|
KADIN
VE
DİN
İSTİSMARI
VE
İHTİLAFI
Hangisi olursa olsun, istismar edilmeyen din ve hangi
milletten olursa olsun, istismar edilmeyen kadın varmıdır
acaba? Burada “kadın”dan kastımız; hem
cinsiyet olarak insanların “kadın taifesi”, hem
de kadınlık mefhumudur. M.Ö. ve M.S. sonraki
zamanlardan başlayarak günümüze kadar kayıtlara
geçen insanlık tarihinde, fizikî ve ekonomik güce
sahip erkeğin kadını istismar ettiği ve
onu baskı altına aldığını görmek
mümkündür. “Beyaz Kadın Ticareti” olarak tarih
sayfalarına geçen gerçekler, bildiğimiz sıradan
tarihî bilgilerdir. Daha başında bulunduğumuz
21.Yüzyıl’da dahi kadın ticaretinin, fakir ülkelerden
getirilen “taze et”lerle zengin ülkelerdeki tek dişi
kalmış “çakal”ları doyurma, çirkefliği
şeklinde devam etmektedir.
Bu yetmezmiş gibi bir de “senin kadının köle,
benimki hür” tarzından müslüman-hıristiyan atışmasında
Batı’dan gelen bu tür sataşmaya karşı;
Müslüman Doğu’dan; “senin ‘hür’ dediğin
kadının, aslında kapitalın kölesidir”
cevabı gecikmeden geliyor. Müslüman Doğu’da kadın
yerine göre; töre, din, erkeklik adına ve bunların
toplamının neticesi, cehalet kaynaklı istismara
maruz kalırken, Hıristiyan Batı’da kadın;
sınırsız özgürlük (!), tüketim toplumunun
en çok tüketeni, kapitalizmin reklam aracı, “cinsel
obje” olarak ve kadınımsı değerler
soyguna uğrayarak, kendisi de soyundurularak istismar
edilmektedir.
Hıristiyanlıkta Hz. Meryem’le sembolize edilmeğe
çalışılan hıristiyan kadınla, ne
Ortaçağ hıristiyan kadınına ve ne de
modern-postmodern zamana kadar intikal eden kadın arasında
değerler ve cemiyetteki yeri bakımından bir
paralellik göremiyoruz. İslâm öncesi cahiliye döneminde
kadının Arap toplumundaki konumu, ona biçilen değer,
artık okul çocuklarının da bildiği sıradan
bilgiler arasındadır. İslâm’ın
gelmesiyle devrim niteliğindeki ilk uygulamalardan birisi;
kadına insanlık değerleri iade vedilerek, alınıp
satılan meta olmaktan ve yerine göre diri diri gömülmekten
kurtarılmasına, birçok ayet ve hadiste bu konuya atıfta
bulunulmasına ve en son olarak Hz. Peygamber’in “Veda
Hutbesi”nde de kadın haklarının altı çizilerek
ifade edilmesine rağmen, ‘müslüman erkeğin
tahakkûmu altındaki kadın manzarası’ bizim
coğrafyamızın devam eden özelliklerinden
birisidir, maalesef!...
Bilhassa Hıristiyanlığın ortaya çıkmasıyla
başlayan din savaşları bazen, müslümanlara
karşı “Haçlı Seferleri” olarak yapılmış,
bazen de Hıristiyan dünyasında asırlara yayılan
“Mezhep Savaşları” olarak devam etmiştir.
Avrupalı sömürgeciler, yeni kıtaları ve zayıf
ülkeleri işgal ederken Hıristiyanlık adına,
gittikleri yerleri kan gölüne çevirmekten çekinmemişlerdir.
Müslümanların kendi içlerindeki “din için”
birbirlerine öldürmeleri ne yazıkki son bulmuş değil.
Kadını suistimalden daha beter ve korkunç
boyutlarda din istismarı günümüz gerçeklerindendir.
Din öyle bir bitmez tükenmez kaynaktır ki, çareleriniz
ve kaynaklarınız tükendiğinde, “ey ahali din
elden gidiyor!..” deseniz, veya “yobazlar şeriatı
getirecek, özgürlüğümüzü elimizden alacaklar...”
deseniz, muradınıza hasıl olursunuz. Bazen
cehennemden korkutarak, bazen de cennet vaadinde bulunarak
emelinize ulaşırsınız. Din lehine veya
aleyhine sinsice yapılan her icraat taraftarına
kazandırmaya devam ediyor.
Kadın gibi din mefhumu etrafında döndürülen
dolaplar da sadece belli bir milliyete veya dine mahsus
istismarlar değildirler. İşin en ilginç yanı
ise; hem seküler insanımızla dindar insanımız
arasında, hem de Hıristiyan-Müslüman diyaloğunda
iki esaslı ihtilaf (anlaşmazlık) konusu vardır.
Bunalardan birisi; kadın, diğeri ise; din’dir.
Belki zamanla kendi içimizde anlaşma sağlayabileceğimiz
bir ortak nokta bulunabilir. Fakat İslâm-Hıristiyan
diyaloğunda bu iki konu üzerinde karşılıklı
suçlamalar devam edecektir. Çünkü, bir tarafta yaşanılır
olmaktan çıkarılarak kiliseye hapsedilen bir din
anlayışına karşılık, hayatın
her zerresine müdahele eden ve beraberinde reçetisini de
sunan bir dinin tavır alışı vardır.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|