|
Günaydın
Beyler! Gözünaydın Türkiye!
Not: Değerli Okuyucular,
güncel gelişmelerden dolayı bir önceki yazımızın devamını
bilahare yayınlayacağız.
Her şehidin arkasından, resmi
ağızların terennüm ettikleri, “Kanı Yerde Kalmayacaktır”ı
takip eden kitle tepkisi; “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez!”
şeklinde tezahür etmektedir. Türkiye’yi bize vatan olarak
miras bırakan aziz şehitlerimiz elbette ölümsüzdürler. Ama
asıl ölüp ölüp dirilirken onların kemiklerini sızlatan biz
sağlarız. Adeta şehit kanlarıyla yunmuş, dualarla
mukaddesleşmiş bu vatanı bölmeye çalışanlar da, içimizdeki
bizler değil miyiz?
O bizler ki, farklılıklarımızla bizi ve bizden olanı
sahiplenmemek ve öğrenmemek için seksen seneden beridir
kendimizi inkar derecesinde kendimizden kaçtık. Kendimizle
tanış olmaktan, yüzleşmekten korktuk. Çare bizde olmasına
rağmen, onu hep dışarılarda aradık. Bizden olanı beğenmedik,
hor gördük, aşağıladık ama elden geleni toy-bayramla öpüp
başımıza koyduk.
Batı’da Türkiyenin milli menfaatlerini ciddi manada
zedeleyecek her harekete karşılık koro halinde milletçe önce
ayaklandık, elçilikler önüne siyah çelenkler koyduk, boykot
çağrılarında bulunduk. Sonra...? Sonrası malumunuzdur!
Aradan birkaç gün geçtikten sonra herşey eski seyrinde devam
etti ve bugünlere geldik.
Cumhuriyet tarihinin başından beri Batı’nın Ermeni Soykırımı
Düzmecesi, Türkiye’deki azınlıklar adına Alevi ve Kürt
bölücülüğü, Ekümenlik dayatmaları, İslam’da Kadın Hakları,
Karikatür Krizi, Papa’nın Hz. Peygamber’in şahsında İslam’ı
yargılaması, Hollanda’da Türk kökenli milletvekili adayların
Ermeni Meselesi’nden dolayı partilerden ihraçları ve
Fransa’nın oynadığı son Ermeni kozu ve Almanya’daki Türk
azınlığın şahsında uygulama safhasına geçirilmek üzere olan
“Alman İslamı”... Çember gittikçe daraltılıyor.
Medeniyetler Çatışması’nı sahneleyenlerin hesaplarının ne
derece tuttuğunu tarihçiler yakında kayda geçmeye
başlayacaklardır. Irak ve Afganistan’da çamura saplanan
Süper Güc’ün güçsüzlüğünün yanısıra, AB kapısına dayanmasına
rağmen bir türlü dize getirlimeyen Türk’ün varlığı da, ayrı
bir hazımsızlık konusudur. Daraltılan çemberde sıkışan
Türkün yükselen sesi; meydan okumak gibi görünse de, aslında
can havliyle feryattır. Bu feryat, yıllar yılı kendisine
ihanetin feryadıdır! Türk olmaktan utanan, dine ise zaten
hayatından yer vermeyen etkili ve yetkililerimizin, millet
olarak bizi getirdikleri nokta; millet olarak karşı karşıya
olduğumuz mevcut durumdur.
Yazılı ve görüntülü medyamızda kaderimizi tayin etme
selahiyetini kendisinde görenleri seyrettikçe acı bir
tebessümle, “Günaydın Beyler!” demekten kendimi alamıyorum.
Bu filmi defalarca seyrettiğim için doğrusu bunlara
inanamıyor ve ciddiye de alamıyorum. Bu Paris sevdalıları,
geçmişte olduğu gibi, yine tükürdüklerini yalayarak, bizi
mahcup edecekler, korkuyorum!
Ermeni Ermeniliğini, Fransız Fransızlığını, Alman da
Almanlığını yapmaya devam edecektir. Bu, dün olduğu gibi
bugün ve yarın da değişmeyecektir. Bunu bilenler için
olağanüstü bir vaziyet sözkonusu değildir. Fakat bu millet
hırpalandıkca, milli gururuyla oynandıkca hafızasını yeniden
toparlayacaktır. Türk olmaktan utananlar millet gözünde
alçalmaya devam ederken, öz dinamikleri üzerinde şuurlu bir
yükselmenin bizler şahidi olacağız.
Bu mübarek Ramazan ayında, “....bazen sizin şer
bildiklerinizde hayır vardır” mealindeki ilahi tesbite
yürekten inanıyorum. Gözlerimizdeki perde kalkmaya
başladı, Gözünaydın Türkiyem!
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|