·  ANASAYFA  
·  AVRUPA HABER  
·  MEDYA  
·  EKONOMI  
·  FIRMALAR  
·  SPOR  
·  YAZARLAR  
·  BASIN ÖZETLERI  
·  COCUKLAR  
·  KADIN & YASAM  
·  BEDAVA POST  
·  DOWNLOAD  
·  TREIBER  
   
   


  BAKIŞ

               Mahmut Aşkar

 

askar@turkpartner.de


Kendisiyle Kavgalı Millet

Refah düzeyi arttıkça Batı’da olduğu gibi ülkemizde de bilhassa kadınlar arasında yaygınlaşan bir estetik ameliyat furyasına tanık olmaktayız. Derisini gerdiren, yağını aldıran, burnunu düzelttiren, göğüsten sonra dudağını da silikonla şişirttiren, bilmem neresini beğenmiyorsa orasını ameliyat ettirenler; mevcut hallerinden memnun olmayarak, arzu ettikleri görüntüye kavuşmak için bu yola başvuruyorlar. Neticede bütün tabiiliklerini yitirmiş bir estetik insan karşınıza çıkıyor. Bu yeni tip insanın suratında ne gülümseme çizgilerini ve ne de hüzün veya öfkeyi ele veren hatları göremezsiniz. Böylesine şekilden şekile girerek kendisini başkalarına beğendirme gayreti içine girerken sunileşen yaratıklar ruhlarını da kaybetmektedirler. Bu tip insanların ömrü kendileriyle hep kavgalı, başkalarından ise taktir ve ilgi beklemekle geçer.

Bazen milletlerde de insandaki benzeri tezatlıkları, kendisiyle bir türlü barışık olamama hallerini görmek mümkündür. Kendisini bir türlü olduğu gibi kabullenemeyip, iç dünyasındaki kavgasıyla yaşayan bir insanın hayat tarzıyla, dünü (tarih) kabullenmek ve sahiplenmekte zorlanan, kültür değerlerini beğenmeyerek hep başkalarına özenti ve hayranlık içinde olan milletlerin gidişatında bir paralellik vardır. Bu tür milletlerden biri de Türk Milleti’dir.

Tarihimizle kavgamız: Türk tarihini, İslâm’dan önceki dönemi yok sayanlar bir grup, Cumhuriyet Türkiyesi’ni başlangıç kabul edip önceki  dönemi es geçerek İslâm öncesi tarihi işine geldiği tarzda benimseyenler ayrı bir grup, bir de olması gereken yaklaşımla Türklerin ilk tarih sahnesine çıktığı günden günümüze kadar bir bütün olarak kabullenen gerçek tarih anlayışı sergileyen grup var. Bir de bunların içinde bazen İslâm öncesi, bazen sonrası ve bazen de cumhuriyet dönemindeki tarihî kahramanları ilahlaştıran bir zihniyet var ki, o da ayrı bir ihtilaf noktamız...  Daha 1970’li hatta 80’li yıllara kadar Ermeni Meselesi dış güçlerin baskısıyla gündeme geldiğinde, “Canım o konu Osmanlı dönemiyle ilgili, biz ise Cumhuriyet Türkiyesi’nden sorumluyuz” babından gülünç savunmalarla tarihimize bakış açılarını sergileyenlerin bağnaz ve aptalca tutumları yüzünden bu millet bugün iftira ve karalama kampanyasının muhatabı durumunu getirilmiştir.

Dinimizle kavgamız: Dinin adı ister Şamanizm, Budizm, isterse Hıristiyanlık veya İslamiyet olsun, medeniyetleri doğuran dinlerdir. Bu hakikat, insanın inanması veya inanmamasıyla, veyahutta din olarak nitelenen inanç sisteminin “hak” veya “batıl” olmasıyla alakalı değildir. Gıpta ile baktığımız Batı’da din adamlarının, dini müesseselerin ve din kültürünün ayrıcalıklı, özel muamele ve kabul gören bir yeri vardır. Bu durum, Batılı insanların çoğunluğunun dinsiz olması gerçeğine rağmen böyledir. Bizde hem düşünürlerimizin hem de sıradan vatandaşımızın din ile bağlantılı meseleleri vardır. Aydınımız, dine Batılı aydının bakış açısıyla yaklaşmakla zaten dinin özüne ve inanç kültürüne uzak kalmaktadır. Müslümanların genel çıkmazı, Hz. Peygamber’in yaşadığı ve sunduğu din anlayışını idrak ve tatbik edememekten kaynaklanmaktadır. Vaziyet bundan ibaretken, “Köktendinci” veya “Fundamantalist” gibi Batılı terimlerle müslümana yaklaşırsanız, aydın olarak sizin bu konudaki hem cehaletiniz ortaya çıkar, hem de müslüman halkınızla ters düşersiniz. Bu ters düşme, din kaynaklı bir hayat tarzının tamamına yansıyarak kavgalı bir ortam doğurur.

Din eksenli kavgamızın bir başka boyutu da, inanalar arsında yaşanmaktadır. Küreselleşen bir dünyada cihanşumül (evrensel) bir din olan İslam’ın mezhep, tarikat seviyesinde algılanması ve aydının dinden uzak durması neticesinde dindar kesimin genel kültür seviyesinin düşük olmasından kaynaklanan durum ise, millet olarak kavgalı hayatımızın canlı tutulmasına zemin hazırlayan başka bir sebeptir. Bir de buna din istismarcıları ve simsarlarını ilave ederseniz, vaziyetin vahameti daha da berraklaşmış olur.

İnsanımızla kavgamız: Bizim yaşadığımız coğrafyada hakim bir hayat tarzı, medeniyet değerleri vardı. İnsanlar din, ırk ve bölge farklılıklarına rağmen uyum ve huzur içinde, birbirlerini olduğu gibi kabullenerek, tahammül göstererek yaşarlardı. Şimdi ise, tahammül ve müsamahanın ortadan kalktığı, bilhassa büyük şehirlerdeki insan yığınları arasında nezaket, adalet, insana saygı ve hürmetin günlük hayattan çıkarıldığı, helal ve haram kavramlarının bir mana ifade etmediği bir Türkiye gerçeğiyle yüzyüzeyiz. Böylesine bir ülkeye, “Tezatlar Ülkesi” desem acaba abartmış mı olurum?..  Köylüsünden şehirlisine, bürokratından siyasetçisine, okumuşundan öğrencisine kadar bu milletin ezici çoğunluğunun sadece Avrupa Birliği’ni ümit kapısı, kurtuluş reçetesi olarak görmesi, idarecilerimizin genel gidişatımızı AB’den gelen direktifler doğrultusunda şekillendirmesi, ibret alınması ve netice çıkarılması gereken vahim bir durumdur.

İçimizdeki farklılıkları çok iyi dercede idrak edip kabullenerek çıkış yollarını biz aramalıyız. Devletin başıyla hükümetin başı arasındaki anlaşmazlığı, üniversite kapısından geri çevrilen başörtülü kızların meselesini, milli-manevi değerlerimizin ve tarihî birikimimizin entelektüel seviyede yorumlanarak halkımıza taşınmasını biz halletmeliyiz. Başkalarına benzemek serüvenimizin bize en az ikiyüz yıla mal olduğu halde gelmiş olduğumuz noktayı artık idrak edip aslımıza dönmenin, kendimizle barışmanın yollarını aramalıyız. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI:

   
SAYFA BASI

| Ana Sayfa | Haberler| Gazeteler | Ekonomi | Firmalar | Spor | Yazarlar 

Copyright © Mima Datentechnik / Jülicherstr.20 / 52070 Aachen / Deutschland
Tel:
+49 (241) 900 57 50 (pbx)  Fax: +49 (241) 99 777 57  
e-posta:
info@Turkpartner.de
Bu site Mima Datentechnik Internet Servisi tarafýndan hazýrlanmaktadýr

Mahmut Aşkar
Kendisiyle Kavgalı Millet
Yılmaz Kuzucu
Bir başka açıdan Diyalog
Hasan Kayıhan
Avrupa'da Türkçenin Geleceği
Nuran Yelkenci
Örnek Müslüman Kadın Hz. Meryem
Fikret Ekin
Komplo Teorisi Yok-2
Halil Gülel
Gerçek Güzellik
M. Ali Aladağ
Bizim  Diyalogcularımız
Mustafa Can
Çağımızın Dervişe Açık Kapıları Var mı…
Ayten Kılıçarslan
Erkekler farklı mı ölür?
Sebahattin Çelebi
İstanbul, hiçbir şeyim...
Hidayet Kayaalp
Övgülerle sövgüler arasında
Orhan Aras
Ali ile Nino hala yaşıyor
Şensel Aşkın
Küresel ruh krizi
Serdar Çelebi
Birlik yolunda ilk çabalar..
Betül Parlar
Sigara Bağımlılığı
Muhsin Ceylan
Berlin’e hayali bir soru
Ozan Yusuf Polatoğlu
Bir taraf ‘şan’ (!) alıyor
Bir taraf ‘perişan’ oluyor
Şefik Kantar
Bir Yürüyüşün Anotomisi
Dr. Nebil Bozdoğan
Botox zehir mi ilaç mı?
Üzeyir Lokman  Çaycı
Hanga Hunga
Yakup Tufan
Uyum nedir?
Sizden Biri
Sen neymişsin be abi?
Ali Kılıçarslan
Utandıran Pano
Alperen Çelik
Yeni Vietnam IRAK
İsmail Altıntaş
İslâm Dininin Engellilere Sağladığı Kolaylıklar
Latif Çelik
Aynı acıyı duyanlar en samimi olanlardır
Dr. Nebil Bozdoğan
Kozmetik cilt tedavisi amaçlı lazer uygulamaları
İsmail Tüysüz
Yılbaşı ve noel kutlamaları hakkında neler biliyoruz
Fazlı Arabacı
Yaralı bir bilinç