|

İslâmcı Açılış, Milliyetçi
Kapanış (3):
‘Armani Milliyetçileri’ ve ‘Cardin Müslümanları’
Halbuki fiiliyatta ve fikriyatta hakkıyla temsil edilmeyen,
yerini bulmayan din; günlük yaşantıda göstermelikten,
düşüncede ise sloganvarilikten öte bir değer kazanmaz.
Yüksek perdelerden milliyetperverliği seslendirenler, aynı
seviyede dini ve dindarlığı da sahiplenebilmeldirler.
Mensubu olduğu milletin ve dinin aynı derecede aşığı olmak;
birbirine aykırılık teşkil etmez. Fakat: Türk dindarının
“düşük profilli millî” olmasının müsebbibi milliyetçiler,
Türk milliyetçisinin “az dindar” olmasının sebebi de,
dindarlığı kimseye kaptırmayan “dindarlar” dır, gibi bir
tesbit aslında bizim gerçeğimizi yansıtmıyor mu?
Bir kesimin öne çıkardığı değerler, diğer kesimde arka plana
itilmiştir. “İslâmcı”mızın Türk olmaktan dolayı utanmasına,
“Milliyetçi”mizin de kibirlenmesine gerek yok! Aslında ne
İslâm’ın böylesi müslümana, ne de Türkiye’nin de böylesi
milliyetçiye ihtiyacı var...
Son yıllarda yapılan kamuoyu araştırmalarına ve siyasî
tercihlere bakıldığında, Türkiye’nin ezici çoğunluğu dindar
ve milliyetçidir. Dinî ve millî hassasiyetlerini açık farkla
ortaya koyan Türk toplumunun genel gidişatını İslâmî ve
millî değerler bazında ölçüye vurduğumuzda, bu sefer
hedefinden saptırılmış, erozyona uğratılmış bir dindarlık ve
milliyetçilik anlayışıyla yüzyüze geliyoruz. İşte tam da
burada kendimizle yüzyüze gelmekten korktuğumuzdan veya
cesaret edemediğimizden, içi boşaltılmış millî ve manevî
değerlerle avunduğumuzu ve övündüğümüzü kabullenmekte
zorlanıyoruz.
Globalizmin getirdiği açılımlara çok ihtiyatlı yaklaşanların
“cumhuriyet muhafazakârları” ve çok taraf olanların “dinî
muhafazakârlar” olması, başlıbaşına yeni bir Türkiye
gerçeğidir. Kendisine ait olan bu kavrama açıklık getiriken
Prof. N. Göle, şöyle diyor: “Cumhuriyet
muhafazakârlığı derken, siyasi bir muhafazakârlıktan söz
etmiyorum. Cumhuriyet’in kendi klasiğini yaratmaya
başladığını düşünüyorum. Burada ilginç olan da şu: Biz
İslâmcılar’ın daha ahlâklı bir yapı getireceğini
düşünüyorduk. Oysa Cumhuriyet, bu liberal yanılgı karşısında
neredeyse münzevi, dünya nimetlerine karşı mesafeli ve
nefsine yenik düşmemiş kişiler üretti. Cumhuriyet’in hiçbir
ahlâki yapı yaratamadığını söylemenin yanlış olduğunu
görüyoruz bugün.”.
Prof. Göle’ye göre, taban değiştiren milliyetçiliğin yeni
kitlesi, lüks tüketim malları ve Batılı hayat tarzlarıyla
dikkat çeken ve aynı zamanda (özellikle son yıllarda)
Batı’ya oldukça mesafeli duran, “Armani Türkleri” idi.
Bazı kamuoyu araştırmaları, İslâmî burjuvanın marka düşkünü
olduğunu tesbit ettiğine göre biz de artık, “Armani
Türkleri“ne karşı „Pierre Cardin Müslümanları“nı, onu da
beğenmeyenlerimiz olursa, “Christian Dior
Muhafazakârları“nı, Made in Turkey’in diğer yüzü olarak
takdim edebiliriz.
Ülkemizdeki içtimaî ve siyasî değişimi doğru
okuyabilen ilim adamlarımız ve aydınlarımız, şayet yeni
nesil milliyetçileri ve dindarları, kapitalizmin önde gelen
lüks tüketim markalarıyla sıfatlandırıyorlarsa, bendenizin;
‘içi boşaltılmış’ veya ‘erozyana uğratılmış’ bir
milliyetçilik ve dindarlık anlayışı tanımlaması da, yeni
durumun yerinde tesbitidir!
Bütün bunlardan bağımsız olarak, globalleşme çağında değişim
rüzgârlarına karşı yelkenleri indiren milliyetçi/ulusalcı
kesim kadar, değişim rüzgârlarına (neredeyse) sonuna kadar
yelkenleri açan muhafazakâr/İslâmcı kesimin de duruşu,
tahlile ve yorumlanmaya muhtaç iki önemli noktadır.
“Kol kırılır yen içinde” düsturundan hareketle, ülke içi
ihtilaflarını ülke dışına taşımayı veya yabancılarla
paylaşmayı ihanet gibi algılayan ve kendince bir millî duruş
sergileyen kesimin aksine, karşısındaki iç dinamiklerin
direncini kırabilmek için dindar-muhafazakâr kesim doğrudan
veya dolaylı yollardan enternasyonalist duruş sergilemekte
bir beis görmüyor. Bir taraf, “Türkün Türkden başka dostu
yoktur” sloganıyla mütmain olurken; diğer taraf, İslâm’ın
evrenselliğini arkasına alarak açılıyor.
Görünen o ki; referansı Türk Milliyetçiliği olan
siyasî-ideolojik akımın ve din merkezli siyasî
muhafazakârlığın henüz daha ülke ve dünya gerçeklerine cevap
verebilecek evfsafta projesi yoktur! Ötedenberi bildik
tutumun devamı kadar, bugünden sabaha mevcut dengeleri
altüst eden bir tutum da millî menfaatlerimiz açısından son
derece tehlikeli olabilir.
İmparatorluk tecrübesi ve birikimden Milliyetçiliğin de,
İslâmîciliğin de yerinde ve doğru ders çıkarması durumunda,
hem birbirlerinin tamamlayıcısı, yerine göre destekçisi
olur, hem de ülkemizi gelecek yüzyıllara daha hazırlıklı ve
güçlü olarak taşıma görevini hakkıyla yerine getirmiş
olurlar.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
İslâmcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (3):
‘Armani Milliyetçileri’ ve ‘Cardin Müslümanları’
İslamcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (2)
İslâmcı
Açılış, Milliyetçi Kapanış (1)
Kötüler
ve İyiler
Tesadüflere
terkedilmiş bir azınlık
Ruhu
çalınmış Türk
Yol
haritamız
Göçmen
Türkün Çağdaşlık Meselesi
Kendi
Modernitesini Gerçekleştiremeyen Toplumlar
Müslüman,
Milliyetçi ve Demokrat Olmak...
Kendi
Eksenine Dönüş
Dirilin
Artık...
Toplumun
Kemâle Ermesi
Bu
Parantez Açılmalıdır
Ebuzer:
Sürgündeki Ülküdaşım
SAYFA
BASI
|