A vitaminini unutmayın! Mevsim meyvesi gibisi yok. Strese son vermenin 15 yolu

Kendinizi değil kilonuzu yakın

·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de







İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)

      
                                                      
Oldum olası çok moda olan kıyafete, çok satan kitaba ve çok konuşulan konuya hep mesafeli durdum.

Ülkemizde “köşe yazarı” gibi güncel konuları hergün yazmak mecburiyetinde olan ve bu işi meslek edinmiş, ekmeğini yazarak kazananlar var. Bir de, kendi ilgi sahasındaki konuların belli bir kıvama gelmesinden sonra üzerinde düşünmeğe, incelemeğe ve nihayetinde yazmaya başlayan yazar kesimi var. Şayet kafanıza takılan, yakanızı bırakmayan, sizi günlerce meşgul eden konu günün birinde, “Beni yaz artık!” türünden bir ifadeyle feryada dönüşürse, işte o zaman içinizden gelen bu sese kulak vererek oturup yazmaktan başka seçeneğiniz kalmıyor.

Son birkaç yıldan beri Türkiye kamuoyu daha düne kadar tabu olan bazı konuları rahatlıkla tartışır hâle geldi. Birkaç aydan beri de, “Demokratik Açılım” adı altında fakat aslında “Kürt Açılımı” olarak bilinen konu, ümit ve kaygıyla karışık, hararetli bir şekilde, enine boyuna ve giderek daha da heyecanla tartışılmaktadır. Sizin anlayacağınız üzerinde çok konuşulan, çok yazılan bir konu... Zaman zaman dostlarla ayaküstü sohbetlerimizin olduğu kadar telefon görüşmelerimizin de, ister istemez, ana konusu “Açılım” oluveriyor.

Dost-arkadaş çevremizle olan sınırlı sohbetlerimizde, itiraf etmeliyim ki, şu moda kavram “Açılım” konusunda ne ikna edici olabildim ve ne de ikna oldum... Bundan ayrı bir de ülke genelini dinlerken; kafaların en azından şimdilik çok karışık olduğunu görüyorsunuz. Bütün bunları alt alta topladığınızda, çok konuşulan, tartışılan ve yazılıp çizilen “Açılım”a daha fazla mesafeli durmanın mümkün olmadığına kanaat getiriyor ve Açılım’a bir açılım da siz yapmak için kaleme kâğıda sarılıyorsunuz:

İçtimaî (sosyal), siyasî ve fikrî açılımların hem referans hem de ilham kaynağı dinî ve millî değerlerdir. Bu iki temel unsurun gelişim ve değişimleri  nasıl etkileyeceği, onları hangi siyasî niyet ve dinî-millî birikime göre yorumlanacağına veya algılanacağına bağlıdır.

Ülkemizdeki esaslı değişim veya gelişimlere icazet vererek önünü açanlar da, bunların bazen millî bazen dinî hassasiyetlerimize ters düştüğünü iddia ederek durağanlığa (statüko) yol verenler de hep bu iki değerin arkasına sığınmışlardır.

Açılım tartışmalarının tamamına baktığımızda; “Millî çıkarlarımız bunu gerektirir, dinimiz bunu emreder veya bunlar millî çıkarlarımıza zarar verir, bizi daha da böler.” diyenler dikkatimizi çeker. Bundan dolayı “Demokratik Açılım” adıyla başlayan hareretli bazen de bıkkınlık veren tartışmalara özet olarak, din-dindar ve millet-milliyetçilik zaviyesinden bakarak düşüncelerimizi ortaya koymaya gayret edeceğiz:

-En fazla ihtiyaç duyulabilecek, bir boşluğu doldurabilecek, millî refleksi hakkıyla yansıtabilecek bir zamanda ideolojik milliyetçiliğin savunma duvarları arkasına veya siperlere çekilmesiyle,

-modernizmin, yeniliğin, değişimin, çağdaşlaşmanın öteden beri fikrî bayraktarlığını yapan “Sosyal Demokrat” kesimin sabitleşmesi, durağanlaşması, savunduğu değerlere sırt çevirmesiyle,

-muhafazakâr, içine kapanık, her türlü yeniliğe, gelişmeye düşman, gerici diye nitelenen, zannedilen, dini bir hayat nizamı olarak algılayan dindar kesimin diğerlerinin aksine, birçok sahada ve konuda değişimden, tabuların yıkılmasından, din farkı gözetmeksizin dünyaya açılmadan yana tavır almasıyla; ezberler bozuldu, eski şablonların, tanımların ve kalıpların geçerliliği kalmadı ve kafalar karıştı.

