|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Divan Sohbetleri
Her Pazar
Saat: 21.30
"türkshow'da"
Hüseyinleşmek (2):
Hayatın İki Tezatı
Her ne kadar konumuz, Hz.
Hüseyin ve Kerbela ise de, yazımızın birinci bölümünde Hz.
Peygamber’in döneminde başlayan, Hz. Ali’nin halifeliğinde
kanlı çarpışmalara ve bölünmelere dönüşen gelişmeler,
önyargılardan, tarafgirlikten ve özellikle Emevi zihniyetine
meşruluk zemini kazandıracak uyduruk hadis ve benzeri
rivayetlerden arınmış bir yaklaşımla incelenmelidir. Ancak
böylesi bir önhazırlık ve altyapıyla Kerbela hakkıyla
anlaşılabilir. Yoksa, bir kesimin gösteriye dönüşen
dramatik-folklorik törenleri, başka bir kesimin de “aşüre”
tatlısıyla “Aşura (10 Muharrem)”yı anması, aslında Kerbela
ruhu ve Hz. Hüseyin misyonuyla örtüşmüyor!
Avam ve aydınımız
İnanan aydınımızın büyük çoğunluğu, avamla omuz omuza
namaz kılmak, birlikte hacca gitmek ve oruç tutmak gibi
ibadetlerle, dini konulardaki düşünce üretme/beyan etme
ibadetini birbiriyle karıştırıyor. Ehl-i Beyt, Hz. Ali, Şia,
Ehl-i Sünnet, Alevilik, Hz.Hüseyin, Kerbela gibi kavram ve
isimler dile getirilip seslendirildiğinde, homojen
(mütecanis) görünen müslüman aydınlarda tıpkı avam
manzarasındaki gibi, ani kutuplaşmalara şahit oluyoruz.
Herkes kendi köşesine geçerek gardını alıyor. Zaten böyle
olduğu içindir ki, asırlardan beri belki diğer müslüman
milletlerden daha fazla biz Türkleri birebir ilgilendiren bu
tür konularda, İslam dahilindeki herhangi bir fırkaya
aidiyat duygusu taassubundan sıyrılıp, zaten hazır olan
inanç zemininde ortak projeler üretemiyoruz. Avam
nakilcidir, mezhep veya tarikat naslarının arkasına sığınır
ama aydınımız, arştırmacı, yerine göre sorgulayıcı ve akılcı
olmak gibi bir mesuliyetin altındadır.
İnanmayan veya inancı olup da bu tür konulara ilgisiz ve
uzak duran aydınımız yüzünden tek ayak üzerinde duran bir
insan görüntüsü veriyoruz. Halbuki çoğumuzun gıptayla
baktığı Batı aydınının inanmayan kesimi de, Hıristiyanlıkla
içiçe geçmiş hadiselere kendi kültürünün bir parçası olarak
bakıyor ve irdeliyor ama kayıtsız kalmıyor! Son yıllarda
inanç sahibi aydınlarımız içinden de dikkatli adımlarla bu
istikamette ilerleyenlerin sayısı iyimser olmamıza vesile
olmaktadır. Aydınımızdan beklentimiz; her yönüyle Kerbela
faciasının öncesi ve sonrasını ve bizatihi kendisini
ilahiyat, tarih felsefesi ve siyaset boyutuyla ele
almasıdır.
Hak ile batılın çarpıştığı yer
Eğer Kerbela, mazlumun zalime, hakkın batıla karşı şanlı
bir başkaldırısının gerçekleştiği yer ise ve saltanat uğruna
dinin manupüle edilmesi/çarpıtılmasına “dur!” denilen yerin
adıysa, günümüz dünyasında da, zalimin hüküm sürdüğü,
mazlumun kanının akıtıldığı, dünyevî çıkarlar uğruna hak
dinin haksızlığa alet edildiği her yer bir Kerbela’dır.
Kerbela’yı daha iyi anlayabilmek için Hüseyinî duruşu
bilmek lazım. Bu tavrı iyi anlayabilmek için de, iki basamak
geriden başlayalım: Hz. Hüseyin’in dedesi Hz. Peygamber,
“Yaradan’a isyan hususunda yaratılmışa itaat yoktur.” veya,
“Halka cebredenlerle, zulmedenlerle, onlara yardımda
bulunanlar cehennemdedir.” derken; Hz. Hüseyin’in babası,
Hz. Ali de, “Şahsınıza fenalık eden bir düşmanı affediniz,
lakin vatanınıza, milletinize ve dininize fenalık edenleri
affetmeyiniz.” diyor. Peygamber ocağında ve kucağında
yetişen İmam Hüseyin aldığı terbiyeye, eğitime ve kendisine
yakışanı, kendisinden bekleneni yapacaktı: İyiliği (maruf)
emredip, kötülüğü (münker) reddetmek ve ceddimin yolunu ihya
etmek için kıyam ettim diyen Hz. Hüseyin, “Allah’ım, sen
biliyorsun ki, bizim kıyamımız saltanat için yarışmak ve
dünya malından birşeyler elde etmek için değildir.” diyerek
ve başına gelecekleri de önceden bilerek Kerbela’ya doğru
yola koyuluyordu.
Kerbela, insanlık tarihinde bir eşi ve benzeri olmayan
faciaya, Hz. Hüseyin’in şahsındaki kahramanlığa,
yarenlerinin Şehitler Şahı’na ölesiye sadakata, inancı
uğruna ölesiye dava adamlığına, önce davet edip sonra
sözünden dönenlerin (Küfeliler) ihanetine ve kanın kılıca
galebe çalmasına şahitlik yaparak tarihe adını “Belalı Yer”
olarak yazdıracaktı.
Hayatın iki tezatı
Habil’le Kabil arasında tezatlaşmaya başlayan hayat, Hz.
İbrahim ile Nemrut, Hz. Musa ile Firavun arasında
devamederek gelirken, Hz. Muhammed ve Ebu Cehil arasındaki
zıtlaşmada, cehaletin karanlığının Muhammedi nurda kaybolup
gideceğini zannetmiştik. Fakat Allah Elçisi’nin vefatından
hemen sonra, bu sefer müslümanlar arasında kutuplaşmalar,
ihtilaflar başgösterdi.
Nitekim merhum Muhammed İkbal, “Kerbela Olayının Sırrı ve
İslam’da Hürriyetin Manası (Benlik ve Toplum, s. 130-131)”
adlı muhteşem şiirinde şöyle diyordu:
“Musa ile Firavun, Hüseyin ile Yezid... İşte hayat, bu iki
tezattan doğdu.
Hak, Hüseyin’in gücüyle yaşadı; batıl, Yezid’in hasretinden
öldü.”
Her ne kadar yazımızın son bölümünü Hüseyinleşmek’ten ne
anladığımıza ayırmayı hedeflemiş olsak da, bunun önhazırlığı
veya ipuçları zaten kendiliğinden ortaya çıkmaya başladı.
Nemrut ile İbrahim’in, Musa ile Firavun’un ortası
olamayacağı gibi, Hüseyin ile Yezid’in de ortası olamaz!
İnanç, ülkü, iddia sahipleri Hüseyinleşmek
mecburiyetindedirler. Hz. Hüseyin’i ve onun davasını İkbal
kadar veciz bir üslupla anlatana rastlamadım:
“Eğer dünya padişahlığını isteseydi, öyle karar verip böyle
gelmezdi.
Düşmanları çöllerin kumu kadar çok, dostları parmak sayısı
kadar azdı.”
‘Aşk Şehidi’, ‘Hürriyet Savaşcısı’ Hz. Hüseyin bunun
farkındaydı. Onu farklı kılan da buydu zaten: Binlerce
düşman askerine karşı, kadın, çocuk ve ihtiyarların da
içinde bulunduğu sadece 72 tane inanmış ve iman etmiş Allah
dostları.... “Kuran’ın sırrını bize Hüseyin öğretti” diyor
Muhammed İkbal. İkbal’in mazhar olduğu bu sıırrı idrak etmek
ise, ancak Hüseyinî bir aşkla mümkündür.
Bilhassa Kevser suresine atıfta bulunarak ‘Kurban’ yorum
yapanların bir kesimi; Hz. Hüseyin’in şehadetine işaret
ederler. Bundan dolayı olacak ki, İkbal da, şiirin devamında
diyor ki, “O, İbrahim’in ve İsmail’in sırrıydı. O özetli
olanı yorumladı”. Bizim de, ‘Özetli Olanı Yorumlayan’nın
yorumunu yapacak aydın-entellektüellere ihtiyacımız var.
(devam edecek)
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Hüseyinleşmek
(2):
Hayatın İki Tezatı
Hüseyinleşmek
Dinamiklerimizi
Dinamitlemek
Treni
Yine Kaçırdık
Görmemişin
Oğlu
Aşk
Medeniyeti
Türk
Olabilmek ve Türk Kalabilmek
Nasıl
Bir Türkiye?
Bölünen
Benim, Memleket Değil!
Yeni
Bir Dönem Başlarken
Savunma
Hattındaki Türkler
SAYFA
BASI
|