|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
DÜNYANIN
GÜNDEMİNDEKİ İSLAM VE MÜSLÜMANLAR
Dünya, iki kesimden ibarettir: a- İdare edenler, b-
İdare edienler. Dünyayı idare eden, yönlendiren,
kontrol altında tutan devletlerin elinde genel olarak
para ve yüksek teknoloji var. Sistemleri oturmuş, ilim
teşvik edilmiş, yaptıkları işin ehli
kadrolar yetiştirilmiş, dünyanın dört bir
yerinde diplomasi mücadelesi veren diplomomatları ülke
mefaatlerini bulundukları yerlerde hakkıyla temsil
etmişlerdir. Bu, idare eden ülkeler -bildiğiniz
gibi- Amerika Birleşik Devletleri ve Batı Avrupa`lı
devletlerdir. İdare edilenler ise bunların dışında
kalanlardır. Sadece şimdiki Rusya a- ile b-kesimi
arasında bocalayıp duruyor.
Yer küre ve onu çevreleyen gökyüzüne hâkim(!) olanların
gözünde -kendilerinin dışında- onlara benzemeğe
çalışanlar ve onlar gibi olmak istemiyenler vardı.
Benzemeğe çalışanları onlar da benzetmeğe
gayret gösterirken diğerlerini adam yerine bile koymadılar,
ciddiye almadılar.
Ve derken dünya bir 11 Eylül 2001 günü bir anda neye uğradığına
şaşırdı, şok oldu. Kimin yaptığı
belli olsa da kimin yaptırdığını,
neye hizmet ettiklerini henüz daha tam anlamış
olmamamıza rağmen dünyanın gündemine İslâm
ve buna bağlı olarak müslümanlar oturdu.
İslâm mı, müslüman mı?
İslâmiyet, Kuran-ı Kerim`de kendisini ifade ederken
Hz.Peygamber´in yaşantı tarzıyla da icraatını
göstermiştir. Alemlerin tek
yaratıcısı tek sahibi ve yaşadığımız
alemdeki canlıların en şereflisi olarak yarattığı
insanı aynı zamanda kendisinin halifesi olarak gören
Allah, Hz. Adem`den son Peygamber´e kadar elçileri vasıtasıyla
insanca bir hayatın yoluna gidilmesi mesajını
vermiştir.
Bu yol, basit kelimelerle: Cehalet değil, ilim, yalan değil,
dürstlük, kula kulluk değil, sadece Allah´a kulluk, sömürü
değil, adil paylaşım, döğüş değil,
barış ve huzur, kin ve nefret değil sevgi ve müsamaha,
küçük-büyük, kadın-erkek, siyah-beyaz, zengin-fakir
demeden insana "yaratılmışların en
şereflisi" muamelesinde kendini ifade ederken, her
yerde ve şeyde "güzel ahlâk" noktasında
da ilâhi mesaj özetlenebilir.
Semavi dinlerin vazifesi, madden ve manen bozulan insanlığa
yeniden kurtuluş yolu göstermektir. Kim, Hz. Musa(A.S)
veya Hz. İsa(A.S.) veyahutta Hz. Muhammet (A.S.) ´ın
huzurlu olan bir dünyaya huzursuzluk getirdi,
diyebilir? Ama biz insanların tarih boyunca kraldan beter
kralcı, Peygamberden beter peygamberciliğe özendiğimiz
bir gerçektir: Güya Hz. Musa adına musevilikte, Hz. İsa adına hıristiyanlıkta
ve son elçi Resul-u Ekrem adına islâmiyette bağnazlık,
adaletsizlik, katliamlar gibi insanlığın
yüz karası suçlar işlendiği ne yazıkki
bir realitedir. Milletlerin din anlayışı hep
farklı olmuştur.
Tarih boyunca aynı dine mensup milletlerin bile
birbirleriyle amansız savaşlar sürdürdüklerine
şahit oluyoruz. Hiristiyan Avrupa`lıların daha
düne kadar (2.Dünya Savaşı) olan savaşlarını
bildiğimiz gibi, iki müslüman ülke olan Osmanlı
ve İran(Sasani)`lılarında savaştıklarını,
hatta bundan birkaç sene önce yine İran ve Irak´ın
uzun zaman birbirlerine karşı savaştıkları
veya savaştırıldıklarını da
biliyoruz. Yine, Kuzey İrlanda´da Katolik ve
Protestanlar´ın savaşı hâlâ devam ediyor.
Halbuki
ne Hiristiyanlık´ta ve ne de İslâmiyet´te bu savaşlara
icazet verecek bir ilahi emir bulamazsınız.
Her kavim, yerine göre kabile, yerine göre de devlet reisi,
dini, kendi coğrafi, örfi ve milli şartlarına
göre yorumlamış, "kılıf"
uydurmuştur. Meselâ,
Ruslar´ın din anlayışıyla İtalyan´ların,
Fransız´ların anlayışıyla da
Amerikalı´ların arasında çok büyük farklılıklar
olduğu gibi Arap´ın din anlaşıyla Türk´ün
ve yine Türk´le de İranlı´nın arasında
farklılıklar vardır.
