|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

İslâmcı Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
Oldum olası çok moda olan kıyafete, çok satan kitaba ve çok
konuşulan konuya hep mesafeli durdum.
Ülkemizde “köşe yazarı” gibi güncel konuları hergün yazmak
mecburiyetinde olan ve bu işi meslek edinmiş, ekmeğini
yazarak kazananlar var. Bir de, kendi ilgi sahasındaki
konuların belli bir kıvama gelmesinden sonra üzerinde
düşünmeğe, incelemeğe ve nihayetinde yazmaya başlayan yazar
kesimi var. Şayet kafanıza takılan, yakanızı bırakmayan,
sizi günlerce meşgul eden konu günün birinde, “Beni yaz
artık!” türünden bir ifadeyle feryada dönüşürse, işte o
zaman içinizden gelen bu sese kulak vererek oturup yazmaktan
başka seçeneğiniz kalmıyor.
Son birkaç yıldan beri Türkiye kamuoyu daha düne kadar tabu
olan bazı konuları rahatlıkla tartışır hâle geldi. Birkaç
aydan beri de, “Demokratik Açılım” adı altında fakat aslında
“Kürt Açılımı” olarak bilinen konu, ümit ve kaygıyla
karışık, hararetli bir şekilde, enine boyuna ve giderek daha
da heyecanla tartışılmaktadır. Sizin anlayacağınız üzerinde
çok konuşulan, çok yazılan bir konu... Zaman zaman dostlarla
ayaküstü sohbetlerimizin olduğu kadar telefon
görüşmelerimizin de, ister istemez, ana konusu “Açılım”
oluveriyor.
Dost-arkadaş çevremizle olan sınırlı sohbetlerimizde, itiraf
etmeliyim ki, şu moda kavram “Açılım” konusunda ne ikna
edici olabildim ve ne de ikna oldum... Bundan ayrı bir de
ülke genelini dinlerken; kafaların en azından şimdilik çok
karışık olduğunu görüyorsunuz. Bütün bunları alt alta
topladığınızda, çok konuşulan, tartışılan ve yazılıp çizilen
“Açılım”a daha fazla mesafeli durmanın mümkün olmadığına
kanaat getiriyor ve Açılım’a bir açılım da siz yapmak için
kaleme kâğıda sarılıyorsunuz:
İçtimaî (sosyal), siyasî ve fikrî açılımların hem referans
hem de ilham kaynağı dinî ve millî değerlerdir. Bu iki temel
unsurun gelişim ve değişimleri nasıl etkileyeceği, onları
hangi siyasî niyet ve dinî-millî birikime göre
yorumlanacağına veya algılanacağına bağlıdır.
Ülkemizdeki esaslı değişim veya gelişimlere icazet vererek
önünü açanlar da, bunların bazen millî bazen dinî
hassasiyetlerimize ters düştüğünü iddia ederek durağanlığa
(statüko) yol verenler de hep bu iki değerin arkasına
sığınmışlardır.
Açılım tartışmalarının tamamına baktığımızda; “Millî
çıkarlarımız bunu gerektirir, dinimiz bunu emreder veya
bunlar millî çıkarlarımıza zarar verir, bizi daha da böler.”
diyenler dikkatimizi çeker. Bundan dolayı “Demokratik
Açılım” adıyla başlayan hareretli bazen de bıkkınlık veren
tartışmalara özet olarak, din-dindar ve millet-milliyetçilik
zaviyesinden bakarak düşüncelerimizi ortaya koymaya gayret
edeceğiz:
-En fazla ihtiyaç duyulabilecek, bir boşluğu doldurabilecek,
millî refleksi hakkıyla yansıtabilecek bir zamanda ideolojik
milliyetçiliğin savunma duvarları arkasına veya siperlere
çekilmesiyle,
-modernizmin, yeniliğin, değişimin, çağdaşlaşmanın öteden
beri fikrî bayraktarlığını yapan “Sosyal Demokrat” kesimin
sabitleşmesi, durağanlaşması, savunduğu değerlere sırt
çevirmesiyle,
-muhafazakâr, içine kapanık, her türlü yeniliğe, gelişmeye
düşman, gerici diye nitelenen, zannedilen, dini bir hayat
nizamı olarak algılayan dindar kesimin diğerlerinin aksine,
birçok sahada ve konuda değişimden, tabuların yıkılmasından,
din farkı gözetmeksizin dünyaya açılmadan yana tavır
almasıyla; ezberler bozuldu, eski şablonların, tanımların ve
kalıpların geçerliliği kalmadı ve kafalar karıştı.
Son derece karmaşık olan mevcut ortamda dikkatimiz sadece
iki noktada yoğunlaşıyor: Birincisi; Milliyetçi-Ülkücü
çizgideki kesim, ikincisi ise; bugünkü siyasî iktidarın da
dahil olduğu Millî Görüş çıkışlı cenah. Bunlardan birisinin
bıraktığı boşluğu diğeri doldurabilse, hattızatında
birbirine değerler bazında oldukça yakın olan taraflar
arasındaki mesafe şimdiki kadar açılmamış olurdu. Ve birinin
bıraktığı boşluğu diğeri doldurabilse, ülkemiz için çok
büyük bir hizmetin altına imza atmış olacak.
“Türkiye Sadece Türklerin Değil” başlıklı yazımızda;
“Enternasyonlist bir dünya görüşünden bugün itibariyle
neredeyse nasyonlist bir çizgiye kayan bu zihniyetin fikrî
türbülansı yüzünden ülkemiz ciddi sarsıntılara maruz
kalmaktadır.” demiştik. Ve zihinlerde yer etmiş ideolojik
kavramların artık geçerliliğini kaybettiğini kabullenmekte
zorlanan bu kaymak tabaka için aynı yazının devamında; bizi
okuyamamış “okumuş” zümre, tabirini kullanmıştık. Şimdi aynı
tehlikeyi millî ve dinî hassasiyetleri ağır basan kesimlerin
üst tabakalarında da görmekten son derece endişeliyiz.
Anadolu Türklüğünün renklerini yasıtmayan bir milliyetçilik
anlayışı ve Anadolu Müslümanlığının özelliklerinden giderek
uzaklaşan bir din anlayışının sözkonusu kesimlerin elitinde
ağırlık kazanması; millî kimliğimizin zaafiyetine vesile
olmaktadır.
Önümüzdeki bölümlerde konuyu irdelemeğe devam edeceğiz.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
İslâmcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
Kötüler
ve İyiler
Tesadüflere
terkedilmiş bir azınlık
Ruhu
çalınmış Türk
Yol
haritamız
Göçmen
Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi
Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman,
Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi
Eksenine Dönüş
Dirilin
Artık...
Toplumun
Kemâle Ermesi
Bu
Parantez Açılmalıdır
Ebuzer:
Sürgündeki Ülküdaşım
SAYFA
BASI
|