A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de



Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 21.30

"türkshow'da"




Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı


Her ne kadar konumuz, Hz. Hüseyin ve Kerbela ise de, yazımızın birinci bölümünde Hz. Peygamber’in döneminde başlayan, Hz. Ali’nin halifeliğinde kanlı çarpışmalara ve bölünmelere dönüşen gelişmeler, önyargılardan, tarafgirlikten ve özellikle Emevi zihniyetine meşruluk zemini kazandıracak uyduruk hadis ve benzeri rivayetlerden arınmış bir yaklaşımla incelenmelidir. Ancak böylesi bir önhazırlık ve altyapıyla Kerbela hakkıyla anlaşılabilir. Yoksa, bir kesimin gösteriye dönüşen dramatik-folklorik törenleri, başka bir kesimin de “aşüre” tatlısıyla “Aşura (10 Muharrem)”yı anması, aslında Kerbela ruhu ve Hz. Hüseyin misyonuyla örtüşmüyor!

Avam ve aydınımız
İnanan aydınımızın büyük çoğunluğu, avamla omuz omuza namaz kılmak, birlikte hacca gitmek ve oruç tutmak gibi ibadetlerle, dini konulardaki düşünce üretme/beyan etme ibadetini birbiriyle karıştırıyor. Ehl-i Beyt, Hz. Ali, Şia, Ehl-i Sünnet, Alevilik, Hz.Hüseyin, Kerbela gibi kavram ve isimler dile getirilip seslendirildiğinde, homojen (mütecanis) görünen müslüman aydınlarda tıpkı avam manzarasındaki gibi, ani kutuplaşmalara şahit oluyoruz. Herkes kendi köşesine geçerek gardını alıyor. Zaten böyle olduğu içindir ki, asırlardan beri belki diğer müslüman milletlerden daha fazla biz Türkleri birebir ilgilendiren bu tür konularda, İslam dahilindeki herhangi bir fırkaya aidiyat duygusu taassubundan sıyrılıp, zaten hazır olan inanç zemininde ortak projeler üretemiyoruz. Avam nakilcidir, mezhep veya tarikat naslarının arkasına sığınır ama aydınımız, arştırmacı, yerine göre sorgulayıcı ve akılcı olmak gibi bir mesuliyetin altındadır.

İnanmayan veya inancı olup da bu tür konulara ilgisiz ve uzak duran aydınımız yüzünden tek ayak üzerinde duran bir insan görüntüsü veriyoruz. Halbuki çoğumuzun gıptayla baktığı Batı aydınının inanmayan kesimi de, Hıristiyanlıkla içiçe geçmiş hadiselere kendi kültürünün bir parçası olarak bakıyor ve irdeliyor ama kayıtsız kalmıyor! Son yıllarda inanç sahibi aydınlarımız içinden de dikkatli adımlarla bu istikamette ilerleyenlerin sayısı iyimser olmamıza vesile olmaktadır. Aydınımızdan beklentimiz; her yönüyle Kerbela faciasının öncesi ve sonrasını ve bizatihi kendisini ilahiyat, tarih felsefesi ve siyaset boyutuyla ele almasıdır.

Hak ile batılın çarpıştığı yer
Eğer Kerbela, mazlumun zalime, hakkın batıla karşı şanlı bir başkaldırısının gerçekleştiği yer ise ve saltanat uğruna dinin manupüle edilmesi/çarpıtılmasına “dur!” denilen yerin adıysa, günümüz dünyasında da, zalimin hüküm sürdüğü, mazlumun kanının akıtıldığı, dünyevî çıkarlar uğruna hak dinin haksızlığa alet edildiği her yer bir Kerbela’dır.

Kerbela’yı daha iyi anlayabilmek için Hüseyinî duruşu  bilmek lazım. Bu tavrı iyi anlayabilmek için de, iki basamak geriden başlayalım: Hz. Hüseyin’in dedesi Hz. Peygamber, “Yaradan’a isyan hususunda yaratılmışa itaat yoktur.” veya, “Halka cebredenlerle, zulmedenlerle, onlara yardımda bulunanlar cehennemdedir.” derken; Hz. Hüseyin’in babası, Hz. Ali de, “Şahsınıza fenalık eden bir düşmanı affediniz, lakin vatanınıza, milletinize ve dininize fenalık edenleri affetmeyiniz.” diyor. Peygamber ocağında ve kucağında yetişen İmam Hüseyin aldığı terbiyeye, eğitime ve kendisine yakışanı, kendisinden bekleneni yapacaktı: İyiliği (maruf) emredip, kötülüğü (münker) reddetmek ve ceddimin yolunu ihya etmek için kıyam ettim diyen Hz. Hüseyin, “Allah’ım, sen biliyorsun ki, bizim kıyamımız saltanat için yarışmak ve dünya malından birşeyler elde etmek için değildir.” diyerek ve başına gelecekleri de önceden bilerek Kerbela’ya doğru yola koyuluyordu.

Kerbela, insanlık tarihinde bir eşi ve benzeri olmayan faciaya, Hz. Hüseyin’in şahsındaki  kahramanlığa, yarenlerinin Şehitler Şahı’na ölesiye sadakata, inancı uğruna ölesiye dava adamlığına, önce davet edip sonra sözünden dönenlerin (Küfeliler) ihanetine ve kanın kılıca galebe çalmasına şahitlik yaparak tarihe adını “Belalı Yer” olarak yazdıracaktı.

Hayatın iki tezatı
Habil’le Kabil arasında tezatlaşmaya başlayan hayat, Hz. İbrahim ile Nemrut, Hz. Musa ile Firavun arasında devamederek gelirken, Hz. Muhammed ve Ebu Cehil arasındaki zıtlaşmada, cehaletin karanlığının Muhammedi nurda kaybolup gideceğini zannetmiştik. Fakat Allah Elçisi’nin vefatından hemen sonra, bu sefer müslümanlar arasında kutuplaşmalar, ihtilaflar başgösterdi.

Nitekim merhum Muhammed İkbal, “Kerbela Olayının Sırrı ve İslam’da Hürriyetin Manası (Benlik ve Toplum, s. 130-131)” adlı muhteşem şiirinde şöyle diyordu:
“Musa ile Firavun, Hüseyin ile Yezid... İşte hayat, bu iki tezattan doğdu.
Hak, Hüseyin’in gücüyle yaşadı; batıl, Yezid’in hasretinden öldü.”

Her ne kadar yazımızın son bölümünü Hüseyinleşmek’ten ne anladığımıza ayırmayı hedeflemiş olsak da, bunun önhazırlığı veya ipuçları zaten kendiliğinden ortaya çıkmaya başladı. Nemrut ile İbrahim’in, Musa ile Firavun’un ortası olamayacağı gibi, Hüseyin ile Yezid’in de ortası olamaz! İnanç, ülkü, iddia sahipleri Hüseyinleşmek mecburiyetindedirler. Hz. Hüseyin’i ve onun davasını İkbal kadar veciz bir üslupla anlatana rastlamadım:
“Eğer dünya padişahlığını isteseydi, öyle karar verip böyle gelmezdi.
Düşmanları çöllerin kumu kadar çok, dostları parmak sayısı kadar azdı.”
‘Aşk Şehidi’, ‘Hürriyet Savaşcısı’ Hz. Hüseyin bunun farkındaydı. Onu farklı kılan da buydu zaten: Binlerce düşman askerine karşı, kadın, çocuk ve ihtiyarların da içinde bulunduğu sadece 72 tane inanmış ve iman etmiş Allah dostları.... “Kuran’ın sırrını bize Hüseyin öğretti” diyor Muhammed İkbal. İkbal’in mazhar olduğu bu sıırrı idrak etmek ise, ancak Hüseyinî bir aşkla mümkündür.

Bilhassa Kevser suresine atıfta bulunarak ‘Kurban’ yorum yapanların bir kesimi; Hz. Hüseyin’in şehadetine işaret ederler. Bundan dolayı olacak ki, İkbal da, şiirin devamında diyor ki, “O, İbrahim’in ve İsmail’in sırrıydı. O özetli olanı yorumladı”. Bizim de, ‘Özetli Olanı Yorumlayan’nın yorumunu yapacak aydın-entellektüellere ihtiyacımız var.

(devam edecek)

 YAZARIN DİĞER YAZILARI:

Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı

Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi Dinamitlemek
Treni Yine Kaçırdık
Görmemişin Oğlu
Aşk Medeniyeti
Türk Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl Bir Türkiye?
Bölünen Benim, Memleket Değil!
Yeni Bir Dönem Başlarken
Savunma Hattındaki Türkler
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı
Yakup Yurt
Sisli havada siyaset
Muhsin Ceylan
Nesneleştirilen Öznelerden biri Marco…
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
İbrahim Selamet
Zincirden kolyeler
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç