·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


İtaatkârla İsyankâr Arasındaki İnsan

İnsanın hayat grafiğinin azami (maksimum) ve asgari (minimum) uç noktaları diyebileceğimiz mesafe arasında olan, olması gereken insanı tanımaya çalışmadan önce şartlar ne olursa olsun, mevcut otoriteye (sistem, düzen) itirazı olmayan itaatkâr insanı ve bir de yerli-yersiz isyankâr insanı günlük hayattan tanımaya gayret edelim:
İnsan vardır, tabiatı gereği umumi anlamda uysaldır. O herkesle iyi olmasa da, iyi geçinir görünmeği kendine şiar edinmiş, bu çizgiyi kendine göre bir hayat tarzı olarak seçmiştir. Fertle başlayan bu hayata bakış tarzının, insanlık tarihi boyunca toplumun ezici çoğunluğu tarafından benimsendiğini görmek mümkündür. Bu tip insan veya toplum, mevcut hâkim düzeni bazen benimsemediği halde, riske girmekten çekindiği için veya kendisine göre seçenek teşkil edebilecek seviyede iddiası olmadığından dolayı otoriteye boyun eğmeği kabullenir. Bilhassa totaliter rejimlerdeki “sessiz halk yığınları”nın suskunluğunun sebebi burada aranmalıdır.

İsyankâr insan da, bazen tabiatı gereği kendisiyle barışık olmayan, içhuzurunu bir türlü bulamamış, hayata hep muhalif gözle bakan, yerine göre de iddia sahibi, mevcutlara seçenekler (alternatif) sunabilen insandır.

Bu yazının başlığını aslında “İtaatkârla İsyankâr Arasındaki Müslüman” olarak koymayı düşünmüştüm. Konu, her ne kadar din ve ırktan bağımsız olarak insanla alakalı olsa da, üzerinde durmak istediğim ve duracağım insan; İslam dinine mensup olan insandır. Çünkü gününmüz dünyasının odak noktasında olan; İslâm ve dolayısıyla müslümandır. Çünkü İslâm, diğer dinlere kıyasla daha fazla iddia sahibi ve müdaheleci, yani teklifler ve çözümler getiren, insana bu bağlamda sorumluluklar yükleyen bir özelliğe sahiptir. Sadece enerji kaynaklarının büyük kısmının müslüman ülkelerde olmasından dolayı Batı bu coğrafyada çöreklenmiyor, bilakis cazibesi kalmayan Batılı düşünce sistemine (medeniyet anlayışı) karşı İslam’ın tüm olumsuzluklara rağmen diriliği ve geçerliliğini korumasından dolayıdır ki müslüman, ülkesi ve toplumuyla birlikte mercek altında, müslüman hedef tahtasıdır. Bu durumu hem Ortadoğu’da ve hem de Türkiye-Avrupa Birliği münasebetlerinde gözlemlemek mümkündür. Yaklaşık üç asırdan beri üstünlüğü elinde tutan Batı’nın kendisinden olmayanlara tahammülü yoktur! Batı’nın bu noktada geçerli sloganı; ‘ya kültürel asimilasyon veya tahakküm altına almak’dır. İslam’ın dışındaki diğer Çin-Hindi, Afrika ve Latin Amerika medeniyetlerine de aynı sloganla yaklaşarak yok etmiştir. Batı’nın sıkıntısı; diğer yok ettikleri medeniyetler gibi İslâmiyet’in de yok denecek seviyeye indirgenememesinden kaynaklanmaktadır. Batı, Hıristiyanlığın kiliseye tıkandığı gibi İslamiyet’in de günlük hayattan elçektirilerek camiye hapsedilememesinden kaynaklanan rahatsızlıklar, endişeler taşımaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan ve ardından Irak’ı işgalinden bu tarafa sadece Irak’da hergün ortalama en az 50 masûm insanın öldürülmesi karşısında, görmemezlik ve duymamazlıktan gelen güya insan haklarına duyarlı Batı toplumlarının ikiyüzlü tutumlarını bir kenara bırakıp, gözlerimizi bu coğrafyanın müslüman halklarına çevirdiğimizde, genel manzarayı ancak şöyle izah edebiliriz:

1. Müslümanım diyenlerden herşeyden önce insanlıktan daha sonra da müslümanlıktan eser kalmamış, vicdanları ve sinir damarları körelmiş, tepkisiz ve duyarsız mahlûkatlar haline gelmişler.

