|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|
21.
yüzyıl
“Jön Türkler”i
Geride bıraktığımız
20. yüzyıla girişimiz, Müslüman-Doğu’nun Hıristiyan-Batı
karşısında askerî, siyasî, iktisadî
yenilgisine paralel olarak medeniyet değerleri noktasında
da yenilgiyle başlamıştı. Avrupa’nın
ilim-teknoloji sahasındaki yenilikleri ülkemize
getirsinler diye başta Fransa ve diğer Batı
Avrupa ülkelerine tahsil yapmak üzere genç insanlar göndermiştik.
Birçoğunun avrupai hayat tarzını benimseyerek
geri dönen bu nesile, bildiğiniz gibi Jön (genç) Türkler
adı verilmişti.
Kendimize olan saygımızı, güvenimizi ve bizden
olanları, değerlerimizi de yitirdiğimiz o yıllar
geride kalmak üzere, gitsin ve bir daha geri gelmesin inşallah...
Avrupası ve Amerikasıyla Batı bir bocalama dönemine
girdi. İşler tıkırında gittiğinde
kimse kimseye pek hesap-kitap sormuyor. Tökezleme başgöterince
sorgulama başlıyor. Bu anlamda Batı kendisini
bundan sonra daha çok sorgulamaya başlayacaktır. Müslüman
Doğu’da ciddiye alınacak sorgulama ise Türkiye’de
başladı. Duraklama döneminin Batısı, hırçınlaşarak
bilhasa enerji kaynakların bulunduğu coğrafyadaki
müslüman ülkeler için şimdikinden daha tehlikeli
olabilir kanaatindeyim. İşte bu tehlikeyi sezen,
teyakkuz halindeki genç beyinlerimizin yetişmekte olduğunu
görmek; geleceğimize ümitle bakmamıza vesile
oluyor.
Türk insanında da kendini sorgulamanın başladığını
sevinerek takip ediyoruz. Bir dönemimiz maziyi kötülemek ve
devletin resmi ideolojisini ezberleyerek/ezberleterek göklere
çıkarmakla geçerken, gençliğimizin birbirini yediği
zamanlarda binlerce genç insanımızı kaybettik..
Herşeyin, ama herşeyin Avrupası bizde daha
makbuldu. Hayranlığımızın hat safhada
olduğu o günler de arftık mazi olmaya yüz tutmuştur.
Dün, Batı’yı yeterince tanımadığımız
için hayrandık. Bugün, artık Batı’yla yüz-göz
olduk. Milyonlarca insanımız Batı Avrupa ülkelerinde
yaşamaktadır. Dışa açılan Türk
insanı hareket halinde, dünyayı bize taşıyan
iletişim araçları evimizin içinde. Batı’yı
tanıdıkca hâyâl kırıklığımız
baş gösteriyor, hayat tarzımızdaki ihtilaf
noktalarımız belirginleşiyor, kendimizden ne
kadar uzak kaldığımız gerçeğiyle karşı
karşıya geliyor ve işte o noktada kendimizle
ilgili sorgulamamız ve yüzleşmemiz başlıyor.
O nokta ki, yeni yüzyıla start aldığımız
medeniyet değerlerimizin bize ilhâm kaynağı
olduğu yerdir.
Devleti, hükümeti ve toplum düzeniyle bu milleti eleştiri
yağmuruna tutanlar, çıkış yollarını
da ortaya koymalıdırlar. Birkaç asırdan beri
kendine güveni ciddi yaralar almış bu millete yapılacak
en büyük hizmetlerden birisi; yeniden güven tazelemek,
tarihin derinliklerinden gelen birikimini yeniden keşfetmek
yönünde olmalıdır. Uzun yıllar Fransa’da yaşamış
olan Atilla İlhan’ın bir televizyon kanalındaki
konuşmasını dinliyorum, (mealen): Fransız
profesörle dil üzerine konuşuyorduk. Türkçe’yi Arapça
ve Farsça kökenli kelimelerden arındırma konusu gündemdeydi.
Fransız profesör bana, çok yanlış bir iş
yapıyorsunuz, dedi. Medeniyetleri dinler doğurur.
Biz Fransızca’dan Latince ve Yunanca kökenli
kelimeleri çıkarırsak geriye birşey kalmaz,
dedi. Ben de, bütün bu kelimeleri Fransızca’dan çıkarıp
atarsanız geriye ne kadar Fransızca kelime kalır,
dediğimde; 300-350 kelime, diye cevap verdi.” (1)
Atilla İlhan’ın sözkonusu televizyon konuşmasında,
“Batı” kelimesini kullandığında “düşman”
kelimesini kullanmayı da ihmal etmediği dikkatimi çekti.
