·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


HA MARAŞ HA NECEF

Kapalı toplumlar

Köy ilkokulunun her hafta sonu tatilinde yukarı mahallenin çocuklarıyla aşağı mahallenin çocukları ölesiye bir kavgaya tutuşurlardı. Kavga edecek bir durum ve sebep önceden olması gerekmiyordu. Gaye, döğüşmek ve karşı tarafı yenmek olunca, bahanesi de her zaman bulunuyordu. Ben de aşağı mahalleli olarak, yukarı mahalenin çocuklarına başka bir dünyadan gelen düşmanlar gibi bakardım. Büyüklerimiz bile, aynı köyün başka mahalle veya kabilelisine uzak durur, kız alıp vermede çok temkinli davranırlardı. Ve zamanla köyünden çıkıp şehre inenler, daha sonraları Türkiye’nin büyük metropollerine yerleşenler ve buralara kadar uzanan göç serüvenlerimiz, kapalı toplumdan, dünyaya açılan hareketli bir toplum haline gelmemize vesile oldu.

Bütün bunları anlatırken, Şark’ın karakteristik yapısını (insan özelliğini) vurgulamak içindi. Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinden sonra, emperyal güclerin, kavim kavim, kabile kabile hem ümmeti, hem de coğrafyasını bölmesine, aslında yukarıda dile getirmeğe çalıştığımız özelliğimiz ortam hazırlamış, yardımcı olmuştur. Bugün suni sınırların çizdiği devletlerin başında (bildiğiniz gibi) aşiret veya kabile devletleri mevcuttur. Gerek Arap aleminde, gerekse Afganistan’da aşiretcilik ruhu ön plana çıkmasaydı, şimdiki trajedi yaşanmayabilirdi.

Bu konuda Türkiye diğerlerinden daha ileride olmasına rağmen, onyıllardan beri memleketimizde etnik veya inanç kökenine dayalı kavgaların nelere mal olduğunu her vatandaşımız bilmektedir. Tek tesellimiz; bundan dolayı vatanın parçalanmamış olmasıdır. Yüzyıllar boyunca birçok milleti ve dini bünyesinde huzur içinde barındırabilmiş bir medeniyetin varislerinin buradan çıkaracağı çok dersler vardır.

Hadiseleri yorumlarken

Bir dilbere aşık olmak, herşeyden önce gönül işidir. Bazen, aşkı uğruna (sevdiğini öldürerek) cinayet işleyenlere şahit oluyoruz. Bu, vicdanen kabul görmez. “Vicdanım sızladı” sözü işte burada geçerlidir. Akıl ise, olaya daha gerçekçi bir açıdan bakar. Sözkonusu bölgenin insanı olarak, gelişmelerin bazen hissi, bazen vicdani ve bazen de akli değerlendirmesini birbirinden ayrı tutarak tepkimi, tavrımı ortaya koymaya çalışıyorum: Gönlüm; Şark insanın mutluluğundan yana, vicdanım; haksızlığa uğrayan, toprakları işgal edilenler için sızlarken, aklımı hissiyatımın tesirinden uzak tutarak, objektif olmaya çalışıyorum.

Taşların yerinden oynadığı İslâm aleminde insanlar yörüngesini kaybetmiştir. Can havliyle ortaya konan tepkiler, uzun vadeli çözümlerden uzak, çoğu zaman faydadan ziyade zarar vermektedir. Kamuoyu oluşturan güçler ve siyasi iktidarlar, hegemonyacı siyasetin doğrultusunda hadiselere yaklaşırken, bölge halkında fikren ve fiilen bir dağınıklığın devam ettiğini görmekteyiz. Irak işgalinin daha ilk günlerinde, “Irak, ABD için ikinci bir Vietnam olacak” diyenlerden birisi de bendenizdim. Bunu öngörmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Bölge insanı olmanız yeter. Özet olarak akıl; İslam dünyasındaki çalkantının, dünyayla barışa otururken, kendi değerleri üzerine caydırıcı güc olma özelliğini yakalayana kadar devam edecektir, diyor.

Necef veya Maraş

Bizim toprağın sıradan insanın da ince siyaseti vardır: Kavgalı iki tarafın büyükleri barışmak için biraraya geldiklerinde, önce kozlarını paylaşır veya ortaya korlar. Reislerden birisi, “aslında siz de haklısınız ve biz de sulhdan yanayız ama şu gençlere bazen ben de söz geçiremiyorum”diyerek, aba altından sopa göstermeyi ihmal etmez. Necef’teki genç imam El Sadr’ının başlattığı direnmeyi ve ardından Sistani’nin bu kozu kullanarak barış sağlamasını biraz bu siyasetle bağlantılı bir başarı olarak değerlendiriyorum.

