|
İslâm’ı
Hıristiyanlaştırmak
Batı’nın
fikrî sermayesi artık tükenme noktasına geldi; düşünce
üretemiyor! Batı, teknoloji üretimi ve ihracatı (eski
hızı kesilmesine rağmen) yapmaya devam ediyor
ama, geride bıraktığımız yüzyıldaki
gibi ideoloji ihracatı yapamıyor artık! Batı’nın
faşizmi, sosyalizmi, komünizmi tarih çöplüğüne
atıldı. Kapitalizmi ise hem kendi içinde hem de
uygulanan ülkelerde çoktan beridir sorgulanıyor.
Dünyanın
en büyük kapitalist ülkesi Amerika, tarihinin hiçbir döneminde
şimdiki kadar müslüman ülkelere yönelik olarak hırçınlaşmamış
ve o ülkeler tarafından nefret edilecek derecede gözden
düşmemişti. Bilindiği gibi kıta Avrupası
da büyük kardeşi Amerika’yla çıkar kavgası
yüzünden pek barışık değil. Son müslüman
cihan devleti Osmanlı’nın çöküşünden beri
Batı teknolojik üstünlüğünü kullanarak buralara
sistem ihracatı yapıyordu. Bunların hiçbiri
taban tutmadı, başarılı olamadı ve
insanlara vaadedilen refah ve huzuru getiremedi. Batı karşısında
hezimete uğramış müslüman ülkelerin aydınları,
Batılı düşünce ve değerlere sımsıkı
sarılmalarına rağmen, gelinen nokta gözler önündedir.
Batı’nın sömürgeci niyetini anladıktan
sonra düş kırıklığı yaşayan
yeni nesil aydınlar, kendi değerlerine dönüş
yaptılar.
Ancak
İslâm’la özdeşleşen bir beşerî,
iktisadî ve hukukî sistem onlara adaletli maddî kalkınmayı
ve manevî huzuru yeniden kazandırabilirdi. Bu, maddeci dünya
görüşü için ölüm demekti. Dinin kiliseye hapsedildiği,
ancak bir “kültür dini” seviyesine indirgendiği, bu
dünyayala ilgili hiçbir iddiası kalmamış,
kapitalist hayat tarzına göre bilmem kaçıncı
defa dizayn edilmiş bir Hıristiyanlık gibi
İslâm da reforme edilmeliydi. Bu hâyâsız akımın
karşısında her geçen gün biraz daha şuurlanarak,
kendine güven duygusunu tazelemiş müslümanların
ayak diremesi, karşı tarafın yeni stratejiler
geliştirmesine vesile oldu.
İnsanlığı,
sonu felâketle neticelenecek bir istikamete sürüklerken üstünlük
psikolojisinin verdiği bir dürtüyle, dünyanın tek
hâkimi olduğuna ve olması gereketiğine kendini
inandırmış Batı, bizim gibi müslüman ülkeler
ve toplumlara yeni bir din formatı getirmeğe çalışıyor.
Size dininizden vazgeçin demiyoruz, ama biz hıristiyanlar
gibi siz de dininizi bir gözden geçirin, meâlinde masumane
(!) tekliflerle yaklaşıyorlar.
Bu
projelerine uygun zaman zaman bazı “din âlimleri”ni,
bazı siyasileri ve bazen de yazar-konuşur sınıfından
aydınları proğramlayarak piyasaya sürüyorlar.
Kale içeriden fethedilmesi lazım: Hıristiyanlık
gibi İslâm’ın da, Martin-Lutherlere, John
Calvinlere ihtiyacı olduğunu, Hıristiyan-Batı’yı
tanıdığı kadar İslâm-Doğu’yu
tanımayan bizimkilere söylettiriyorlar.
İnsanlık
varoldukça tamamlanmış olan Allah dini İslâm’ın
tabii ki gelişen ve değişen şartlara göre
yorumlanmasına ihtiyaç vardır, fakat işin bu
tarafı diğeriyle karıştırılmamalıdır.
Kuran çizgisinden saptırılmadan yorumlanacak İslâm,
çaresizlik içinde kıvranan insanlık tarafından
biraz daha cezbedici olacak ve herkesden önce arayış
içinde olan Batılı insanın kurtuluşuna
vesile olacaktır. Bu sefer planlar alt-üst olacak ve Batı
Kalesi içeridekiler tarafından düşürülmüş
olacak ki, zaten bütün korkuları da bu önüne geçemeyecekleri
gidişattan kaynaklanmaktadır.
Kuran
çizgisindeki dini, ne sözde müslümanlar ve ne de Hz.
İsa (a.s)’dan 300 sene sonra insanlar tarafından
kaleme alınmış dinin “Süper Güç”
temsilcileri kendilerininkine benzetmeğe güçleri
yetmeyecektir!
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|