Uzun yıllarını Batı dünyasında geçirmiş
olan birikimli Türkler’de aynı ortak çizgiyi görmek
mümkündür:
Bizim için de yaşayarak tanıma imkânına sahip
olduğumuz Batı ile, bize önceden beyin yıkarcasına
öğretilen ve hayran olduğumuz Batı birbirinden
çok farklı iki ayrı fenomendir.
Dünün “Jön Türkler”i ile bugünün Genç Türkleri
arasındaki fark da burada görülmektedir: İlim
insanlığın ortak malı, fakat hayat tarzı,
kültür değerleri değil. Bugünün Genç Türkleri
bu farklı kültür değerlerinin yeni farkına
varırken, gelişmiş milletler seviyesine
gelebilmek için medeniyet mirasını yok saymanın,
kendisini inkâr derecesinde bir hata olacağının
farkına vardılar. Ve bugünün aydın beyinleri,
hem kendi değerleriyle yüzleşmeye başladı,
hem de Batı’nın bize yönelik kötü niyetini deşifre
ettiler. Şark’ın bir kaos ortamında olduğu
ve Türkiye’nin de kültür erozyonu yaşadığı
hakikatını gözardı etmeden, bu büyük
milletin tekrar tarih sahnesinde layık olduğu yeri
alacağına inanıyorum.
“Türkler büyük bir güç; hoşumuza gitsin ya da
gitmesin, büyük bir güç gibi düşünmeye, bir siyaset
gütmeye alışkınlar.
Bu ideolojik bloklar yerine, süreçleri yola koymak, özellikle,
tamamıyla değilse de büyük ölçüde sömürgeleştirilmiş
bu İslami dünyanın nasıl hem modernlikle bütünleşebileceğini,
hem de tarihiyle, diniyle, hafızasıyla, mutfağıyla
gelebileceğini göstermek istiyordum. Bence tek yolu bu;
dünyada etkisi olan bir vizyon, bir jeopolitik ortaya çıkarmanın
başka yolunu göremiyorum. Avrupa ve Türkiye bu vizyonu
icat edebilir.
Ama ben, Türkleri almış, Türkleşmiş bir
Avrupa’nın bir dünya vizyonu tahayyül edebileceğine
inanıyorum. Bu, büyük uygarlıkların karşılaşabileceği
bir dünya olur, yoksa dine karşı din, beni hiç mi
hiç ilgilendirmiyor. “ (2)
Evet, Osmanlı’yı yeni keşfetmeğe ve
anlamaya başlayan, üstün Batı kompleksinden sıyrılmaya
niyetli olan kendimiz için de, Fransız Sosyolog
Touraine’nin deyimiyle, Batılıların hoşuna
gitse de gitmese de, Türkler büyük bir güç. Bu büyük
potensiyel, sömürgeci Batı’nın insanlık çarelerini
tükettiği 21. asıra ivme kazandıracak, nefes
aldıracak, çareler üretecek ve teklifler
sunabilecek bir güçtür. İkiyüz seneden beri
Batı’nın şaklabanlığını
yapanların hoşuna gitse de gitmese de, bu böyle
zuhur edecektir.
“Müslüman dünya kendine bir çıkış yolu arıyor.
Bu, hem tarihi tecrübesinin devamı hem modern dünyayı
aşmanın cehdi olacak. Osmanlı önemli beslenme
kanallarından birisi olacak.” (3)
Yeni bir dünya vizyonuyla tekrar muassır (çağdaş)
milletler camiasında yerini alacak Türkiye, sömürge/yarı
sömürge altında olan müslüman ülkelerin de gerikalmışlık
ve azgelişmişlik zincirini kırmalarını
teşvik edecek, onlara moral kaynağı olacaktır.
Bu atılım, Fransızca “Jön” yakıştırması/sıfatına
layık görülenler sayesinde değil, attığı
adımdan, ortaya koyduğu medeniyet projesinden emin
olan, özüyle ve sıfatıyla “Genç Türkler”
sayesinde gerçekleşecektir.
(1)
:
Atilla İlhan, Eurotürk, 30. Nisan veya 1. Mayıs
(2) :
Fransız Sosyolog Touraine, 26.4.05 tarihli Radikal
Gazetesi, Nazlı Ökten ile mülakat
(3) :
Ali Bulaç, 3.5.05 tarihli Zaman Gazetesi
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|