|

Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 20.00
"türkshow'da"
Emin Marketin Yahyası
Mahmut Aşkar
Ben her sabah bir telâşayla trene yetişmek için
koştururken, sen de o günkü rızkı kazanmanın temennisiyle
tezgâhı hazırlıyordun. Ne sen bilmem kaç on yıl önceki
sendin, ne de ben... En azından senin kafandaki saçların
rengi, benimkinin de sayısı bizim geçen yüzyıldan kalma
olduğumuzu ele veriyordu zaten.
Köşede Emin Market, karşıda istasyon... Sen sabah açar akşam
kapatırdın. Ben sabah gider akşam gelirdim. Ben treni
kaçırırdım bazen. Zaten hayatım hep “tren kaçırmak”la
geçmişti. Ama sen alimallah müşteri kaçırmazdın.
‘Dünyaya kafa tuttuğumuz günler’den kalma bir özelliğimiz
vardı bizim: Gerçi ölen bizdik ve ağlayanımız da yoktu ama
memleketin nezle olmasına bile yüreğimiz parçalanırdı.
Sözkonusu vatan ise, gerisi gerçekten teferruattı! Bazı
günler, hani şu yalan dünyanın bitmeyen telâşası yüzünden
sana görünmemek için kaldırım değiştirdiğimde bile, “Abi
nereye?” diye karşıdan karşıya haykırdığın anlar vardı ya...
Keşke yine o köşedeki “Emin Market”in önüne dikelsen ve bir
ayak divanında yine memleket meselesini konuşmak üzere
kaldırımda yuvarlanıp giden bana haykırsan...
Bir sabah yine oradan geçerken bir de baktım caddenin orası,
tam da o köşe ölmüş! O köşede artık alışveriş de yok,
selâm-sabah da, muhabbet de... O köşe insanların gözgöze
geldiği, yüzyüze baktığı yerdi.
Kepenkleri inmişti Emin Market’in; dediler, kapandı!...
İnsanlar şimdi birbirine değmeden, birbirini görmeden,
duymadan geçiyorlardı oradan, ölü sessizliğiyle... Halbuki
Yahya?... Yahya’da Akdeniz sıcaklığı, Şark esnaflığı vardı.
Makinalaşan, robotlaşan toplumda Yahya insandı! Dökülen,
azalan, dağılan dostlardan, gençlik yıllarımızdan geriye
kalanlardandı Yahya. Yahya’yı sordum; gören yok, bilen
yok... Tekrar “Emin Market”in köşesine döndüm: Oradan geçen
her milliyetten ve dinden insanlara selâm veren, hal-hatır
soran yok, gülümseyen yoktu artık!...
“Emin Market” yalancı dünyamız kadar hakikattı: Dün vardı
bugün yok!
Emin Market, kâr ile zararın ikizkardeş olduğu, haram ile
helâlın teraziye vurulduğu yerdi: Bazen biraz kâr bazen
biraz zararla kapattığımız günler gibiydi Emin Market.
Yahya ise Hakk’ın tecellisiydi, insandı, o halde hakikattı!
Hakikatlar bazen görülmese, ulaşılmasa de hakikattır.
Hakikkatla yüzleşmek; geçici dünyada kalıcılığa
şartlanmışlar için dehşet verici bir karşılaşmadır. Yahya
için ben, benim için Yahya, ölmeden ölmeği hissetmek,
tadmaktır: Bir anda gördüğünü artık görememek, duyduğunu
duyamamak, dokunduğuna artık dokunamamak, ulaşamamaktır.
Emin Marketin Yahyası, “bugün var, yarın yok”la çerçevesi
çizilmiş hayatın sonu fakat hakikatın başlangıcıdır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Emin
Marketin Yahyası
Çarpıtılan,
Kirletilen Değerler
Ahlâk
Kirlenmesi
Göç
Sürecinde Kültürel Kimliğin Oluşumu
Türk
Olmasın da....
İslâm’ı
Avrupalılaştırmak ya da...
Seçkinler
ve Halk
Hüseyinleşmek
(3):
Haktan ve Halktan Yana Olmak
Hüseyinleşmek
(2):
Hayatın İki Tezatı
Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi
Dinamitlemek
Treni
Yine Kaçırdık
Görmemişin
Oğlu
Aşk
Medeniyeti
Türk
Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl
Bir Türkiye?
Bölünen
Benim, Memleket Değil!
Yeni
Bir Dönem Başlarken
Savunma
Hattındaki Türkler
SAYFA
BASI
|