·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


MÜSLÜMAN  ENTELEKTÜELİN  SAVAŞI

Bugünkü konumuzu bir önceki “Fikriyatta Yenilenme” başlıklı yazımızın devamı olarak kabul edebilirsiniz. Şimdiye kadar kaleme aldığım hiçbir yazı üzerinde bu kadar zorlanmadım. Günlerdir hem konuyla ilgili kaynaklara müracaat ediyor, hem de tabiri caizse kafa patlatıyorum. Hedefim, kendi düşündüklerimden ziyade, bu sahada söz sahibi olan düşünürlerin düşüncelerini ön plana çıkarmaktı. Fakat, geniş çaplı bir inceleme-araştırmanın özetini bile bir-iki daktilo sayfasına sığdırmak mümkün görünmüyor. Onun için, başlattığımız konunun günümüz dünyasında çok tartışılan ve bilhassa müslümanları yakînen âlâkadar eden özelliğinden dolayı, umduğumdan daha fazla bir yazı serisi noktasına doğru gidecek.

“Entelektüel”in dilimizde kelime olarak tam karşılığı yoktur. “Münevver” veya “aydın”ın daha bağımsızı, duyarlısı, desek yerinde olur. Tarihin her döneminde siyasi gücü elinde tutanların etrafında, siyasetin emrinde, onun icraatı paralelinde fikir beyan eden aydınlar olmuştur. Kimden ve nereden gelirse gelsin, siyasi-sosyal gelişmelere daime kritik gözle bakan entelektüeller ise, sadece bu tavırlarından dolayı, klasik aydın kalıbının dışında kalırlar. Biz burada, hadiselere kritik gözle bakan aydın tiplemesini “entelektüel” olarak değerlendireceğiz.

Bilgi-iletişim-postmodern çağın savaşları, önce gazete-kitap sayfalarından, televizyon-bilgisayar ekranlarından başlıyarak dalga dalga yayılarak insan beyninde müsbet veya menfi tepkisini buluyor. Osmanlı’nın son döneminde “Tanzimatçılar” (İslahatçılar) olarak başlayan ve “Jön Türkler”le devam eden aydın düzeyinde Batıcı akımların ardı arkası kesilmeden günümüze kadar devam ettiği herkesin malûmudur. Yine 1.Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı’nın yıkılmasıyla beraber genelde İslâm aleminde “Batı Hayranlığı” olarak başlayan fikir akımı karşısında, milli-islâmî veya sadece“milliyeçi” veyahutta “islamcı” etiketle yapılan çıkışlar, ya Batıcılık hareketi karşısında kimliğini koruyarak başarılı olamamış, ya da Batılı düşünce sistemleri içerisinde asimilasyon derecesinde entegre olarak, kontrol altına girmiştir.

Zamanla, sömürgeci/hegemonyacı güçler karşısında umduğunu bulamadığı için çıkış (kurtuluş) yolları arayan müslüman entelektüeli, içerde mevcut düzen ve gidişatın aydınlarına karşı, dışarda ise bütünüyle İslâm alemini kendi kültür değerlerinin kolonisi haline getirmek için “Medeniyetler Savaşı”nı başlatanlara karşı, iki cephede fikir savaşı beklemekteydi.

İçerdeki Savaş

Müslüman entellektüelin genel hatlarıyla hareket noktası; “Aslından saptırılmamış islamî iman, müslümanlara yeniden kendine güveni kazandıracaktır.”(1), veya “Müslümanın atması gereken en önemli ilk adım, tarihî İslâm ile kuralsal İslâm arasında kesin bir ayırım yapmaktır.” (2),  tesbiti doğrultusunda olmuştur. İslâm’a yeniden dönüş; önce içerdeki dindaş ve vatandaş aydının temsil ettiği düşünce yapısına karşı başladı. Dindaş aydına; “gelenekçi/devletçi din”e karşı, “Sünnet-Kuran çizgisinde din” mücadelesi verilirken, modernist/batıcı/sekülerist veya ateist olan vatandaş aydına karşı da diğer cephede savaş verilmektedir.

Emevi, Abbasi, Arap, Fars, Türk derken; töre ve kabile kurallarıyla fosilleşmiş bir din anlayışı karşısında müslüman entellektüel, adeta kalın beton duvarlarla kaplanmış sığınaktan gerçek İslam’ı, insanların istifadesine sunmak için, hürriyetine kavuşturmanın gayreti içerisindedir.
“Bugün, İslâm anlaşılmaz bir israr ve itina ile sadece bir inanç alanı olarak sınırlandırılmak isteniyor.....Bir İslâm vardır, bir de İslâm tarihi....Halbuki İslâm tarihi, İslâm’ın müdafaasına hasredilmiş bir inanç alanı. Orada “kırkıncı oda”lardan, “girilmez” levhalarından, “park etmek yasaktır” ikazlarından, “durmadan devam ediniz” tehditlerinden geçilmiyor.”(3)

