergiliyor. Bu, kontrol altına girme süreci, Türkiye’nin kendi engellerini aşarak, kendine güven gelmesinden ve biraz düzlüğe çıkmasından sonra azalır mı, yoksa gittikçe AB tiryakisi mi olur, onu da ancak ilerleyen zaman zarfında ve gelişmelerin ışığında değerlendirmek mümkün olacaktır.

Samimi olarak itiraf etmem gerekirse; bu işin fazla heyecanını duyanlardan değilim. Memleketim ve milletim için hayırlı olmasını temenni ederken, bir taraftan AB’nin baskıları neticesinde ülkemde iyi şeylerin olduğunu gördükçe seviniyor, diğer taraftan Batı’nın bilhassa Türkiye’ye karşı iki yüzlü, sözüne fazla güvenilmez ve bize karşı peşinhükümlü olduklarını bildiğim, gördüğüm için endişelerim ve çekincelerim var. AB’nin motoru durumunda olan ülkelerden Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın kaypak tutumu hafızamda yer ederken, diğer bir ülke olan Almanya’nın 2006’da yapılacak genel seçimlerinde kazanma ihtimali kuvvetli olan Hıristiyan Demokratlar Birliği (CDU/CSU) iktidar olursa şimdi söylediklerine sadık kalarak Türkiye’nin AB Üyeliği’ni askıya alırlar mı, sorusu da kafamı kurcalayan bir başka konu.

Netice olarak; herşey elde edilmiş veya kaybedilmiş değil. Bazı yorumculara göre Türkiye-AB yakınlaşması; “11 Eylül 2001” hadisesi ve “Medeniyetler Çatışması” tezinin neticesidir. En azından, bu gelişmenin insanlığa barış ve huzur getirmesini temenni ediyoruz
.


YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Dayan Türkiye, dayanabirsen!
Ayten Kılıçarslan
Hollanda’da pişti, üzerimize düştü
Muhsin Ceylan
Kin vaizleri /Hassprediger
Fikret Ekin
İman'ı Vurdular
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Mustafa Can
Irak’takiler Ağlarsa Sen Ne yaparsın...
Yılmaz Kuzucu
Aşk gibi okumak
M. Ali Aladağ
Bomba yağar başıma
Orhan Aras
Susmak mı 
bağırmak mı?
Şensel Aşkın
Avrupa Birliğinin Derin Eleştirisi
Üzeyir Lokman  Çaycı
Dar Kapı
Hidayet Kayaalp
İletişim kanalları ve farklı davranışlar
Betül Parlar
Medeniyet insanların lisanında saklıdır
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sebahattin Çelebi
Adını bilmeyen şehirler…
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Serdar Çelebi
Mostar köprüsü açıldı
Ali Kılıçarslan
Utandıran Pano
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Ozan Yusuf Polatoğlu
Seçim Şakası
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bili