|
Kıblesi
Şaşırtılan
Millet
Ana
karnından dünyaya teşrif ettirilen her çocuk-insan
masum olarak doğar. Zamanla o insanı “hırsız”
veya “katil” yapan; yetiştiği/yetiştirildiği
ortam ve(ya) yetiştiren aile, okul gibi müesseselerdir.
Anadolu insanının önsezisi kuvvetlidir. Adamın
görüntüsü ve yolda yürüyüşünden notu verilir.Yaşını
başını almış insan, kasaba veya köyündeki
tanımadığı gence, “Oğul sen
kimlerdensin?” sorusuyla genç adam hakkında kestirme
kanaat sahibi olurken, kafasında onunla ilgili notunu da
böylece düşmüş olur. Bilhassa gelin veya damat
tercihinde sözkonusu aile ölçüdür. “Anasına bak kızını
al” sözü boşuna söylenmemiştir. Binyıllara
dayanan bu hayat tecrübesinden çıkarabileceğimiz
netice; ahlakî ve
insanî değerleriyle sağlam olan aile, sülale veya
toplumlarda yetişen insan muteberdir.
Milletler değerlendirilirken herşeyden önce
tarihlerine bakılır. O milletin tarih süreci içinde
inişleri çıkışları, (eğer varsa)
meydana getirdiği medeniyetleri, milletine mal olmuş
öncü şahsiyetlerinin tarih-siyaset-ilim ve kültür
alanında yaptıkları, diğer halklar, millet
veya devletlerle münasebetleri, sözkonusu milletin nereden
gelip nereye gidebileceği ile ilgili yeterince ipuçlarını
vermiş olur. Gerek aile fertlerini ve gerekse toplumu yönlendiren,
ona hem fert, hem de millet bazında hayat grafiğini
tayin etmede belirgin rol oynayan amiller, yukarıda ifade
etmeğe çalıştığımız ögelerdir.
Sağlam bir aile terbiyesi ve okul eğitiminden geçmiş
bir insanın özüne ters düşecek bir hayat çizgisi,
yaşantı seyri ortaya koyması ne kadar acaip ve
istisnai bir durum ise, töresi, kültürü ve inanç değerleriyle,
tarih içindeki süregelen istikametinden apayrı bir yöne
doğru yol alması da bir millet için o kadar acaip
bir vaziyet ve üzerinde düşünülmesi gereken
“anormal” bir husustur.
Şaşırmakla yitirmek arasındaki fark büyüktür:
Herhangi bir şeyi yitiren insan, yitiğini ararken,
neyi aradığının farkındadır.
Fakat şaşıran insan öyle değildir! Birşeyleri
aradığı her halinden belli olmasına rağmen,
neyi aradığını bilememektedir. Gideceği
yönü şaşıran yolcu da tıpkı bir “şaşkın
ördek” gibidir. Bir kavşağa gelir ki, değişik
istikametlere giden yollardan hangisinin kendi yolu olduğuna
bir türlü karar veremez çünkü şaşırmıştır.
Efendim, arife tarif gerekmediği gibi siz de ne anlatmak
istediğimi zaten çoktan beridir anlamışsınızdır.
Benim milletim şaşkınlığının
farkına henüz daha tam varamadı, çünkü hiçbir
millet kendiliğinden şaşırmayacağı
veya mucizeler yaratamayacağı gibi Türk Milleti de
şaşırmadı, şaşırttılar!...
Kılavuzları, mihmandarları bu millete yanlış
yol tarif ettiler ki, hayli zamandır dere tepe inip çıkmasına
rağmen hedefe bir türlü ulaşamıyor. Bizim
gibi tezatlar içinde kıvranan başka bir millet daha
var mı yer yüzünde?... Geride bıraktığımız
onca imparatorluk ve medeniyetlerimizi görmemezlikten
gelirken, insanlığa hizmet gayesiyle vücuda getirdiğimiz
küre ölçekli değerlerimizi inkâr derecesinde başkalarınınkine
sarıldık. Millet olarak asıl şaşkınlığımız,
Avrupa’nın kendi şartlarından kaynaklanan çelişkili
düşünce sistemi ve hayat tarzına dahil edilmemizle
başladı. Ahlakî,
insanî ve imanî “norm”ları ölçülerimize,
“normal”ları da uygunlarımıza uymadı!...
ABD’nin dünyayı tek başına sömürme ülküsü
karşısında yeterince pay alamadığı
için çareler arayan ihtiyar Avrupa, bugünlerde kendi
derdine düşmüştür. AB’nin Brüksel Eliti kendi
halklarıyla ters düşerek cedelleştiği bir
zamanda, Türkiye Avrupa Sevdalılarının içine
kurt düştü. Kesintisiz yüz seneden beri verdikleri mücadelenin
Brüksel kapısından geri dönmesinden korkuyorlar.
Karga kılavuzluğu kadar öncülüklerinin sebebiyet
verdiği vahim neticelerin halk tarafından idrak
edilmesinden, direktif aldıkları efendilerine mahcup
olmaktan korkuyorlar. Bunların, Türk Milleti’nin kendi
değerleri üzerinde yükselmesi gibi bir gayeleri yoktur.
Tek endişeleri, Beyaz Türkler Dukalığının
ellerinden gitme tehlikesidir.
Fabrikada çalışan işçi, sıradan memur,
esnaf, köylü, yani geniş halk yığınları
işin derinliğini bilmez. Avrupa Birliği’ne
girersek, rüşvetçilikten, yoksulluk ve yolsuzluktan,
insan gibi muamele görememezlikten, adaletsizlikten kurtulacağımızı
ümit ederek “evet” diyoruz. Bu halk, AB’nin Anadolu
insanını zenginleştirmek ve Türkiye’yi (bizim
temenni ettiğimiz düzeyde)
kalkındırmak gayesi taşımadığını
bilmiyor. Bu Millet, Avrupalı halkların ezici çoğunluğunun
Türk’ü sevmediğini ve içinde görmekten son derece
rahatsız olacağını, şayet eskaza lütfedip
içlerine alırlarsa muhakkak sinsi bir planları
olacağını bilmiyor! Vahşi kapitalizmin doğuş
yeri olan Avrupa’da tıkanma noktasına geldiğini,
çok geçmeden Batı’nın tekrar kendi hayat tarzı
çerçevesinde yeni çıkış yolları aramaya
başladığını da benim halkım henüz
daha kavramış değil!
Sadece halk mı?.. Onların kıblesini şaşırtanlar
da henüz daha bu şaşkınlıklarının
farkında değiller.
YAZARIN
DİĞER
YAZILARI:
SAYFA
BASI
|