Fakat, Amerikalı; yerle bir olmuş Afganistan´ı
vurma hazırlığı arafesinde,
"Tanrı bizimle beraberdir" derken,
Talibanlar da aynı zihniyetten hareketle
"cihad" çağrıları yapıyor. Allah, yarattığı
kullarına zulüm etmiyeceğine göre, insanlığın
başına gelen felâketler ve çektiği zulümler
yine insanların kendisi tarafından yapıldığı
gerçeğini ortaya koyuyor.
Şu anda dünyanın meşgul olduğu mesele,
belli coğrafyalarda meydana gelen sıkıntılardan
kaynaklanan hadiselerdir.Bunu yerinde halletmesi gerekenler üzerlerine
düşeni yapmayınca mesele lokal olmaktan çıkıp
milletlerarası bir felaket olarak karşımıza
çıkıyor.
Siz de buna çanak tutmayın!
Sadece Almanya´da üç milyonun üzerinde İslâm dinine
mensup insan yaşamaktadır. Dünyanın belli coğrafyalarında
sadece milli menfaatleri üzerine siyaset yaparken söz konusu
olan bölge halklarının hayatiyetlerinin tehlikeye
girmesiyle baş gösteren gelişmeleri, burada yıllardır
bu ülkenin şimdiki seviyesine gelmesinde devletine sadık,
çalışkan bir Alman vatandaşı gibi üzerine
düşeni yerine getirmiş milyonlarca müslümanı
rencide edecek şekilde kamuoyuna yansıtılmasını
son derece hatalı buluyoruz. Biz, bu ülkede severek ve
isteyerek yaşıyoruz. Almanya´nın herhangi bir
konuda sıkıntıya girmesine, sosyal huzurun
bozulmasına gönlümüz razı olmaz çünkü, böyle
menfi gelişmelerin ilk kurbanları biz yabancı
muslümanlar oluruz.
Onyıllardır bu ülkede yaşayan yabancıların
muhakakki bu ülkeye uyum sağlamada birçok hataları,
eksikleri vardır. Buna sebep birçok faktör de vardır.Yetkili
ve etkili merciler yıllarca bu insanlara "misafir işçi"
gözüyle bakmasıydı, seçim malzemesi olarak
kullanmasaydı, bu ülkenin "amelelerine" biraz
daha yakınlık gösterseydi, durum şimdikinden
çok daha iyi olurdu.
Günaydın Almanya! Günaydın müslüman!
Uyum(entegrasyon) önce insanın kafasında temelini
atabilmelidir: Bu ülkedeki yabancılar ve hele müslüman
olanlar herşeyden önce yerliler tarafından kabul görmelidirler.
Yerli halktan bazı farklılıkları; kıyafette,
inançta, saç ve cilt renklerinin değişik oluşu,
aile yaşantıları gibi, gayet tabii karşılanmalıdır.
Burada doğup büyüyen, hatta Alman vatandaşılığına
geçmiş bir Türk kökenli insan esmerliğinden dolayı
sarışın ve mavi gözlü yerliye benzemediği
için
"yabancı" kalmaya mahkûm edilirse bunun
telafisi kime aittir? Almanca´ya çevrilmiş Kuran satışlarında
çok büyük bir artış varmış. Hatta "yok"satıyormuş. Acaba "cihad
nedir"den kaynaklanan bir merak mı yoksa gerçekten
şimdiye kadar ihmal edilenin telafisi mi? Hangi sebepten
olursa olsun, her iki taraf için gelişme müsbet ve ümit
vericidir.
Biz müslümanlar olarak, dünyamızda yaşayan
insanların çeşitli ırk, dil ve dinden olmalarını
Allah´ın bir hikmeti olarak görüyor, inanıyor ve
kabulleniyoruz. Allah, son elçisine bile başkalarına
zorla din kabul ettirme yetkisi vermemiştir. Bize, bu
mevcutları kabullenmekten başka yol gösterilmemiştir.
Müslüman, "elinden ve dilinden başkalarına
zarar vermeyen" insan olarak tarif edilmiştir. Siz,
Hz. Isa (A.S) sevgisi, biz, Hz. Muhammet(A.S) merhameti ile gönlümüzü
birbirimize açıp, elimizi de samimiyetle uzatalım
artık.
Yazarın
diğer
yazıları:
Medeniyetler
çatışması
veya tekerrür eden tarih
Dünyanın
gündemindeki İslam ve Müslümanlar
11
eylül ve sonrası
Gönlünüz
rahat mı?
Dibe
Vurmadan Düze Çıkmaz
Taşralılar
Bizimkiler
Mülakat
"KUTLU
DOĞUM" VE İNSANLIK
Dilimiz
- Dinimiz
Geleceğimiz--Teminatımız
Utanmak
"Kadına
Özel"
Odak
Noktamızdaki İnsan
Hasbihal
- 2
Toplumun
Aynası
Hasbihal
Okuyormusunuz?
|