|
BAKIŞ
Mahmut Aşkar
|
|
|
askar@turkpartner.de
|

Kalabalıkların Yalnızlığı
“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden”
(N.F.
Kısakürek)
Amerikalı Psikolog, Prof. Dr. Robert Levine’nin yaptığı
araştırmalara göre; ağırlıklı olarak “hızlı” yaşayan,
geleceğiyle ilgili birbiri ardına plan-proğram yapan ve buna
kafa yoran ferdin, yaşadığı ana ayıracak pek zamanı
olmazmış. Aynı istikamette, Prof. Levine değişik ülkelerde
ve farklı kültürlere mensup toplumlarda yaptığı
araştırmalarda, bir şehirde insanlardaki genel yardımlaşma
duygusunun, o şehirdeki sosyal hayatın hız kazanmasıyla
düştüğü sonucuna varmıştır. (*)
Sanayileşmeye paralel şehirleşme hayatı, değişik ülkeler ve
kültürlerde farklılıklar arz etse de, insanlar üzerinde
doğurduğu sosyal ve psikolojik sonuçlar itibariyle
birbirinden çok da uzak değiller. Nitekim yukarıda adı geçen
araştırmada, New York’taki insanın Mexico City’dekinden daha
hızlı yürüdüğü, konuştuğu ve yediği tesbit edilmiştir.
Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayanların,
taşradakilerden daha fazla zaman fukarasıdırlar. Yine bu
şehirlerimizdekileri bir Paris veya Berlin gibi Avrupalı
metropollerde yaşayanlarla kıyasladığımızda, Türkiye’deki
şehirlinin Avrupalıya nazaran daha düşük süratte bir hayat
akışı içinde olduğu ortaya çıkar. Bu da, Meksika ve A.B.D.
örneğinde olduğu gibi, farklı ülke veya kültürden
kaynaklanan bir durum olsa gerek...
Poğramlanmış bir hayata adapte olabilmek için nerdeyse
saniyeleri kovalayan çağdaş insan, yanıbaşında
olup-bitenden, bazen de ölüp-yitenden haberi bile olmuyor
veya dönüp bakacak kadar zamanı yoktur. Sanki sadece
rekabetten müteşekkil bir hayat ve rakiplerden oluşan bir
dünyada kendini zanneden ve hayatı da böyle algılayan
insanın, hemcinsleriyle birşeyleri paylaşması, onlarla
yardımlaşması ve bütünleşmesi zordur. Rakiplerle kuşatılmış
bir hayat anlayışı için ölesiye rekabet artık
kaçınılmazdır... Günümüz itibariyle ticarette, siyasette ve
ilim sahasındaki geçerli, kabul gören rekabet anlayışı,
kariyer uğruna çiğnenen dostluklar, ezilen gururlar, feda
edilen sevgiler, hiçbir insanî değerle örtüşmesi mümkün
değildir.
Ömür boyu bir yastıkta kocamak, acı ve tatlı günlerde hep
beraber olmak için birbirlerine söz veren, sadakat yemini
içen eşler bile dışarıdaki rakiplere karşı teyakkuz
halindedirler. Bu yörüngeye giren herkes sadece kendisi için
vardır. Geçerli slogan: Altta kalanın canı çıksın! Kazanmak
için batırmak, yükselmek için ezmek; yerine göre yazılmamış
bir kural, yerine göre de geçerli bir metottur. Belki de
insanı en çok ürküten şey; bu çağdaş hayatın, kitleler
halinde çağdışı algılama biçimine dönüşmesi ve en normal
insanlar tarafından bile artık gayet “normal” telakki
edilmesidir.