2. Bir kısım müslümanım diyenler de, kendi ırkından ve dininden olanları yine kendi mabedleri olan camilerde bile bellerine sardıkları bombalarla havaya uçuracak kadar çıldırmışlar.

Bir tarafda herşeye rağmen, bazen ve yerine/zamanına göre Saddam’a, Suud Ailesi’ne, bazen de Bush’a veya Blair’e itaat, diğer tarafda Allah’ın gazabına düçar olacak derecede herkese ve herşeye isyan!

Bu ikilem arasındaki müslüman insan ne yapar, ne yapmalıdır? Günlük hayatımızda bile fert olarak evet ve hayır, yanlışla doğru arasında gidip gelmekteyiz. Boyun eğmek, kayıtsız-şartsız itaat etmekle, “illâ da benim doğrularım, yoksa kıyamet kopar” türünden vaziyet alma arasında tercih edebileceğimiz yol; “orta yol”dur. Bu yol, vaziyeti idare etmek, Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi; “sen haklısın, sen de haklısın” şeklinde elbette değildir. “İslâmcı” sıfatını kabullenen, kendine yakıştıran, inancı ideolojileştiren, İslâm’ı siyasileştiren, Batı karşısında şuuraltında yer etmiş kompleksli tavırlar sergileyen kalemşörlerle bu yola ne çıkılır, ne de onlardan medet umulur.

Yine hâkim medeniyetin değerlerine kayıtsız şartsız gönlünü ve beynini kaptırmış, Garplı entellektüelin okuduğu, araştırdığı ve merak ettiğinin çeyreği kadar bile İslâmiyet’i okumamış, müslümanı anlamaya çalışmamış kopleks sahibi aydın-entellektüellerimizle de bu orta yol hiç belirlenemez!

Bu istikameti belirleyecek olanlar;  dünyanın kuşbakışı fotoğrafını çekebilen münevver-entellektüellerimiz olacaktır. Onlar, körün fili tarif ettiği gibi kendi medeniyet tarihlerine bir bütün olarak bakabilmek ve yaklaşabilmek ferasetinden mahrum olanlar zümresinden  olmayacaklardır. Onlar, hem taasub sahibi Batılı hem de Doğulu yobazlar sınıfından bağımsız olarak insanlığın ortak değerlerini sahiplenen, din ve ırk milliyetçiliğine tenezül etmeden ilim erbabını kucaklayanlar olacaklardır.

Onlarda itaat; Allah’a ve Son Elçisi’nin gittiği yolu takip edenlere; kaybolan insanlığa yeniden itibar kazandıran, “senin dinin sana, benim dinim bana” hükmüne riayet edenleredir. Onlarda isyan yok; şuurlu bir başkaldırı vardır. Onlar; itaatkârlardan sayıca az, isyankârlardan daha çokturlar fakat her ikisinden de güçlüdürler çünkü onlar hak ve akıl sahibidirler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
İtaatkârla İsyankâr Arasındaki İnsan
Şefik Kantar
Türklerin ve AB’nin geleceği
Ayten Kılıçarslan
A’dan Z’ye plan olsanız ne yazar?
Nuran Yelkenci
Bin Aydan Daha Hayırlı Olan, Ramazan Ayı
Sebahattin Çelebi
İstanbul ölüyor, bu gece ellerimde…
Hasan Kayıhan
3 Ekim Beyannamesi
Yakup Yurt
Avrupa, Avrupa,
Duy Sesimizi...
Orhan Aras
Balık Adam
Hidayet Kayaalp
Ertuğrul Gazi Ve Dursun Fakıh Ve...
Yılmaz Kuzucu
Müstesnalar
Betül Parlar
Hey du...
Fikret Ekin
Türkiye’nin “Sorunu”
M. Ali Aladağ
Almanya Seçimlerini Nasıl Okursunuz?
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Üzeyir Lokman  Çaycı
Siyah Çelişkiler
Mustafa Can
Sen de Yalnızım mı Diyorsun....
İsmail Tüysüz
Son İki büyük Revulusyonda İstanbul`un Önemi
Ali Kılıçarslan
AB’nin hutbe rahatsızlığı
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç