|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
Divan Sohbetleri
Her Perşembe
-Canlı Yayın-
Saat: 22.00
"türkshow'da"
Düşünmeğe Zaman Yoksa...
Türkiye seçim havasına doludizgin girerken, ortaya çıkan
siyasi manzara, siyasetin ağır toplarının, kayalarının nasıl
da saman çöpü gibi yüzüp gittiğini, esen rüzgarda savrulup
kaybolduğunu, sabun köpüğü gibi akıntıya kapılıp giderken,
nasıl da söndüğünü tekrar gözler önüne serdi. Siyasi hayatı
boyunca rakip partinin dünya görüşüne zıt bir düşüncenin
temsilciliğini yapanların nasıl da birden bire saf
değiştirdiklerini hayretler içinde seyrettik. Bu, siyasette
şahsiyetsizliğin, samimiyetsizliğin ve onlardan daha beteri,
seçmene başlıklar halinde sundukları kurtuluş reçetelerine
kendilerinin de inanmayışıdır. Laboratuarı olmayanın reçete
yazması ancak bizim siyasetçimize mahsus bir özellikdir ki,
neticesi de zaten ortadadır.
AB ile tam üyelik seviyesinde buluşmayı, “Medeniyetler
Buluşması” olarak görenler kadar, bu projeye karşı olanlar
da, kendi medeniyet projelerinin adını, hangi değrler
üzerine inşa edildiğini ve (şayet varsa) kırmızı çizgilerini
ortaya koymalıdırlar.
Bizim kadar
zengin ve görkemli bir tarihi olup da, geçmişine sırt
çeviren başka bir millet tanımıyorum.Bazen lügatımızda yeri
olmayan kavramlarla birbirimizi adlandırıyor, itham ediyor
ve birbirimize saldırıyoruz. Bazen de, lügatımızda belli
yeri, ağırlığı ve değeri olan kavramları öylesine ayaklar
altına alıyor, içini boşaltıyor ve değersiz hale getiriyoruz
ki....
“Sağcı”nın aniden “solcu” olması veya bunun tam tersi
durumları bazılarımız ülke adına bir yumuşama, barışma,
ilerleme gibi görebilirler. Ben bu işi, “Kırk Yıllık
Kani”nin birden bire “Yani” olmasına benzetiyorum.
Bazı istinalar hariç, sık sık parti değişen, eş (erkek ise
karı, kadın ise koca) değişen, bir de fikir değişenlere
biraz mesafeli durulmasından yanayım. Çünkü bu gibi
değişimler, gelişmeden ziyade istikrarsızlığın emareleridir.
Aynı şekilde, başdöndürücü bir hızla seçmenin parti
değiştirmesi ise, ükenin istikrarsızlığına çare arayışın
işaretidir. Hatırlanacağı gibi, bir önceki hükümet ortağı
DSP, MHP ve ANAP’ın 2002 seçimlerinde seçmen tarafından
cezalandırılarak %10’luk seçim barajının altında kalmaları
ve daha yeni kurulmuş olan AKP’nin ezici çoğunlukla iktidara
getirilmesi gibi ani gelişim ve değişimler, Türk seçmeninin
çare arayışındaki maharetini sergilemektedir.
Düşünce itibariyle statükocu siyaset ve devlet adamlarının
Türk Halkı’ndaki bu hareketliliği anlayabilmeleri için,
içinde beyin olan başlarını iki elleri arasına alıp
düşünmelidirler. Fikir üretebilmek için düşünebilmek,
düşünebilmek için de düşünmeğe zamanı olmak, zaman ayırmak
gerekir. Aksi durumda, eloğlu başınıza öyle çoraplar örer
ki, zamanınızı bu sırrı çözmek için geçirirsiniz.
Bugünlerde Atlantik ötesi kaynaklı yeni felaket senaryoları
yine ülke gündemini kara bulutlar gibi kapladı. Sadece
ülkegündemi değil, bununla birlikte beyinlerimizi de...
