|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Hangi İnsanın Hakları?
İki defa cihan savaşına ortam hazırladıktan sonra patlak
vermesine de vesile olanlar ve bizzat başlatanlar,
onmilyonlarca insan öldürüldükten ve yaralandıktan,
yüzmilyonlarcasının şeref ve haysiyeti çiğnendikten sonra,
Birleşmiş Milletler olarak bildiğimiz kuruluşu hayata
geçirmiş ve genel kurulunda, 10 Aralık 1948’de, insan şeref
ve haysiyetini korumak için, “İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi” ilân etmişler.
O tarihden 1990’lı yılların başına kadarki dönemde komünist
sistemi korumak ve kollamak adına “rejim karşıtı”
milyonların hakkı, hukuku, hürriyeti, hayatı ve insanlık
onuruna dair neleri varsa heba edildi... Komünist Dünya’nın
karşısındaki “Hür Dünya”da ise, Türkiye gibi Amerika’nın
öncülüğündeki NATO’nun güdümünde ülkelerde, rejime karşı
hareketlere şüpheyle bakılmış ve gerektiğinde askerî veya
polisiye güç kullanılarak bertaraf edilirken, İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi’ndeki umdeler hiçe sayılıyordu. Diğer
despot rejimlerde ise insan olarak hak talep edenler, en
acımasız bir metotla bir daha sesleri çıkmamak üzere
susturuluyordu.
Batı dünyasının ileri gelen devletlerinin elinde siyasî
konjüktüre göre yön ve şekil değiştirebilen insan hakları
normları çoğu zaman hak talep etmekten ziyade, koz olarak
kullanılır. Meselâ, beyazlar için geçerli olan insan hakları
ile siyahlara uygulanan insan hakları arasındaki fark,
sözkonusu hıristiyanlar olunca başka, müslümanlar olunca bir
başka boyut kazanan hakların farklılığı gibidir.
Bir zamanlar Batı, Rusya’nın Çeçenistan’da yaptığı mezalimi
bir insan hakları çerçevesinde değerlendirir ve baskı
yaparken, Putin dönemi Rusya’sıyla başlayan yakınlaşma
neticesinde, Çeçenistan dosyasını Batı rafa kaldırdı.
Muhtemeldir ki, Rusya da buna karşılık Afganistan, Filistin
ve Irak gibi Amerikalıların işgali altındaki ülkelerde
ayaklar altına alınan insan haklarına ses çıkarmayacaktı.
Daha 10-15 sene önce Avrupalıların gözleri önünde Boşnak
müslümanlara uygulanan soykırımı, Azerbaycan toprakları
içinde Rusya’nın desteğiyle Ermeniler tarafından işgal
edilen Dağlık Karabağ katliamı, aha Irak, aha Afganistan ve
aha Filistin!...
Batı, hak, hukuk, eşitlik ve demokrasi konularında olduğu
gibi, insan hakları konusunda da inandırıcılığını ve
güvenirliğini kaybetmiştir.
Hz. Peygamber’in bundan 14 asır önce “Veda Hutbesi”nde; “Bir
Arabın Arap olmayan yabancıya, bir yabancının bir Arap’a
üstünlüğü yoktur. Çünkü bütün insanlar Adem oğullarıdır.
Adem de topraktan yaratıldı.” şeklinde ifade ettiği sözleri,
bütün insanlığı kucaklayan, insan hakları beyannamesinin
özünü teşkil etmektedir. İslâmiyet’in oluşturduğu medeniyet
havzasının kavimleri bu İslâmî kaidelere riayet ettikleri
müddetçe sulh içinde yaşadılar. Medeniyetimizin bu gibi
insanî normları ne zamanki terkedildi; o günden itibaren
aramızda husumet ve huzursuzluklar başladı.
İnsan merkezli medeniyet anlayışımıza göre; yaratılmışların
en üstünü ve mukaddesi insandır, insanların en faziletlisi
ise en insanî olanıdır. İnsanların en insanîleri de Allah’a
en yakın olanlarıdır. İnsan olmak, bizim tabirimizle ‘adam
gibi adam olmak’, söylemekle değil yaşamakla olunur! Bir
beşerî (sosyal) sistem, hayat tarzı, dünya görüşü veya
medeniyet, insanı mutlu kılmanın ötesinde başka gayelere
hizmet ederse, neticesi komünizm, faşizm veya bugünkü
kapitalizm gibi olur ve her çöken sistem, insanî faziletleri
de alabildiğince kendisiyle birlikte çökertir.
Sosyalizm, faşizm ve kapitalizm gibi sistemler kendi
insanını “yaratmak” mecburiyetindedir: Sosyalist insan,
faşist insan ve kapitalist insan... Hem böylesi sistemlerde,
hem de asıl mecrasından saptırılmış veya ilahî özelliği
olmayan inançlarda üstün olan insan, sadece kendilerinden
olup da sistemin ilahlarına, mukaddeslerine ve prensiplerine
sadakatla inanan insandır. Çağımız dünyasında iktisadî ve
askerî gücüyle siyasî konjüktürü ve kamuoyunu kendi planları
istikametinde yönlendirenler; insanları, bizden olanlar ve
olmayanlar diyerek tasnif ediyorlar. İnsan hakları konusunda
başvurdukları metot da bundan pek farklı değildir.
Kainata ve kainattakilere ilahî bir seviyeden bakan İslâm’ı,
inanan cahil gibi inanmayan aydının da kavraması mümkün
değildir. Birinde bilgi, diğerinde iman eksikliği var.
Sosyalizmden, laiklikten, milliyetçilikten ve din ve
dindarlıktan çokca bahsedenlere, dillerinden düşürmeyenlere
dikkatlice bakınız; mutlaka kapatmaya, hatta gizlemeğe
çalıştıkları ya bir noksanlıkları veya gizli bir emelleri
var. İnsan hakları, demokrasi ve düşünce hürriyetinden dem
vuran eli silahlı teröristin artniyetini deşifre edebilen
göz, yerine göre Yunus’un, yerine göre Mevlana’nın, bazen
Ali’nin bazen de Peygamber’in arkasına saklananları da
görebilmeli ve deşifre edebilmelidir! İnsan hakkının samimi
savunucusu ve riayet edeni herkesten önce “kul hakkı”na son
derece duyarlı müslümanlar olmalı!
“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”ni bir baskı ve siyasî
şantaj aracı olarak kullananlara meydan bırakılmamalı,
fırsat verilmemeliydi... Dilinden “eşref-i mahlûkat” gibi,
“kul hakkı” gibi kavramları, Yunus gibi, Mevlana gibi, Hak
ve halk dostlarını düşürmeyenlerin, başkalarından “insanlık”
dersi alması ve azar işitmesi ne acı... Dinine, ırkına,
rengine göre değiştirilen “insan hakları”nı layıkıyla
savunabilmek için insan merkezli bir hayat anlayışını
benisemek gerek. O insanki, ne ideolojilerin ne de
hükümranların insanıdır... O insan yaratılmışların en
faziletlisidir.
Evvela insana çalınan haysiyeti ve gaspedilen fazileti iade
edilerek hak aramaya başlanmalıdır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Hangi
İnsanın Hakları?
Medeniyetin
Utanç Tablosu
Dinine
Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil
Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın
Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî
Kodlarımız
“Globallaşmanın
Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler
(3)
Modernizmle Gelen Devrimler
(2)
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|