Giderek daralan dost çevresi, azalan komşuluklar, bayramdan
bayrama “sms”ler yoluyla hâl-hatır sormalar, giderek azalan
fedakârlık ve sorumluluklar neticesinde artan boşanmalar,
sorumluluktan kaçınmalar, insanı giderek yalnızlık girdabına
sürüklüyor. Batı tipi modern toplumlarda zuhur eden
yalnızlık, insan sağlığını tehdit eden hastalıklara ortam
hazırlayan, davetiye çıkaran bir içtimaî fenomen olarak ilim
adamlarını kara kara düşündürmektedir. Yukarıda adını
verdiğimiz psikoloji dergisinde neşredilen bir başka
araştırma sonuçlarına göre, Almanya’da “Lotto” oynayan her
dört kişiden biri, dahil olduğu oyun grubuyla şansını
denemektedir. Para kazanmaktan ziyade, kalabalıklar içinde
yalnızlaşan insanda bir gruba dahil olmak duygusu daha ağır
basmaktadır. Bir ‘lotto oynayanlar grubu’ olarak
birliktelik, insanlar arasındaki sosyal münasebetleri ve
ortak paylaşım duygusunu pekiştiriyor. Bir başka araştırma
ise, “mutluluk eşittir aile” diyor. Çünkü toplumdaki ilk
birlikteliğin temeli ailede atılır ve birlik-beraberlik,
paylaşım ve dayanışma ruhu önce ailede verilir.
En güzel dualarımızdan birisi olan; “Allah birlik ve
beraberliğimizi daim kılsın”dır ama yalnızlığı birliğe
tercih eden fertler veya bölünmeğe çanak tutan toplumlar da,
kendi kendilerini cezalandırmış oluyorlar. Yine Amerika
Birleşik Devletleri’nde mutlulukla ilgili yapılan bir
araştırmada, deneye tabi tutulan şahıslara bir miktar para
veriliyor ve nereye, ne için harcayacakları serbest
bırakılıyor. Daha sonra bu gruba mutluluk testi yapılırken,
en çok mutlu olanlar veya kendini öyle hissedenler, harcamak
için verilen paralardan ihtiyaç sahiplerine yardımda
bulunanlar olduğu tesbit ediliyor. Araştırmayı yürüten
akademisyen Elisabeth Dunn, bunun üzerine yetkililerden;
“millî refahın, tabana daha fazla yayılarak ulusal
mutluluklara vesile olması için” yeni bir vergi politikası
talep ediyor (a.g.e).
Bu durum bize; terkedilen “Vakıflar Medeniyeti”ni, ‘sadaka
taşları’yla bir benzeri olmayan Türk-İslâm Medeniyetini
hatırlatıyor. ‘Alan el veren elden üstündür’ derken, ‘sağ
elin verdiğini sol el bilmesin’ düsturunun geçerli olduğu
medeniyetimizi hatırlatıyor. Ve
Zekât’la taçlanmış İslâm Medeniyetinin, refahı ve mutluluğu
tavandan tabana yaymış olmasını hatırlatıyor. Bu araştırma
bize; yoksulları, yetimleri, sahipsizleri bir zamanlar nasıl
sahiplendiğimizi, kucakladığımızı ve yalnız bırakmadığımızı
hatırlatıyor. Elizabeth Dunn, şayet bizim kültür
coğrafyamızda yetişmiş ve bu araştırmayı da bizim ülkemizde
yapmış olsaydı; “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!”
diye haykırır, bizi ikaz eder ve kendi mukaddeslerine sırt
çevirenlerden ve onları tüketenlerden karşılık görmeyince;
“Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?” sorusunu
zihinlere havale ederdi.
Biz işte böylesi bir zamanda, kaldırımların kaldıramadığı
kadar, sokakların taşıyamadığı kadar kalabalıkların içinde
ben, sen ve o olarak yalnızız. Kendimizi kandırmayalım;
ötekiler, onlar gibi bizler de “biz” olarak yalnızız! O
kadar yalnızız ki, ‘biz bize’ olduğumuz anlarda bile yine
yalnızız...
Bu yalnızlığı yazmaya devam edeceğiz.
(*) : Psychologie Heute, Januar 2009
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
Kalabalıkların
Yalnızlığı
Hangi
İnsanın Hakları?
Medeniyetin
Utanç Tablosu
Dinine
Değil Dindarlığına İtirazım Var (2)
Dinine Değil
Dindarlığına İtirazım Var
Ana!
Batı’nın
Şarklısı veya Şark’ın Batılısı
Ahlâkî
Kodlarımız
“Globallaşmanın
Pezevenkleri”
Modernizmle Gelen Devrimler
(3)
Modernizmle Gelen Devrimler
(2)
Modernizmle
Gelen Devrimler
Derdimiz
de var dermanımız da...
“Allahsız
Komünizm” ile “Allahlı Kapitalizm” Arasında
“Türkiye
sadece Türklerin değil”
SAYFA
BASI
|