“İslâm, değişik kültürlerle temas edip değişik çevrelerce yoruma uğratıldıkça Kuran’ın tevhit mesajı yozlaşmaya maruz kaldı ve Zatü Envat tutkusu, sadece ağacı-taşı türbeyi, duvarı değil, başta Hz. Peygamber olmak üzre birçok insanı da put haline getirdi. ........Maskeli şirk, ruhaniyet, ermişlik, “ulemay-ı fiham, mesyihi kiram hazaratına, sakal-ı şerîfe, türbe-i mübarekeye, mekabir-i evliyaya hürmet” adı altında tevhidin ölçülerini birbir yıkmakta, kitleleri sinsi bir putçuluğun kahrı altında inim inim inletmektedir. Bu saplantının en büyük zararı ise gerçek Allah adamlarının töhmet altında kalmaları olmaktadır.” (4)

Sadece gerçek Allah adamları mı? Bu alışılagelmemiş çıkışları yapanların kendileri de, dini kimseciklere kaptırma niyetinde olmayanlar, görüp-götürdüklerinin dışında birşey duymak istemeyenler tarafından “reformist, din tahripçisi” gibi suçlamalara maruz kalmaktadırlar.
Bilgi çağının düşünen, araştıran ve sorgulayan müslüman aydını, sahip olduğu bitmez-tükenmez ilahî kaynağa doğru yol alırken önündeki engeli şöyle tarif ediyordu: “Arap, İran ve Türk tecrübesinin kutsal bir gelenek formu içinde İslâm adına sunulması ve asıl Kur’ani vahyin bundan ayrı tutulması modern zamanlardaki İslami tebliğin önündeki en büyük engeldir.”(5)

Asırlardan beri Kuran’a duyulan “saygı”dan dolayı, O’nu astığı en yüksek yerden bir türlü hayatın içine indirmeyenlere karşı, tevhid dininin bayraktarlığını yapan İslâm entelektüeli büyük bir medeni cesaret ve fikriyatına güvenen bir edâyla yaraya neşteri indiriyor:
“Kitaba o kadar saygıyla yaklaşılmıştır ki, o, daima başlar üstünde tutulduğu sanılırken, aslında hayatın dışına itilmiştir. O’nu el altında bulundurmak yerine torba içinde muhafaza edip duvara asmak, O’nu hayatın dışına itmek değilse, nedir?........Kutsal, hayatın içinde olan bir olgudur, ona dokunabiliriz. Tabu ise, hayatın dıışına düşürülmüştür. ......Buna bakarak, öldürmek istedikleri değerleri kutsallık maskesi altında hayatın dışına itenlerin, bize karşı, ahlâkî bir katakulli içinde olduklarını iddia edebiliriz.” (6)

Kuran-ı Kerim’i “ölüler kitabı” olarak kabristanlıklardan ve asılı olduğu duvarlardan hayatın içine çekmek için ve Batı kaynaklı ideolojilerin, seküler sistemlerin karşısında kâinatı kucaklayıcı vizyonuyla, verilen mücadelenin tarihçesi pek uzun sayılmaz. Yazıldığı gibi de pek kolay olmamış, bu uğurda verilen fikrî mücadele devam etmektedir.
Not: Konumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

(1)     : Yusuf al Qaradawi (Ost-West Eurppaische Perspektiven 5 (2004) Heft 1, Dr. S. Dorpmüller)

(2):  Prof. Fazlur Rahman (İslam ve Çağdaşlık)

(3)  :Ahmet Turan Alkan (Kurşun Kalem Yazıları)

(4)   :  Prof. Y. N. Öztürk  (Kuran’ı Anlamaya Doğru)

(5)   :  Ali Bulaç (Din ve Modernizm)

(6)   :  Rasim Özdenören   (Yeni Şafak Gazetesi, 16.10.2003)


YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Müslüman Entellektüellin Savaşı
Sebahattin Çelebi
O yağmurlar
Şensel Aşkın
İçe Kapanış 1
Mustafa Can
Delilerle Arkadaşlık 1
Yılmaz Kuzucu
Herseye rağmen
Sizden Biri
Kan parası
Üzeyir Lokman  Çaycı
Yorgun değiliz biz türküler varken...
Dr. Nebil Bozdoğan
Burun estetiğinde modern yaklaşım
Şefik Kantar
Almanya’da Türk Adası
Hidayet Kayaalp
Ne yoksuluyuz biz?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
Fikret Ekin
Bir Konuşmaya Notlar..
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Muhsin Ceylan
Temennim, haksız çıkmak!
Ali Kılıçarslan
Doğru yazalım, doğru konuşalım!
Ozan Yusuf Polatoğlu
Seçim Şakası
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Ayten Kılıçarslan
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bili