Son derece karmaşık olan mevcut ortamda dikkatimiz sadece iki noktada yoğunlaşıyor: Birincisi; Milliyetçi-Ülkücü çizgideki kesim, ikincisi ise; bugünkü siyasî iktidarın da dahil olduğu Millî Görüş çıkışlı cenah. Bunlardan birisinin bıraktığı boşluğu diğeri doldurabilse, hattızatında birbirine değerler bazında oldukça yakın olan taraflar arasındaki mesafe şimdiki kadar açılmamış olurdu. Ve birinin bıraktığı boşluğu diğeri doldurabilse, ülkemiz için çok büyük bir hizmetin altına imza atmış olacak.

“Türkiye Sadece Türklerin Değil” başlıklı yazımızda; “Enternasyonlist bir dünya görüşünden bugün itibariyle neredeyse nasyonlist bir çizgiye kayan bu zihniyetin fikrî türbülansı yüzünden ülkemiz ciddi sarsıntılara maruz kalmaktadır.” demiştik. Ve zihinlerde yer etmiş ideolojik kavramların artık geçerliliğini kaybettiğini kabullenmekte zorlanan bu kaymak tabaka için aynı yazının devamında; bizi okuyamamış “okumuş” zümre, tabirini kullanmıştık. Şimdi aynı tehlikeyi millî ve dinî hassasiyetleri ağır basan kesimlerin üst tabakalarında da görmekten son derece endişeliyiz.

Anadolu Türklüğünün renklerini yasıtmayan bir milliyetçilik anlayışı ve Anadolu Müslümanlığının özelliklerinden giderek uzaklaşan bir din anlayışının sözkonusu kesimlerin elitinde ağırlık kazanması; millî kimliğimizin zaafiyetine vesile olmaktadır.

Önümüzdeki bölümlerde konuyu irdelemeğe devam edeceğiz.



 YAZARIN DİĞER YAZILARI:


İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
Kötüler ve İyiler
Tesadüflere terkedilmiş bir azınlık
Ruhu çalınmış Türk
Yol haritamız
Göçmen Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman, Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi Eksenine Dönüş
Dirilin Artık...
Toplumun Kemâle Ermesi
Bu Parantez Açılmalıdır
Ebuzer: Sürgündeki Ülküdaşım
 

   
SAYFA BASI
Mahmut Aşkar
İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
Yakup Yurt
SIK SIK SEÇİM, BELÇİKA’DA ZORLAŞTI GEÇİM…
İbrahim Selamet
İHH İnsani Yardım Vakfı
Muhsin Ceylan
Zirveden görünenler
 ve bir istifa
Nuran Yelkenci
Ne Mutlu Türküm Diyene!..
Orhan Aras
Bir Türk Alpereni: İbrahim Bozyel
Ozan Yusuf Polatoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi
Ayten Kılıçarslan
Almanya ‘artık vatan’ mı?
S. Semih Sedef
Yitik hayatlar...
Hidayet Kayaalp
Mumla eriyen umutlar
Hayrettin Çakmak
İkinci yirmiyedi, beşinci Cuma
Yılmaz Kuzucu
İyiye değişim ve beyinlerde haraket
M. Ali Aladağ
Alman Medyasındaki İslam
Üzeyir Lokman  Çaycı
Şehirlerleşme ve etkinleşmeler
Haldun Çancı
Gizlenen Gerçek Atatürkçülük ve Savunucularına Ödettirilen Bedeller
Hasan Kayıhan
Bizim "Diaspora" Show
Ali Kılıçarslan
Oy hakkı sözü ne oldu?
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
Gelin TV kanallarımızın son durumunu birlikte irdeleyelim
İsmail Altıntaş
Diaspora ve Kimlik
Osman Seçmez
Hayatın gerçek adı: SU
Şefik Kantar
Papa radikallere koz verdi
Fikret Ekin
Yine İnsan
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Türkiye'nin En Büyük Sorununa Cevap
Prof. Dr. Berhan Yılmaz
Peygamberi Doğru Anlamak
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Şiddet ve Eğitim Sitemimiz 1
Sebahattin Çelebi
Şimdi....
Veli Kalli
Sorunumuz Kuş Gribi Değil
Mustafa Can
Bayram Gelince Bir Şeyler Olur Bana Canım....
İsmail Tüysüz
”Avrupa’nın Anası Anadolu” Konferansına İlgi Büyüktü
Erhan Türbedar
Kosova’ya İki Yeni Bakanlık Devrediliyor (?)
Serdar Çelebi
Fransa olayları ve Avrupa’da ‘Yeni Irkçılık’
Yakup Tufan
Fransa’nın İmajı
Betül Parlar
Hey du...
Şensel Aşkın
Bilginin/Doğruların Etkinliği
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Ayný acýyý duyanlar en samimi olanlardýr
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç