|
DÜŞÜNMEĞE
ZAMAN VAR MI?
İnsan
düşünen/düşünebilen bir yaratıktır. Diğer
canlılardan bizi ayıran en belirgin özellik de
budur zaten. Kuran-ı Kerim'de Cenab-ı Allah, sık
sık düşünebilenlere, ilim ve akıl sahiplerine
göndermeler yapmaktadır
Dünyalık işler bizi öyle bir meşgul etmedir
ki, okumaya-düşünmeye ve kafamızda oluşan
sorulara cevap aramaya zamanımız kalmıyor(?).
Okumaya zamanı olmayanın düşünmeğe zamanı
olabilir mi? Düşünse bile, suallerine cevap bulabilir
mi? Zaman mefhumunun olmadığı bir İslam coğrafyasında
mı, yoksa zamanla yarış halinde olan bir Batı’da
mı zaman kıtlığı çekilebilir? En çok
çalışan, okuyan, araştıran, düşünce
ve düşünür üreten Batı’nın mı, yoksa
Şarklının
mı „okumaya, düşünmeye zamanım yok“ deme
hakkı var?
Az veya çok, her insan düşünüyor/düşünebiliyor.
Ama her insan "düşünür" değildir ve
olamaz da... İnsanlık
ise, "düşünür" seviyesinde olanların düşüncelerine
muhtaç! Meselesi ve mesuliyeti olan insan düşünür, düşünmek
mecburiyetindedir. Çünkü o insan, meseleleri(ni) hal yoluna
koymak noktasından hareketle, mesuliyet (sorumluluk)
sahibidir. Mesuliyet sahibi insanın kafasında
meselelerin cözümü ile ilgili beliren sorulara cevap verme,
cevap arama mecburiyeti hasıl olur. Yusuf Kaplan(Yeni
Şafak, 29.10.2003): "Suâlimiz yoksa, mesûliyetimiz
de yok; mesûliyetimiz yoksa, meselemiz de yok demektir. Veya
bir meselemiz varsa, mesûliyetimiz de var, mesûliyetimiz
varsa suâlimiz de var demektir.", şeklinde daha özlü
bir ifadeyle konuyu izah etmiştir.
Her insanın olduğu gibi toplumların da büyük
veya küçük meseleleri vardır. Meseleyi bertaraf edeyim
derken, bazen seçilen
yol/metot'un kendisi karşınıza mesele (problem)
olarak çıkar. İlim ve düşünceden yoksun
metotlar, bazen işin içinden çıkılmaz bir
hale dönüşür. Buna halk dilinde; başına belâ
almak, denir. A.B.D'nin Irak'ta yaptığı gibi.
Şiddeti meselenin çözümü için geçerli yol olarak seçen
iki saldırgan: Saddam ve Bush!
Birinin Irak, diğerinin Amerika Birleşik
Devletleri'nin başkanı olması neticeyi değiştirmiyor.
Veya diğerine haklılık kazandırmıyor.
İslam coğrafyasının işgali/kontrol
altına alınması, muhakkakki "Neokolonist"lerin
düşünce ürünüdür. Bu düşünce de, egemen güç
olan A.B.D’nin ürünüdür. A.B:Devletleri’nin değerler
manzumesinde Avrupa ile birleşerek, dünya egemenliğinden
kaynaklanan hakimiyetini, şark entellektüeline „evrensellik“
olarak dikte ettirildi. Halbuki, „evrensel“ olan sadece
İslam’dır. Dücane Cindioğlu İslamiyet
adına yola çıkanlar için (Yeni Şafak,3.11.03)
bunu; ‚egemen’ olanı ‚evrensel’ olanla karıştırdılar,
diye tarif ediyor. Ve devamla, „…dil-düşünce-varlık
üzerine kendileri düşünmek yerine egemen düşünce
yapılarını inançlarına adapte etmeyi bir
düşünme faaliyeti sandılar“.
Nitekim aynen öyle oldu: Düşünenlerimizi, düşünürlerimizi
üretemediğimiz için birileri bizim adımıza düşünmüş
ve kararı vermişti: Bize, bizimkilere düşen;
egemen düşünceyi kendi inanç dünyamıza oturtmaktı.
Senaryodaki rolü üstlenmekten başka zaten seçeneği
yoktu bizim düşünürlerimizin(!). Çünkü, kendilerine
has düşünceleri yok, düşüncelerini sahip
oldukları, miras aldıkları medeniyet değerleri
üzerine oturtmuş düşünürleri yoktu.
Düşünmek bilmekle alakalı bir hadisedir. Bilmek
de, okumak, okuyarak araştırmakla bağlantılı
bir gelişme. Bu süreç işlmeyince geriye, geri kalmış
bir toplum kalır. Geri kalmış bir toplumun da
üstlendiği her misyon „gericilik“ damgasını
yemekten kurtulamaz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|