Korku ve endişe içinde yine millet olarak teyakkuz
halindeyiz: Acaba yine ne zaman ve nerede, nasıl bir olay
patlak verecek?...Daha yenice tenefüs etmeğe başladığımız
siyasi ve iktisadi istikrarımıza, biraz huzur gelen sosyal
hayatımıza nerede ve nasıl bir dinamit konulacak ve tesir
derecesi ne kadar olacak?. Sorular, sorular ve cevabını tam
veremediğimiz sorular...Bir millet hem içerde, hem dışarda
kavgalı olursa, ne içe dönük ve ne de dışa dönük
mücadelesinde başarılı olur. İçimizdeki ihtilafımızın, bazen
kanlı eylemlere dönüşen kavgalarımızın müsebbibi olarak hep
“dış mihraklar” gösterilmekle, belki olaya sebep olanları
tesbit etmiş oluruz ama sebebi değil.
Sebebin tesbiti için araştırmak, çözümü için ise, düşünce
üretmek gerekir. Bu memleket kendine zaman ayırmak
mecburiyetindedir. Ama önce herkes taşı eteğinden dökmeli,
şapkasını çıkarıp önüne koymalıdır. Kendisiyle hesaplaşmak
ve kendisi veya kendisinden olanla kavgalı olmak,
birbirinden çok farklı şeylerdir. Şu anda Türkiye kendisiyle
kavgalı ama kendisiyle hesaplaşmaya cesaret edemiyor.
Bir millet kendine zaman ayırmazsa düşünemez, düşünce
üretemez. O halde bir milletin düşünmeye zaman ayırması,
hayati bir önem arz etmektedir. Bilgi çağında düşünce
üretemeyen, her konuda fikri olup da düşüncesi olmayan
insanlar topluluğu haline gelen bir Türk Milleti
manzarasıyla karşı karşıyayız. “Çağdaş Medeniyet”i hedef
olarak görenlerimiz gibi, kendi medeniyetiyle onu buluşturma
niyetinde olanlarımız ve onu bir sömürü medeniyeti olarak
görenlerimiz de, bu tavırlarını sebep ve sonuçlarıyla bir
proje olarak izah etmek mecburiyetindeler. Bu işin, hatta en
üst düzey taraflarınca slogan seviyesine indirgenerek
anlatılmasının izahı, ancak düşümmeği düşünememiş, çağdaş
Türkiye’nin hangi dinamikler üzerinde yükselebileceğini
henüz daha idrak edememişlerin düşüncesizlikleriyle
mümkündür.
Bir milletin kendisiyle hesaplaşabilmesi için önce diyalog
köprülerini kurabilmesi şarttır. Başka türlü, şimdiye kadar
olduğu gibi, herkes kendi kıyısından karşı tarafa ya laf, ya
da taş ulaştırmaya çalışır, lakin mesafa uzak olduğu için
atılan gül de olsa diken de, bir türlü yerine varmıyor ve ne
karşılıklı sevgimiz ve ne de husumetimiz bir türlü
berraklaşmıyor. Aramızdan akan bulanık dereler gibi
düşncelerimiz bulanık, kafalarımız karışık. Herkes
ihtimallerden hareketle karşısındakine tavır alıyor.
Diğerleriyle diyaloğa geçmek, onların görüşlerini benimsemek
demek değil, size göre icraatı ve düşüncesiyle sizden farklı
olanı, bu farklılığına rağmen (varlığını) kabullenmektir.
“Yunusların Mevlanaların Torunları” ne hikmetse bu işi bir
türlü kabullenemedi, kavrayamadı ve içine de sindiremedi.
Onların dedikleriyle uyguladıkları hep birbirine ters düştü.
Bir millet
tıpkı fert gibi kendisine zaman ayırarak iç muhasebeye
gitmesi halinde, doğrularının doğruluk derecesini,
eğrilerinin eğrilik derecesini, kutsallarının da
kutsallıklarını sorgulamak mecburiyetinde kalacaktır. Bu
süreci tamamlamadığı müddetce Türkiye sancılı günler çekmeğe
devam edecektir.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|