Her millet için toprak kutsaldır. Ama bazı değerler vardır ki, onlar bir millettin/ümmetin ve hatta medeniyetin mihenk taşlarıdır. Necef’te Hz. Ali’nin türbesinin olması da, böyle bir önem taşımaktadır. Siyasetçimizin, medyanın ve aydınımızın genelinde Batı terimleriyle konuşmak alışkanlıktan öte, kendi hakikatlerimizden bihaber olduklarının habercisidir. Ne demek “Şiilerin kutsal şehri”, “Şiiler için önem arzeden Hz. Ali türbesi”?...  Diğer müslümanlar için Hz. Ali bir mana ifade etmiyor mu?..

“Radikal Şii Lider”le başlayan klişeye ne dersiniz? Topraklarını işgal edenleri, camileri bombalayan, namusunu kirletenleri çiçeklerle mi karşılamalıydılar? O zaman ılımlı mı olcaktı? Anadolu topraklarının düşman işgalinden kurtarılmasında destanlaşan Sütçü İmamlar da mı radikaldı? Amerika veya herhangi bir Batı ülkesine Irak’ın başına gelenler gelmiş olsaydı durum daha farklı olmazdı. Amerika’nın süper güc olması, bizim Almanya’da yaşamamız, bu gerçekleri dile getirmeye mani olmamalıdır. Hangi milletten ve dinden olursa olsun, vatanını savunan insanları alkışlamak da bir insanlık özelliğidir. Savunmasız insanları kaçırarak hünharca katledenleri de nefretle kınamak, biz müslümanların en tabii özelliğidir. Bu cinsden teröristleri İslam’ın dışında görmek, her akıllı müslümanın alması gereken tavırdır.

Türkiye’nin konumu

Biz, 1.Dünya Savaşı’ndan beri arkamızı doğuya, yüzümüzü Batı’ya çevirmişiz. Geçen bunca zamandan sonra, yetişen nesillerin büyük çoğunluğu bunun yanlış olduğunu gördüler. Zaten dünyada gelişen hadiseler de, kendini inkâr derecesinde batılılaşma gayreti gösterenleri haksız çıkardı. Kendisi ve bölgesindeki komşularıyla barışık olmayanların, dünyayla barışması da bir ütopyadan ibaret olur. Hadiselerden ders çıkaramasak da, olaylar bizi kendi gerçeklerimize doğru sürüklüyor. Tarihi konumu itibariyle Türkiye, hem kendi bölgesinde, hem de dünyada barış ve istikrar unsuru olmak mecburiyetindedir. Kendi değerlerini keşfedebilmiş, halkıyla barışık, özgüvenini tazelemiş, birkaç yüzyıldan beri Batı karşısında devam eden aşağılık psikolojisinden kurtulmuş bir Türkiye, Ortadoğu krizinin çözümünde kilit rol oynayabilir.

Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra, taşlar bir türlü yerine oturmuyor, sular durulmuyor. Gelişmiş Batılı ülkelerin can damarı olan petrol kaynakları Ortadoğu’da! Bundan daha önemlisi; dinlerle beraber, medeniyetlerin doğuş yeri de yine bu coğrafyadır. Bu coğrafyanın en önemli ülkesi (neresinden bakarsanız bakın, ister beğenin ister kabullenmeyin) Türkiye’dir. Türkiye’nin istikrarı, kendi dinamiklerine sahip çıkmasıyla mümkün ve Ortadoğu’nun, buna bağlı olarak da dünyanın istikrarı, bu manada, Türkiye’deki istikrarla oran
tılıdır. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Ha Maraş Ha Necef
Şensel Aşkın
Tehlikeli İlişkiler
Şefik Kantar
Bizi bekleyen Avrupa
M. Ali Aladağ
Gurbet düğünleri
Üzeyir Lokman  Çaycı
Sen ne biçim insansın?
Muhsin Ceylan
Erbakan ve partisine psikolog değerlendirmesi
Dr. Nebil Bozdoğan
Tırnak batması ile ilgili bilmemiz gerekenler
Sebahattin Çelebi
Adını bilmeyen şehirler…
Yılmaz Kuzucu
Bugünlerde...
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Serdar Çelebi
Mostar köprüsü açıldı
Ali Kılıçarslan
Utandıran Pano
Mustafa Can
Delilerle Arkadaşlık 1
Hidayet Kayaalp
Ne yoksuluyuz biz?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
Fikret Ekin
Bir Konuşmaya Notlar..
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Ozan Yusuf Polatoğlu
Seçim Şakası
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Ayten Kılıçarslan
Azınlık Türk kadın hareketi var mı?
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bili